28 Şubat sürecinde ne tuhaf bir anafora yakalanmıştık. Sanki dostlar, akrabalar da nizamiye olmuştu.
Hani görüşmeler rölantiye bile alınmamıştı.
Bıçak gibi kesilmişti neredeyse.
Üst düzey memur bir akrabaya değil ziyaret, telefon etmek bile sakıncalı addedilir, ona bir zararımız dokunur kabilinden biraz bizler, biraz karşı taraf görüşmeleri dondurmuştu.
Zira 12 Eylül sonrası kadar ortalık sivil ajan kaynamasa da.
Takip edilmek, manevi baskı görmek, tehditvari bakışlar olmasa da.
28 Şubat'ta sadece askeri kesim değil, Müslümanlar da o mutad fişlemeyi, tasnifleri yapmıştı.
Menfaatini her şeyin üzerinde tutan bu toprakların aklını çalıştıran kesimi, "Aman bana bir zarar gelmesin" diye, çevresini iz bırakmayan silgilerle temizledi.
Silgi artığını ortadan kaldırdı.
Hatta kimileri alıp başını gidip çevre değiştirdi, öykündüğü sahillere tutundu.
Yolda eski görüşünden insanları gördüğünde; ya başını çevirdi, ya da koskoca gövdeyi görmezden geldi.
Öcüler sınıfını ne yazık ki yine Müslümanlar, ziyadesi ile oluşturdu.
Kendilerinin öyle olmadığını ispatlamak için ne komik hallere düştüler.
Giysiler değişti, tesettür geriledi, mahremiyet hafife alındı.
Kadın erkek ayrı düğünler bir anda "out" oldu.
Bakın bize hiç korkmayın, sizden daha modern eğlenceler yapmasını biliyoruz yarışlarına girildi.
Hatta bir tokalaşma yarışı başladı.
Bürokraside bayların mecburiyet dolayısı ile tokalaşması neredeyse çeyrek yüzyıllık bir vakıa idi.
Ama tesettürlü kadınların bu akımın öncüsü olabileceği aklımızdan bile geçmezdi.
Tophane kabadayısı gibi girdikleri ortamda, baylarla tokalaşma yarışına girmeleri; kimi takva sahibi bayları bir adım geri çekilme eylemine bile sevketti.
Devran döndü.
Şimdi o fotoğrafın tahtına kurulma dönemi mi, insan düşünmeden edemiyor.
Askerin demokrasiye davet edilmesi, gücünün budanması; halk kesimlerinde nasıl algılanacaktır.
Yeni süreçte hanidir, çocuklarımızın dershane arkadaşlarının subay babaları bizlerle tanışmak için pek hevesli olmaya başlamıştı.
Başbakanın YAŞ toplantısını, yanında güç paylaşımı yaptığı Genelkurmay Başkanı olmadan yönetmesi; Anadolu coğrafyasında nasıl yankı bulacak.
Şehit anneleri artık başlarındaki örtüye bakılmaksızın orduevlerine alınabilecek belki de.
Ya da asker evladının yemin törenini bir ilkçağ paryası gibi demir teller ardından seyreden anne içeri bile çağrılacak.
Bundan böyle GATA ya getirilen ölüm anındaki subay annesinin başındaki bone de çıkarılmayacak.
Ama hiçbir şey değiştirmeyecek çocuklarının kaybı ile bin parçaya bölünmüş ailelerin acısını.
Hele de iftar sofralarında yerleri boş kalan yirmilik bebelerin yokluğunu restore etmeye, dünyanın bütün mutluluklarının gücü yetebilir mi?
Tam balkonun ucundaki sandalyeye oturan oğlunun hayali ile çıldırıp çöllere düşmüş bir genç anneler dramı var.
Çocuk genç, anne genç.
Önünde daha uzun yıllar var kadının.
Bu upuzun acılı yıllar demek.
İşte onların yıkılan yaşamları nasıl onarılacak.
Yeryüzünün hiçbir tuğlası, hiçbir altını, hazinesi; o yaraya merhem olamayacak.
Savaş lobilerinin kurbanlarını çarpın kalabalık aileleri ile.
Yapılan hataların, ihmallerin, alınmayan tedbirlerin piyangosu çıkmış yitik haneler; bu toplumun bir acı halesi olarak, kaç sokakta yanacak.
Daha dün, komutana soru sorabilme cesaretini yüz yıl sonra bulabilmiş köylü baba, hepimizi bir kez daha düşündürttü:
"Oğlumun şehid olduğunu televizyondan mı duyacaktım"
"Bitti gitti işte, öğrendin şimdi, ne olacak " bakışları; karşılık olarak aldığı.
O acı hiç bitmeyecek.
Anne baba ölene kadar sürecek.
Kardeşler, yeğenler, yıllarca ölenin acısı ile yaşam sevincini yitirecek.
Ne kadar ağır bir bedeldir, bu ödenen.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



