Bundan 4-5 sene önce, televizyondaki bir kamera şakası, Haydarpaşa Garı'nda "kurbanlarına" tren ittirmeye çalışıyordu. Şakayı hazırlayanlar, oradan geçen vatandaşlardan gözlerine kestirdiklerine yaklaşıyorlar ve "treni itmelerine yardımcı olup olmayacaklarını" soruyorlardı. İşin ilginç kısmı, birçok kimse gayet iyi niyetle ve zerre sorgulamadan (Koca treni nasıl iteriz? bile demeden) yardımcı olmaya çalışıyorlardı.
Seçilen vatandaşlar "yardım babından" trene el atıyorlar ve şaka gereği tren hareket edince de, gerçekten kendi marifetleriymiş gibi havaya giriyorlardı. Şakaya maruz kalanlardan birisinin olaya kendi açısından gayet gerçekçi yaklaşımı ise tam ibretlikti. Trenin milim de olsa hareket etmesi üzerine söz konusu vatandaşın tepkisi, "Ne de olsa civatacı adamız" olmuştu, ki "civatacı" ise koskocaman treni itebilmesi de mümkündü haliyle.
Bizim ülke olarak halimiz de, biraz bu "civatacı" vatandaşın yaklaşımına benziyor. Tuhaf şekilde pohpohlayan, övgüler düzen, her fırsatta cesaretlendiren ve bizi aleme "model" (azılarına göre "model" değil, "ilham kaynağı") olarak gösterenlerin tavırlarını ve ardından ne çıkacağını sorgulamıyoruz mesela. Tersine, kendimizi çizilen sahte imajlara ve düzülen uydurma övgülere kaptırıp, ciddi ciddi o role soyunuyoruz. "Bölgesel liderlik" gibi ne tarafa çekilse o tarafa gidebilecek ve Batı odaklı düşününce bizi hiç de hayırlı bir akıbetin beklemediği bir şeyin peşine takılıyoruz mesela.
Tescilli Türkiye karşıtı Biden'in hudutsuz ve yapış yapış övgüleri (7-8 senede milli gelirin 3 katına çıkması komedisi başta olmak üzere. O süre zarfında milli gelirin 3 katına çıkması için büyüme hızının her yıl yüzde 25-30 olması gerekir, ki bu dönem ortalamasının yüzde 4.5 civarında olduğu bilinen bir gerçek), Başbakan'ın Time'a kapak olması, İngiltere'nin memnuniyet mesajları ve iltifatları gibi hususlar, "bölgenin lideri" ve "model ülke" rolüne kendini kaptıran Türkiye'nin iyice havaya girmesine sebep oluyor. Bir nevi, bölgede yaşanan değişimleri de (Arap Baharı gibi) kendi etkinliğimize bağlayacağız neredeyse. İşin kötüsü, bu "en kahraman Rıdvan" ruh haliyle belalı maceralara sürüklenmemiz. Ufuktaki tehlikeler, bu ihtimali güçlendiriyor.
Gelinen noktada, şakayla gerçek iç içe geçiyor ve treni ittiğini sanan "civatacı adam"a dönüyoruz git gide işin kötüsü.
Haczedilen köpek
Basında çıkan bir haberde, 4 bin liralık borç yüzünden bir köpeğin haczedildiği yazıyordu. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün devreye girerek borcu ödemesi ve "haczedilen" köpeğin özgürlüğüne kavuşmasını duyduk daha sonra. Olayın her aşaması acayipliklerle doluydu aslında. Nasıl bir mantıksa bu, bir canlıyı "haczedilecek" bir mal gibi görebiliyordu. Eğer böyle bir uygulama varsa, haciz tehlikesiyle karşı karşıya olanlar için mahallenin kedisi, köpeğini eve doldurup, borcuna mahsuben "haczedilmesini" beklemesini de görebiliriz. Borçtan düşüyor demek ki!
Bir diğer acayip taraf ise, Sarıgül'ün olaya el koyması. Elbette, bir canlının "eşya" muamelesi görmesi saçma sapan bir durum. Ancak, bu ülkede borçlu ve iyi niyetine rağmen içinde bulunduğu koşullar yüzünden "haciz" tehlikesiyle karşı karşıya bulunan milyonlarca insan var. Çek mağdurları diye bir olgu var mesela. Bu insanların ailelerinin, çoluğunun çocuğunun rızkı, hacizle ellerinden alınıyor. Böyle bir hassasiyet söz konusuysa, elden gelen imkan nispetinde bu çaresiz insanlardan birkaçına yardımcı olmak inanın çok daha anlamlı olurdu.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



