Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.)’in çocuklara ilgisi, onlara olan sevgisi göz kamaştırıcı bir mahiyet arz eder. Bunun pek çok misalleri vardır. Bunlardan biri sahabeden Cabir b. Semüre’nin kendi çocukluk günlerine dair anlattığı bir hatıradır. Peygamberimizin çocuklarla olan ünsiyetini gösteren hatırasını Cabir(r. a.) şöyle nakleder:
“Resulullah’la beraber bir gün öğle namazını kıldım. Sonra Resulullah evine gitmek üzere yürümeye başladı. Ben de onunla birlikte yürüdüm. Yolda kendisini bazı çocuklar karşıladılar. Allah Resulü kendisini karşılayan çocukların teker teker yanaklarını okşadı. Bana gelince benim de yanaklarımı okşadı. Yanaklarımı okşarken O’nun mübarek elinin serinliğini ve kokusunu hissettim. Sanki Resulullah’ın ellerinin güzel kokusu, güzel koku satan bir kişinin tablasından çıkmış gibiydi.” (Müslim, Fedail, 80).
Yine Cabir (r.a.) anlattığı şu örnek Rahmet Peygamberinin çocuklarla olan ilişkisini, iletişimini, onlara karşı muhabbetini göstermesi açısından son derece önemli bir örnektir: Hz. Peygamberle birlikte bir yemeğe davet edilmiştik. Davet edilen eve doğru giderken yolda çocuklarla birlikte oynamakta olan sevgili torunu Hz. Hüseyin’e rastladık. Hz. Peygamber ona doğru yöneldi ve onu tutup kucaklamak istedi. Lâkin bu isteği sezen Hz. Hüseyin kaçmaya başladı. Bir yandan kaçıyor, bir yandan da gülümsüyor ve Dedesinin kendisini yakalamasını istiyordu. Bu kaçmaca ve kovalamaca oyunu, Hz. Peygamber’in torununu yakalamasıyla neticelendi. Nihayet onu yakalayan Hz. Peygamber, bir elini onun çenesini altına diğer elini de başının arkasına koydu, sonra da onu kucaklayarak öptü. (Kandehlevi, Hayatu’s- Sahabe, III, 249.)
Asr-ı Saadet döneminde çocuk olan sahabelerin anlata anlata bitiremediği bir konudur, Hz. Peygamberin çocuk sevgisi… Kimi Sevgili Peygamberimizin kendisini kucaklayıp doya doya öptüğünü, kimi başını okşadığını, onlarla ilgilendiğini, iltifatlar ettiğini, hatta onlarla oynadığını, şakalaştığını sitayişle anlatır. Kimi de kendisine hediyeler verdiğini, hastalığında ziyaret ettiğini, bineğine alıp gezdirdiğinden söz eder. Kimi de O’nun güler yüzünden, tatlı sözlerinden, zarafetinden, inceliğinden, müşfikliğinden uzun uzun bahseder… Nitekim cennetle müjdelenen sahabelerden biri olan ve adaletiyle nam salan Hz. Ömer(r.a.)’in, Rahmet Peygamberinin “merhamet derslerini” içeren şu örnek olay Hz. Peygamber’in çocukları merhamet ve muhabbetindeki arka planı pek veciz biçimde ortaya koyan çarpıcı bir örnektir:
“Hz. Peygamber’in huzuruna Hevazin kabilesinden bazı esirler getirilir. Bunların içinde emzikli bir kadın da vardır. Lâkin bu emzikli kadın çocuğunu kaybetmiştir. Yüreği acılı anne bir yandan çocuğunu ararken bir yandan da önüne gelen çocukları kucağına alıp emzirir. Nihayetinde esirler arasında çocuğunu bulunca dünyalar onun olur ve kucağına sımsıkı sarmalar, bir yandan öperken bir yandan da onu emzirmeyi sürdürür. Kadını izlemekte olan Rahmet Peygamberi, kadının bu davranışlarını örnek göstererek, Cenab-ı Hakk’ın kullarına olan sevgi ve merhametini hatırlatır ve Sahabeye yönelerek: “Şu kadının çocuğunu ateşe atacağını düşünür müsünüz?” diye bir soru tevcih eder. Sahabe: “Hayır, gücü yettiği sürece atmaz” diye cevap verir. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “İşte Allah, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha çok kullarına merhametlidir” buyurarak merhametin, müşfikliğin önemine vurgu yapar. (Bkz. Buhari, Edeb, 18).
Yine bu doğrultuda Hz Peygamber Mescidde sahabelere konuşurken, iki tarafına oturttuğu torunlarını konuşma aralarında bile muhabbetle öpmesi gerek psikolojik ve gerekse pedagojik açıdan üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir erdem numunesidir.
Kız torunu Ümâmeyi omzunda taşıyan Hz Muhammed (s.a.v.) onu indirmeden namaz kılmış, rükû ve secdeye gittikçe yere bırakmış, ayağa kalktıkça tekrar omuzlarına almıştır. Namazda, secde sırasında sırtına binen torunlarını, kendiliklerinden ininceye kadar secdeyi uzatmıştır. Sevgili Peygamberimiz, “Çocuğu olan çocuklaşsın” (İ. Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, VIII, 57.), derken kendisi de çocuklara ilgisiz kalmamış, onlarla oynamış, ayrıca onları oynamaya teşvik etmiştir.
Bu minvalde şu örnek olay bir yandan Peygamberimizin çocukların seviyesine nasıl indiğini gösterirken, diğer taraftan onları ne kadar ciddiye alıp önemsediğini, sorunlarını giderdiği gösteren anlamlı bir misaldir:
Sevgili Peygamberimiz bir gün yolda yürürken ağlayan bir kız çocuğuyla karşılaşır. Ona ağlama nedenini sorar. Çocuk, kendisinin hizmetçi olduğunu, efendisinin un almak için kendisine para verdiğini ve kendisinin de bu parayı kaybettiğini anlatır. Hz. Peygamber çocuğa kaybettiği parayı verir. Ne var ki çocuk ağlamaya devam eder. Hz. Peygamber bu kez yine aynı soruyu bir kez daha sorar. Yavrucuğum, kaybettiğin iki dirhem değil miydi? Onu sana verdim. Daha ne ağlıyorsun? Kız çocuğu: “Parayı kaybettiğimden dolayı bana kızmalarından korkuyorum” şeklindeki cevabı üzerine, Hz Peygamber, kızı yanına alarak onun kölelik yaptığı eve kadar gider. Ev halkı karşılarında Hz. Peygamberi görünce büyük bir şaşkınlık geçirip, O’na ziyaret sebebini sorarlar. Hz. Peygamber olanları anlatır ve geliş nedeninin “Hizmetçi kız parayı kaybettiği için ona kızarlar endişesi” olduğunu belirtir. Bunu üzerine ev sahibi: Canımız Sana feda olsun Ey Allah’ın Resulü… Madem bu kız Sizi endişelendirdi ve Sizin hanemize teşrif edip şeref vermenize, bizi onurlandırmanıza sebep oldu. Ben de şu andan itibaren onu Allah rızası için serbest bırakıyorum. Artık dilediği şekilde hareket edebilir” şeklinde karşılık verir.(Bkz. İbn Kesir, Şemail, s.68) Tabii bu durumdan kız çocuğu fazlasıyla memnun olduğu gibi, Hz. Peygamber de memnun olur. Ev sahibini payına düşen memnuniyet hiç de az değildir…
Sonuç olarak, çocuklara sevmek Peygamberimizin en değerli miraslarından biridir. Nitekim o, hayatı boyunca çocuklardan sevgi ve şefkatini hiç esirgememiş, onlara hep şefkat ve merhametle muamele etmiştir. Bizim payımıza düşen de Önderimizin, Efendimizin, yol göstericimizin işaret ettiği yolda yürümektir…


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



