''Bu, uzun soluklu bir savaş, sabırlı olmak gerek. Bu savaş bazen bizi fazla ağırbaşlı olmaya zorluyor..." Ehud Olmert
Benzeri var mıdır ya da yüzde kaçtır bilinmez ammâ; herhalde dünyanın şâhit olduğu zulümler içerisinde en iblisçesi ve en aşağılığıdır Siyonizm'in Filistinli mazlumlara revâ gördüğü acı ve işkenceler.
Dünya kör, dünyâ sağır, dünyâ vurdumduymaz... hatta, hem kendi adına ve hem de idare ettiklerine rağmen dünya köle sanki...
Altı milyarlık insan kılıklılar bir yana ama bir buçuk milyarlık Müslüman kılıklıların hâline ne demeli?..
Hani: "Zulmü önlemek için elimizle mücadele edecektik. Bu safhada gücümüz yetmiyorsa dilimizle mücadele edecektik. Dilimizle mücadele edebilme gücümüz de yoksa kalben buğz edecektik... Bu ki, imanın en zayıf şubesidir..."
Bizzat fiilî mücadeleye, diyelim ki çıkar hesabından kaynaklandırdığınız kendi mazeretleriniz elvermedi; ya dille mücadele?..
Bizim (!) iktidarımızın "dille mücadelesi" dillere destan doğrusu: Sayın Başbakan, bir zamanlar, akademisyen danışmanına "büyük elçilik" payesi vererek ve belki başka bir yolla ağırlık sağlaması mümkün olmadığından olmalı ki, sayın özel elçiyi makama ait özel uçakla Suriye Devlet Başkanı Sayın Esed'e göndermişti. Belli ki, İslam ve Müslüman düşmanı olan İsrail'e karşı doğrudan, dille olsun mücadele verme cesaretini kendinde bulamayan AKP iktidarı, Suriye Devlet Başkanı'nın aracılığına sığınmıştı.
Aracılıkla yaptığı sözüm ona, "dille mücadele"de ayrı bir "evlere şenlik" nitelikteydi. Buyurun buradan yakın: Sayın danışman elçi, ev sahibi Devlet Başkanının sarayına vardıkta, TC Devleti'nin resmî elçisini kapı önünde nöbete diker ve Devletim adına yaptığı ve Milletimizin çok önemsediği görüşmeyi sayın Esed'le "senli-benli" yapmayı yeğler.
Diplomatik kuralları kendi ellerimizle tar-ü mar ettikten sonra, şimdi kalkmış "dar oda ayakları özel olarak kısaltılmış sandalye..." muhabbetine soyunuyoruz...
"Filistin meselesi" gibi, tarihin kaydedeceği çok önemli bir hadiseyle ilgili olarak sayın "danışman elçi"ye söyledi; ev sahibi Devlet Başkanı ne karşılık verdi?.. Hangi teklif ve ya mukabil teklif ötelendi; hangilerinde mutabakat sağlandı, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan hangi teklifleri ısmarladı, bunlardan hangisi ne kadar itibar gördü?..
"Bu hadise çok önceydi" diyemeyiz. Devletlerin hafızalarının "nisyan" şansı yoktur, bir gün getirir önünüze koyarlar. Alçak zihnî yapının, alçaltılmış sandalye serüvenindeki cinnetin sebebi budur.
Çok cömertçe, hattâ hovardaca kullanılan "Devlet sırrı" kavramından millet bıktı usandı artık. Elbette, devletlerin sırları olur; ammâ devlet "ebkem - asam" (dilsiz - sağır) da olamaz. Milletine aktarması, duyurması, O'nun faydalı yorumuna havale etmesi gereken bilgiler olmalıdır. Olmalıdır ki "Millî Egemenliğin Gereğine" saygı duyulmuş olsun.
Ayrıca, milleti haberdâr etme keyfiyeti bir başka sebepten dolayı da kaçınılmaz zarurettir.
Devlet erkini millet adına kullananlar, bu kullanımı, millet adına yaptıklarına göre hangi ölçüde, hangi kriterlere uygun yaptıklarının bilinmesi hem demokratik kurallar açısından, hem de bütün hak ve vecibeleri kucaklayan "Hukuk Devleti" ilkesi açısından medenî ve hak-şinas yöneticilerin kaçınılmaz vazifesidir.
Bu bir denetim yoludur da aynı zamanda. Egemenliğin gerçek sahiplerinin, kendi adlarına yönetme yetkisi verdikleri insanları denetlemeleri, kendi açılarından her türlü tedbiri almaları kadar tabii ne olabilir?
Sayın "danışman elçi"nin beyanlarından basına intikal edenlerin dikkatle incelenmesi bile ibret-i âlem için yeterlidir.
Sayın "danışman elçi", Suriye'ye, İsrail zulmünü önlemek için gitmişti. En azından, iktidar cenahı ve bu cenahın güdücülerince öyle takdim edilmişti. Olan ne!?.. Olan şu: Sayın "danışman elçi" , kaçırıldığı söylenen İsrailli askerin derhal serbest bırakılması hususunda, Esed'in aracı olmasını istemiş; tam İsrail'i memnun edecek biçimde ve diplomasi nezaketine aykırı olan şu sözleri söylemiştir: "... askerin öldürülmesi halinde İsrail'in tepkisi Suriye'ye yönelecektir..."
Bu talihsiz beyanın Filistin sorununun çözümüne yardımcı olduğu söylenebilir mi?..
Bu sözlerin arkasındaki güç arabulucu devlet, hafif kekremsi tehdidi savuran da, arabulucu devletin elçisi... Elçiye mi, tehdide mi, sözlere mi bakarsın?.. Ya da "Tut Kelin Perçeminden..."
Bugünün sıkıntılarının temelinde yatanın, dünün şuursuzluğunun olduğunu şimdi bari kavrayabilsek hiç olmazsa...
Kan emici İsrail'in geçmişteki Başbakanı Ehud Olmert, seneler önce ilkelerini ortaya koymuştu: "Bu, uzun soluklu bir savaş, sabırlı olmak gerek. Bu savaş bazen bizi fazla ağırbaşlı olmaya zorluyor..."
Topal sandalye adına özür dilenmesini (!) hiç kimse iktidarımızın ağırlığına bağlamasın. Bu, "bir ileri, bir geri", amma ısrarla hedefe doğru yürüyüştür. Tıpkı Olmer'in dediği gibi: "Sabırla ve uzun solukla..."
Filistin kan gölü halinde. Yürekler yanık. Zalimler ise amansız. Müslüman olduğu söylenen ülkeler dağınık. Evanjelist işgalcilerin emrine tâbi köle ruhlar ise zilletin esiri...
Biz ise, yediğimiz silleyi unutmuş, sille atanın "geçmiş olsun" gösterilerine alkış tutuyoruz. C. Allah encamımızı hayra tebdil eylesin...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




