Çılgın Proje
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "bir çılgın projem var" açıklamasını yapalı epey zaman oldu. Başbakan, geçtiğimiz günlerde seçim beyannamesini açıkladı. Başbakandan seçim beyannamesini açıklarken 'çılgın proje' hakkında bir açıklama yapması beklendiyse de beklenen açıklama gelmedi. İleri bir tarihe ertelendi.
Başbakanın ilk açıklamasından sonra, güzide Türk medyası 'çılgın proje' hakkında bir takım tahminler ileri sürdü/sürüyor. Şu ana kadar bu tahminlerin hiçbirisi başbakan tarafından henüz onaylanmadı. Peki, ileri sürülen 'çılgın proje'ler nelerdi?
Benim ileri süreceğim (hem tahmin hem önerme) 'çılgın proje'yi anlatmadan önce hâlihazırdakilere kısaca değinmek istiyorum.
Marmara üzerinde yapay ada oluşturup bir adakent kurulacağı öne sürüldü. Bunu ileri sürenler Dubai'deki adakentten esinlenerek öne sürüyorlardı. Oysa İstanbul Boğazı yani Marmara akıntılı bir yapıya sahip olduğu için bunun yapılması olanaksızdır. Dubai, Basra Körfezi'nin durgun suyuna sahip olduğundan orada adakent kurulması normaldir. Kaldı ki Marmara deprem kuşağı üzerinde yer alıyor. Deprem tetkik uzmanlarının bangır bangır uyarısını güzide medyamız hiçe sayarak 'tahmini önerme' yapmaya devam ediyor. Diyelim Marmara akıntısız olsun, yine diyelim deprem riski taşımasın ve adakent kurulacağı tahmini doğru çıksın. Ben bu tahminde bir çılgınlık göremiyorum!
Bir başka tahmin; Küçükçekmece ile Bahçelievler sınırının kesişim noktasında bulunan Ayamama Deresi güzergâhı üzerine derenin üzeri kapatılarak (ve elbette dere kenarında bulunan bütün işyeri ve mesken binaları yıkılarak) güzergâh boyunca ulusal ve uluslar arası düzeyde kültür sanat platformu (kültür merkezleri, sinema salonları, tiyatro sahneleri vb.) kurulacağı öne sürüldü. Bu tahminin esin kaynağı Paris (Fransa)'dir. Çılgın proje bu olursa bunun bir çılgınlığı yok! Çünkü yapılması zor değil.
İzleyebildiğim kadarıyla bir başka tahmin; Karadeniz'le Akdeniz'in Anadolu'nun tam ortasından yapılacak bir kanalla birleştirilmesidir. Yapılması zor olsa bile bu da mümkündür.
Gelelim benim çılgın projeme; aslında her tahminde bulunulan proje örneği bir anlamda tahmin edenin önermesidir. Daha açık deyişle; o insanın fikridir. Peki, benim fikrim ne? Hem tahmin hem de kendi fikrim olarak söylüyorum. Eğer başbakanın "çılgın proje" dediği bu ise benim tahminim doğru çıkacaktır. Tahminim doğru çıkmakla birlikte benim tahminde bulunduğum yani ileri sürdüğüm fikrin benim olmadığı da ortaya çıkacaktır. Ya da şöyle; başbakan milleti konuşturup 'işine gelen' bir fikri "benim çılgın projem bu idi" demesi de muhtemeldir. Ama projenin en azından kâğıt üzerinde bile olsa yazılı hale gelmiş olması bu 'muhtemelliği' de ortadan kaldırır. Her neyse. Gelelim tahminime?
Benim tahminim; İstanbul'un başkent yapılmasıdır. Türkiye için 'çılgın proje' ancak bu olabilir. Dünya dengelerini değiştirecek bir fikir. Tabi uygulanırsa! Yapılırsa!
İstanbul'un başkent yapılması için önce Anayasa'nın tamamen değiştirilmesi gerek. Değiştirilemez maddelerin kaldırılması lazım.
Ben bu tahmini Merkez bankasının İstanbul'a taşınacak olmasından dolayı yaptım. Çünkü günümüzde para neredeyse hayat da oradadır. Paranın merkezi nerede kurulmuşsa ülke oradan yönetiliyor. İstanbul, yalnız kültür ve medeniyetin başkenti değil; kültür ve medeniyetle birlikte Türkiye finansının da başkentidir. Üstelik 12 milyon nüfusuyla İstanbul, nüfusun da başkenti. Ankara'dan yönetilen bir Türkiye'nin Ortadoğu ve Avrupa'ya yaptırım anlamında bir etkisi olmamıştır, olamaz da. Ankara, Türkiye için dar bir gömlek!
Bir adım daha ileri gidip şunu söyleyeceğim; Türkiye'nin büyük bir devlet olması için İstanbul'un başkent yapılması şart. Yoksa Türkiye; kendi iç politikasını aşamayan, ABD'nin direktifleriyle iş gören, AB kapısında bekleyen, Avrupa standartlarına göre nüfusunun yüzde 80'i yoksul bir ülke konumundan hiçbir zaman çıkamayacaktır. İstanbul başkent yapılarak devletin değişmez siyaseti 'hoşgörü siyaseti' olmalıdır. Örneğin; Türk Türkçe konuşurken Kürt Kürtçe, Arap Arapça ve Ermeni Ermenice konuşarak kendi dilinde eğitim alabilmelidir. Elbette devletin resmi dili Türkçe olmalıdır.
Sadece dilde değil, ama ilk önce dil, kültürde de hoşgörü olmalı. En önemlisi de; insanın yaşayış tarzına hoşgörü olmalıdır. Müslümanlar İslam dinini özel hayatlarında yaşadıkları gibi sosyal hayatta ve devlet kurumlarında da yaşayabilmeli. Aynı şekilde diğer dinlere inananlar da. Bütün 'inanç kesimi'ne hoşgörülü olmalı devlet. Burada sözünü ettiğimiz hoşgörü sözle değil uygulamayla gösterilmeli. Örneğin; TBMM'de bırakın başörtülü milletvekilini, başörtülü zaten olmalı bununla birlikte sakallı, sarıklı ve cübbeli milletvekilleri de olmalıdır. Hatta bu milletvekili sözcüğünü de değiştirmeliyiz.
Türkiye, İstanbul başkent yapıldıktan sonra asıl meseleye (büyük devlet ideali) gelecektir. Fikrimce; İslam ülkeleriyle Türkiye arasındaki 'vize duvarı'nın büyük oranda aşılmış olunmasından hareketle, yapay sınırların da ortadan kaldırılıp eyalet sistemiyle büyük İslam birliği sağlanabilir. O zaman Müslümanlar asıl devletine kavuşacaktır. İşte o zaman; başta ABD olmak üzere şer ittifaklarının her türlü silah gücüyle Müslümanları katletmesi ve İslam ülkelerini işgal edip yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmesi engellenerek tamamen sona erdirilebilir. İslam âlemindeki kan ve gözyaşı dindirilebilir. Sanırım en çılgın düşünce budur. Saçmaladığımı sananlara -bugünlerde hem popüler hem de ağızlarda sakız gibi çiğnenen bir konu olan- tarih konusunda sağlam kitaplar okumasını tavsiye ediyorum.
Ne diyordu şair; "merak / bir devrimcinin hazırlığıdır" (İsmet Özel)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




