Sadî-i Şirâzî, Şirâzlı Sadi'nin Bostan(*) ve Gülistan eserleri İslâm kültürünün özgün kaynakları arasında ilk sıralarda gelir. Mevlâna'nın da etkilendiği ve Mesnevi'de sıkça atıfta bulunduğu kaynaktır. 13. yy. bu bilge şairi felsefe konularını tasavvuf kavrayışıyla birleştirerek yeni tarzda bir şiirin öncüsü olmuştur. Ondan alıntılara kulak verelim:
"Ne lüzum var ki göklerin dokuz katlı kürsüsünü Kızıl Aslan'ın ayağı altına koyasın?
Ona sen, 'Ayağını izzetle göklerin üstüne bas' diye söyleme. 'Yüzünü ihlâsla toprağa sür' de.
Evet padişahım, sen ibadetle yüzünü Tanrı eşiğine koy. Çünkü doğruların gittiği ana yol budur. Eğer kul isen, sultanlık tacını başından çıkar, yüzünü bu kapıya sür. İbadet ederken hükümdar libası giyme; yoksul bir derviş gibi yalvarıp yakar. Yüce Tanrının tapısında (huzurunda), zenginin karşısındaki fakirler gibi inle..."
"Nûşîrevan (eski Sasani Kisra'sı), can verirken Hörmüz'e şöyle demişti:
'Oğlum, kendi rahatınla meşgul olma da yoksulların gönlünü gözet. Kendi rahatını düşünmekle kalırsan, senin ülkende kimse rahat etmez.
Çoban uyumuş, kurt da sürüde: Bu hal, akıllı kimselerin beğeneceği şey değil.
Muhtaç olan yoksulları koru; zira padişah, halkın sayesinde taç taşımaktadır. Zaten halk köke benzer, sultan ağaca... ve ağaç, kökünden kuvvet alır, evlâdım. Şu halde halkın kalbini yaralamamaya gayret et; yoksa kendi kökünü kazmış olursun.
Doğru bir yol mu istiyorsun? İşte abitlerin yolu. Bu yol, ümitle korkudan ibarettir. İnsan, iyilik ümidi ve kötülük korkusu dolayısıyle aklın gereğini benimser. Bir padişahta bu iki şey olunca onun saltanat ülkesinde sığınacak yer bulabilirsin. Çünkü o hükümdar, Tanrının lütfunu umarak, kendisini ümit bağlayanlara lütfeder ve saltanatına bir zarar geleceğinden korkarak, kimsenin zararını hoş görmez.
Hükümdarı bu tabiatta yaratılmamış olan bir memlekette rahat yüzü göremezsin. (...) Hükümdarlarından halkının sıkıldığını gördüğün bir ülkede ferah arama.
Sen kibirli yiğitlerden değil, kendisinde Tanrı korkusu olmayanlardan kork. Memleket halkının kalbini harap eden padişah, memleketinin bayındır halini ancak düşünde görür. Haraplıkla kötü şöhret zulümden gelir ve bu sözün gerçeğine ileri görüşlü kimseler varır.
Halkı zulüm içinde öldürmek doğru değildir. Çünkü o, saltanatın sığınağı ve dayanağıdır. Köylüye kendin için riayet etmelisin. Gönlü hoş edilen bir işçi daha çok iş yapar. Nihayet, kendisinden fazlasiyle iyilik gördüğün kimseye fenalık etmen insanlık değildir.
Neye niyet edersen et, daima halkın iyiliğini göz önünde tut. Sakın, adaletten ve düşünceli hareketlerden ayrılma, ta ki ahali de senin hükmünden çıkıp gitmesin. Çünkü halk, zalim hükümdardan kaçar ve onun çirkin şöhretini dillere destan eder. Kötü temel atan bir padişahda nihayet kendi saltanatının temelini yıkmış olur.
Kılıç kullanan bir yiğit, bir kocakarının gönül dumanı kadar yıkım yapamaz. Bu dul kadının tutuşturduğu mumla bir şehrin yandığını çok görmüşsündür. Dünyada, saltanat sürerken insaflı davranan bir padişahtan daha gür nasipli kim vardır? Bu cihandan ayrılmak sırası ona geldiği zaman mezarına rahmet okurlar.
Halkın üstüne Tanrı'dan korkan kimseleri tayin et. Öylesi hem memleketi imar eder, hem günahtan çekinir. Senin faydanı ahalinin incinmesinde arayan kişi, senin fenalığını düşünüyor ve halkının kanını içiyor demektir. AhalininTanrı'ya el kaldırıp beddua ettiği kimselere başkanlık vermek hatadır. İyileri besleyen, kötülük görmez. Ama kötüyü besledin mi, kendi canına düşmanlık edersin.
Zalimi mal cezasıyla bırakma; onun kökünü dibinden kazmak gerekir. Zulmü seven âmil (görevli)'e tahammül etme. Madem ki semirmiştir, derisini yüzmek gerekir. Nitekim kurdun kafasını da halkın koyunlarını paraladıktan sonra değil, önceden kesmek gerekir.
Erkeklik hırsızlarda olduktan sonra memleketteki askerin kadın sürüsünden ne farkı kalır.
Ben, 'Savaştığın zaman sebat et' demiyorum; 'Gazaba geldiğin vakit aklın başında olsun' diyorum. Aklı başında olan kimse tahammül eder. Fakat bu akıl, öfkeye yenilen akıl değildir.
Öfke pusudan askerini saldırttığı zaman, ortada ne insaf kalır, ne takva, ne de din kalır. Ben, şu göklerin altında, bunca meleği ürküten böyle bir şeytan görmedim.
Padişahtan adalet istemeyen kimsenin intikamcısı Tanrıdır." (age, s. 18-43)
(*) Sadi: Bostan, Çev. Hikmet İlaydın, MEGSB, Şark-İslâm Klasikleri, İstanbul 1988.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



