Bugünkü yazımı çocuklara ayırıp, onlara üç hikâye anlatacağım. Onlar da bu hikâyeleri okuyup, öğrensinler ve derslerine çok çalışıp başarılı olsunlar.
Ha unutmadan, anlatacağım hikâyeler yalnızca küçük çocukları değil, 35- 40 yaşındaki büyük çocukları da kapsıyor.
Tabii anlatacağım bu hikâyeler 1870'li yıllarda yayınlanan Osmanlıca çocuk dergilerinden alınmış. Dolayısıyla nerdeyse hepsi 130-140 yıllık hikâyeler. Öyleyse sözü uzatmadan sizi hikâyelerle baş başa bırakalım:
Birbirine balta vermeyen dört kardeş...
Vaktiyle 4 karındaş var idi. Bu 4 birader her gün evlerinden çıkıp, faidesiz eğlenceler ile vakitlerini geçirirlerdi. Bu çocukların büyüğü, daima elinde bir balta olarak, bayır ormanlık yerlerde öteyi beriyi kesip kazmak ile uğraşır idi. Öbür biraderleri ise her zaman kendisiyle beraber giderler ve balta ile ne işlediğine bakarlardı.
Bir gün bu çocukların biri, büyük ağabeysine "aziz karındaşım, biraz baltayı bana ver şurada bir şey keseceğim" dedi. Lakin karındaşı baltayı kendisine vermedi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, yine bu çocuk baltayı tekrar talep eyledi ise de, alamadı. Bir zaman sonra baltayı en küçükleri istedi; buna dahi sert bir çehre ile vermeyeceğini anlattı. Nihayet çocukların, baltayı her gün talep etseler, alamayacaklarına akılları erdi.
Bunun üzerine her biri para katıp birer balta aldılar. Bir de bir gün, büyük biraderleri deniz kenarında odun yarmakta iken, her nasılsa baltasını denize düşürüp kaybetti. İşi yarım kaldığı cihetle, koşarak karındaşlarının birine gidip "aman birader! Baltamı kayıp eyledim. Bununla beraber işimi de bitiremedim. Rica ederim baltanızı biraz bana veriniz de, şu işimi tamamlayıp, bitireyim" dedi. Bunun üzerine karındaşı "geçende sen baltanı bana vermedi idin, şimdi de ben sana baltayı vermem" diye cevap verdi. Bunun üzerine kalkıp öteki biraderine gidip baltayı istedi. O da aynı şeyleri söyledi. Sonra üçüncü biraderi olan en küçük biraderinden yardım istedi. Bu biraderi "her ne kadar sen baltayı bana vermedi isen de, ben senden âlicenap olduğumdan işte baltayı sana veriyorum. Hem de rica ederim kendi baltan gibi kullan" deyip baltayı verdi. En küçük karındaşının bu cömertliği çocuğun kalbine ziyadesiyle tesir ettiğinden, gözleri dolu olarak "lütfunuz pek büyüktür. Fakat benim etmiş olduğum insaniyetsizliği af ederek, şu ettiğiniz âlicenaplık daha büyüktür. Bu halde sahihan benim biraderim imişsin" dedi. Biraderi dahi "hepimiz bir pederin evladı değil miyiz? Cümlemiz bir kandan vücuda gelmedik mi?" diye cevap verdi.
Bunların bu hallerini Allah'ın emirlerini yerine getirip, haramlarından kaçınan bir insan olan babaları duyunca, hepsine hitaben "büyük karındaşınız insaniyetsizlik eyledi, lakin pişman oldu. Onun küçüğü dahi insaniyetsizlik etti, çünkü cahillik etti. Daha küçüğünüz de yine insaniyetsizlik etti. En küçüğünüzün gönlü ise, hakikaten sultan imiş. Zira fenalık edene âlicenaplık eyledi" dedi.
İşte bu çocuklar pederlerinin şu sözlerinden dersler çıkarıp, daima biri birine yardım ve iyilik ederek büyüdüler ve safa ile ömür sürdüler.
Maymunların külahlarını çaldığı adamın hikâyesi...
Adamın birinin satılmak üzere yanında bir hayli kırmızı külah var idi. Bunları satmak için şehre giderken, bir ormandan geçmeye mecbur oldu. Vakit öğle olduğundan, güneşin beynine doğru vurduğu cihetle, güneşin hararetinden kendisini korumak istedi. Bu sebeple büyük bir ağacın altına gidip oturdu. Bohçasından bir tane külah alarak, başına giydikten sonra uykuya daldı. Biraz sonra uyanınca, bohçasında bir tane külah bulamayınca, çok şaşırdı. Ve ağaçların sık dallarında, bu zamana kadar duymamış olduğu acayip ses ve şamatalar işitince, ağaclara doğru başını kaldırıp baktı. Biçare satıcı ne görsün. Ağaçların üzerinde başlarına birer külah giymiş, pek çok maymun var. Satıcı uykuya dalmazdan evvel, kendi başına bir külah giymemiş mi idi? İşte bu maymunlar dahi bohçadan birer külah çalıp, satıcıyı taklidini etmişlerdir.
Zavallı satıcı külahları bıraksınlar diye, bağırmış çağırmış ise de, maymunlar dudaklarını açıp dişlerini göstermekte ve gözlerini açıp kapayarak, yüzlerini buruşturmakta devam eylemişler. Satıcı bunların hallerine hiddet ettikçe, hayvanlar dahi hiddetin taklidini etmişler. Satıcı artık külahları bunlardan alabileceğinden ümidi kesip, başındaki külahı çıkararak, maymunlara hitaben "ah küçük hırsızlar! Eğer kafanızda bulunan külahları iade etmeyecek iseniz, işte bunu da alınız" diye hırsla külahı yere atar atmaz; maymunlar dahi birer birer külahları çıkarıp yere atmışlar. Satıcı külahları toplayıp, memnun bir şekilde ormandan gitmek istediği memlekete doğru yol aldığı rivayet olunur.
Kaplumbağa iletavşanın yarışı...
Bir gün bir kaplumbağa ile bir tavşan müsabaka etmek için, dağın eteğini hudut tayin ettiler. Ama tavşan kendi vücudunun hafifliğine ve hareketinin seri olmasına güvenerek, tembellik edip yolda uyudu. Lakin kaplumbağa kendi vücudunun ağır olduğunu bildiğinden, tembellik etmeyip hemen yürüdü; binaenaleyh tavşandan evvel dağa vasıl oldu. Tavşan uykudan uyanıp kaplumbağanın kendinden evvel mahal maksuda eriştiğini görünce, eyvah keşke uyumayaydım, dedi ise de, nedamet fayda vermedi.
Çocuklara tavsiye ve öğütler
İşte çocuklar siz de aklınıza, zekânıza güvenip de tembellik etmeyesiniz. Gece ve gündüz derslerinize çalışıp, daima ileri gitmek için çalışıp, gayret edesiniz. Eğer siz de tavşan gibi uyuyup kalır iseniz, arkadaşlarınız sizi geçip mükâfat kazandıklarını gördüğünüz vakit pişman olursunuz, fakat bu pişmanlığın fayda vermeyeceğini şimdiden hiç hatırınızdan çıkarmayınız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



