Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, haziran ayının sonlarında resmî bir davete icabet ederek Çin'e gitti. Programda adını, Gül'ün gezisinden sonra daha sık ve acı olaylarla duyacağımız Urumçi de vardı. Urumçi tarihinde ilk kez bir Türk Cumhurbaşkanı'nı ağırladı. Orada yaptığı temaslar, görüşmeler büyük bir ilgiyle yazılı ve görsel medya tarafından yayınlandı. Gül'ün ziyaret ettiği ve merkezi Urumçi olan bölgenin geniş adı "Sincan-Uygur Özerk Bölgesi" idi. Ancak, bu tatlı gezinin ardından çok kısa bir zaman sonra Çin'in aynı bölgesinde hiç de tatlı olmayan, çok acı hadiseler yaşandı.
Sincan Üniversitesi Rektörü Enver Hamut tarafından Cumhurbaşkanı Gül'e Fahri Profesörlük unvanı da verildi. Böylece Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanını en güzel biçimde ağırladılar ve taltif ettiler. Gül, törende; ''Uygurlular, Çin ile aramızda dostluk köprüsü rolü oynuyor. Bu rol, ilişkilerimizin çok daha ileri boyutlara taşınmasına katkı sağlayacak.'' dedi.
Ancak, haziran bitip temmuz başlayınca biz Urumçi'nin adını bu kez büyük bir hadiseyle duymaya başladık. 5 Temmuz'da bölgede patlak veren olaylarda çok kısa sürede yüzlerce Uygur Müslüman'ı ölürken, daha yüzlercesi tutuklandı. O haftanın Cuma günü de camilerde Cuma namazı kılan Müslümanlar yerine, minarelere yerleştirilmiş keskin nişancı resimlerini gördük. Müslüman dünyada Çin'e karşı büyük öfke dışavurdu. Türkiye hem soydaşlık hem de dindaşlık bağıyla hem de ülkemizde yaşayan binlerce Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin hassasiyetiyle gerekli tepkiyi hemen gösterdi.
Daha birkaç hafta önce Urumçi'den Çin'le dostluk ve ticaret mesajları veren Cumhurbaşkanı bu kez, daha sıkıntılı, daha üzüntülüydü; ''Öldürülmelerin, katledilmelerin sorumlularını ortaya çıkarmak ve hesap sormak, Çin gibi büyük bir devletin yapması gereken iştir.'' dedi.
Çin makamlarına göre, olaylarda 197 kişi öldü, 1700 kişi de yaralandı. Ancak bu Çin devletinin meseleye bakışıydı. Uygurlara göre ise, olaylar ne Çin'in anlattığı gibi gelişti ne de verilen rakamlar doğru. Uygurlar, dünya basınına ancak isimlerinin gizli kalması şartıyla konuşuyor, hiçbir haber alamadıkları yakınlarının da nerelere götürüldüğünün açıklanmasını istiyordu.
Urumçili kardeşlerimiz o sıkıntılı günlerde ulaşabildikleri kadarıyla yazılı ve görsel basına çıktılar, seslerini duyurma, başta Türkiye olmak üzere bütün dünya Müslümanlarını vicdana davet ettiler. Ve sözlerine bölgenin adının Çinlilerin koyduğu ve söylediği gibi Sincan değil, doğru biçimiyle tarihî hakikate uygun olarak Urumçi olduğunu söyleyerek başladılar. Ancak, Uygurların vicdanı olmaya niyet eden yazılı ve görsel basınımız bu konuda Uygur tezini savundu, ancak Çin dilini ve adını kullandı Sincan yazdı ve okudu.
Çin devleti o günlerde sürpriz bir olaya daha imza attı ve Türkiye'de yaşayan vatandaşlarını, sokağa çıkmamaları ve çok dikkatli olmaları konusunda uyardı. Böylece, daha çok kısa bir zaman önce kurulan sıcak ve iyi ilişkilerin aslında pek bir karşılığının olmadığı da anlaşıldı.
Şimdi, ne Urumçi kaldı ortada, ne tutuklanan, öldürülen yüzlerce insanın hesabını soracak bir güç. Biz Çin'i ve Çin'deki Müslümanları ancak böyle katliamlar vasıtasıyla öğrendik, gündemimize taşıdık. Doğu Türkistan davasını ve Uygur Müslümanlarının çilesini yine bu çilenin sahiplerinin omuzlarına emanet ederek yeniden Çin'le kurduğumuz ticaret köprüsüne bağladık kendimizi.
Çinli Müslümanlar
Millî Gazete'de ve Star gazetesinde "Çin'de ilk teravih heyecanı" başlıklı bir haber yayınlandı, Pazar günü. Çinli Müslümanlarda Ramazan'ın ve teravihin coşkusunu, heyecanını anlatan çok güzel ve önemli bir haber.
Bu haberi, tam da İhsan Süreyya Sırma'nın "Çin Müslümanları ve Çin'e Seyahat" adlı kıymetli kitabını bitirince gördüm, okudum. Kitap, Hoca'nın bütün eserlerini basan Beyan yayınlarından çıkmış. Hoca'nın bu kitabını, Urumçi'deki olaylar sonrasında Çin'i ve oradaki Müslümanları merak ettiğim için okumaya başladım, Çin'den gelen bu teravih haberini öğrenince Çinli Müslümanların durumunu anlatan bu haberi detaylandıralım istedim.
Haberde, "resmî olarak 20 milyon Müslüman'ın yaşadığı Çin" deniliyor. Bu rakam, Urumçi'de ölenler kadar doğru.
Sırma'nın kitabı esasen iki bölümden oluşuyor, birinci bölümde Çin'in İslâmla tanışmasından bugünkü durumuna kadar genel bir tablosu çıkarılıyor, ikinci bölümde ise Hocanın Çin seyahati yer alıyor.
Hoca sık sık Çinli Müslümanlar hakkındaki kaynakların azlığından şikayet ediyor. Çin'deki İslâm'ın durumunu ve Çinli Müslümanların İslâm coğrafyasıyla bağlantısını kuran, anlatan kaynaklar çok az.
Çin İslâm'la Peygamber Efendimiz zamanında tanışıyor. Efendimiz, İslâm'ı tebliğ etmek üzere oraya bir ashabını elçi olarak gönderiyor. Vehb b. Ebi Kebşa, bir yıllık bir deniz yolculuğundan sonra Çin'in Kanton bölgesine geliyor. İlk Müslümanlar burada İslâmla şerefleniyor. Çin'de ilk camiyi yine sahabeden Vehb b. Ebi Kebşa yaptırıyor. Çinli Müslümanlara, "Hoey-Hoey" deniyor. Bunun anlamı, "Allah'a teslim olmuşlar" demek. Çinliler Müslüman olduktan sonra öyle dönemler oluyor ki, Çin ordusunda Müslüman alaylar bile kuruluyor. Osmanlılar ise Çin'le aynı hassasiyetler çerçevesinde ilişkileri geliştiriyor. Elbette, bu konuda en önemli padişah Sultan Abdülhamid Han Hazretleri. Onun İslâm'ın evrensel kardeşlik ve birlik anlayışı, İslâm'ı bir din ve dünya saadeti olarak telakki etmesi, Çin ile Müslümanlık vasıtasıyla bir ilişki kurmasını temin ediyor. Abdülhamid Han, bütün dünya Müslümanlarının güvenini ve duasını kazanıyor. Bizzat resmî Çin istatistiklerine göre, 1900'lerde Çin'deki Müslüman sayısı 70 milyonu buluyor. Bu yetmiş milyon Cuma hutbelerini Sultan Abdülhamid Han Hazretleri adına okuyor. Dünya Müslümanlarının sultanının adına. 1908 yılında Pekin'de bir üniversite açılıyor; Pekin Hamidiye Üniversitesi. Abdülhamid Han sadece siyasî ilişkiler kurmuyor, kültürel ve dinî ilişkilerle de bağlıyor dünya Müslümanlarını. Bu üniversiteden arta kalan bir bölümde hâlâ bugün İslâmî eğitim yapılıyor.
Yukarıdaki haberde ise resmî rakamın 20 milyon olduğu söyleniyor. Çin'in nüfusu olabildiğince artarken aynı ülkedeki Müslüman nüfusunun azalmasını izah edecek bir açıklamayı henüz kimseler bulamıyor.
Pekin'deki camilere ne oldu?
Pekin'de o dönemde 38 cami varmış. Çinli Müslümanların bugün tamamen Sünni mezhebine göre ve bizim gibi dinî bir hayat yaşamaları, telakkilerini buna göre şekillendirmeleri Abdülhamid Han Hazretlerinin gayreti, çabaları ve ulemayı bu konuda teşviki ile olmuştur.
İhsan Süreyya Sırma Hocanın Çin'i ziyareti 2008'in Temmuz ayında gerçekleşiyor. Hâlâ sosyalist olduğu söylenen ve fiilen Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen bir ülke olan Çin'e Amerika'nın bugüne kadar "demokrasi" götürmemiş olması gerçekten büyük bir eksiklik. Çin bugün dünyanın üçüncü büyük ekonomisine sahip. BM'de veto hakkı olan 5 ülkeden birisi ve üstelik şu ana kadar ne Amerika ile ne de Rusya ile yaşadığı ciddi bir sorunu var. Dünya sisteminin bu önemli ekonomik dev gücü, her yerde varlığını hissettiriyor. Üretim, taklit ve ihracat onların işi. Bizde bugün hâlâ Çin aşığı, Mao hayranı "sosyalist" düzen özlemcisi bir kesim var. Ancak dünyada çok az insan haberdardır, Çin'in rejiminden ve sosyalizminden. Zira dünya Çin'i ucuz iş gücü ve hem ucuz hem de kalitesiz ürünleriyle tanıyor.
Sırma Hoca, "Bütün din salikleri, istedikleri gibi dinlerini yaşayabilmekte, devlet onların dinî yaşamlarına karışmamaktadır. Çin'de sadece başörtülü kızlar değil, başları takkeli olan erkek öğrenciler de hiçbir zorlukla karşılaşmadan üniversiteye devam edebilmektedir." diyor. Hoca, Çinli Müslümanların sayısının bugün yine devlet makamları tarafından 30 milyon olarak gösterildiğini vurguluyor. Anlaşılan Çin'de ciddi bir nüfus sayımına ve Müslüman kaydına ihtiyaç var. Halihazırda Pekin'de 100'ün üzerinde cami olduğunu belirtiyor Hoca. Altı yüz bin nüfusa sahip Tian şehrinde seksenaltıbin Müslüman ve 62 adet cami bulunuyor. Bu seyahatte gördüklerinden çok yediklerini ve içtiklerini de anlatmayı ihmal etmiyor. Çünkü yemek, Çinliler için son derece önemliymiş. İslâm Enstitüsünü de ziyaret ediyor ancak, burası hakkında "pek güzel karşılamadıkları" için "bilgi veremeyeceğim" gibi biraz öfke saçan bir üslûba başvuruyor. Oysa asıl amaç zaten, Çinli Müslümanları ziyaret ve onlar hakkında izlenimleri aktarmak.
Camide namazı imam Hanefi mezhebine göre kıldırıyor, böylece Abdülhamid Han Hazretlerine Çinli Müslümanların saygısının ve bağlılığının devam ettiğini görüyoruz. Hocanın bu ziyareti Pekin Olimpiyatlarından kısa bir süre önce gerçekleşiyor. Çinliler, olimpiyatlara gelecek Müslüman sporcular için bir internet sitesi hazırlıyor ve bir Müslüman'ın Çin'de nasıl huzurlu günler geçireceğine dair bütün bilgileri yayınlıyor. Site, Arapça, Farsça, Peştunca, Türkçe, Malayca ve Endonezya dillerinde yayın yapıyor. Sitede camiler ve Müslüman lokantaları tanıtılıyor, anlatılıyor. Çinli Müslümanların halini merak edip oralara seyahat ederek oradaki durumu anlatan, yazan Sırma Hocanın kitabı bu konudaki önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu mübarek Ramazan ayında Urumçi'deki Müslüman Uygur kardeşlerimize Allah'ın nusretini dilerken, Çinli Müslüman kardeşlerimize de hayırlı Ramazanlar diliyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



