İslam düşmanları İslam'daki cihat mevzuundan oldukça rahatsızlık duyarlar. Çünkü hakkın uğruna mücadele eden insanları karşılarında görmek istemezler. Ilımlı bir İslam modeli hazırlayarak böylece Müslümanları pasifleştirmeye çalışırlar. Amaç Müslümanları "cihat" inancından vazgeçirmektir.
Demokrasi denilen mefhum Müslümanların ılımlı hale gelmesi için ideal bir ortam hazırlar. Ortadoğuya şekil vermek isteyenler bunu boş yere ihraç etmezler. Bu amaç uğrunda gerekirse milyonlarca Müslüman'ı öldürmekte de bir sakınca görmezler. Her şey demokrasi içindir. Kur'an'ın tabiriyle; ıslah edici olduklarını iddia ederler ama aslında bozguncuların ta kendileridir. İşte burada cihadın lüzumu bir kez daha ortaya çıkar. Çünkü cihat, emperyalist güçlere karşı verilen mücadelenin adıdır.
Ilımlı İslam'ın deney düzeneği haline getirilmiş ülkelerde cihadın terk edilişinin seyri şöyle gerçekleşir: Cihad önce konuşmalardan, yazılardan, makalelerden, kitaplardan, gazetelerden, hutbe ve vaazlardan çıkartılır, sonra da büsbütün hayattan çıkartılır. İlk önce cihadın sözü terk edilir, sonra ise kendisi... Yani cihad ayetlerinden kimse bahsetmez ve sanki onlar hiç yokmuş gibi davranırlar. Cihadı bilinçaltlarından ve hayatlarından çıkartanların ideal anlamda mümin sayılması mümkün değildir. Bu konuda yüzlerce Kur'an ayetini delil getirmek mümkündür.
Kur'an Müslümanları daima cihada teşvik eder ve onları bilinç ve kalp bazında cihada hazırlar. İnsanın cihat edebilmesi için nefsinin bencil ve korkak duygularından sıyrılması icap eder. Yani din düşmanı ve kâfirlerden korkmak önerilmemektedir. Kur'an ilk olarak Mekke döneminde Adiyat suresinin ilk ayetleriyle Müslümanların zihinlerine bir resim yerleştirir; bu resim bir savaş sahnesidir. Surede ansısın düşmanın ortasına dalan birliklerden bahsedilmektedir. Demek ki bu surenin indiği Mekke dönemi Müslümanların bilinçlendiği ve cihat şuuru kazandığı bir dönem olmuştur. Yani mücadele bilinci daha Mekke dönemindeyken aşılanmaya başlamıştır. Medine dönemi ise bu bilincin meyvelerinin toplandığı dönem olmuştur. Mekke döneminde zihinlerde net bir şekilde resmedilen cihat fotoğrafı, Medine döneminde bir "gerçek" haline gelmiştir. Zihinlere yapıştırılan bu fotoğraf bilinçaltındaki nankörlüğün üzerini kaplamış ve böylece bir bilinçaltı tedavisi gerçekleşmiştir.
Adiyat sûresinin 8. ayetinde insanın nankörlüğünün nedeni olarak, kendi bencil hayrına düşkün olması gösterilir. 6 ve 7. ayetlerdeki; insanın kendi nankörlüğüne şahid olması ise bilinçaltındaki bu tür olumsuz düşüncelerin farkında olmasıdır. Yani bir tarafta Yüce Allah için cihat etmek varken, diğer tarafta sıcak döşekte yatmak vardır. İnsan nefsi sıcak döşekte yatmayı tercih etme eğilimindedir. Bir tarafta Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için gece gündüz demeden mücadele etmek ve bu uğurda yorulmak varken, diğer tarafta gezip eğlenmek vardır. Nefis burada da kendine hoş geleni tercih etme eğilimindedir. İnsanın bu eğilimlerinin farkında olması; nankörlüğünün de farkında olması yani ona şahitlik etmesidir. Her insan, nefsinin olumsuz telkinlerinin farkındadır.
Kur'an hastanesinde bilinçaltı tedavi görmeyenler nefsinin nankörlüğünden kurtulamazlar. Cihat etmeyenler kelimenin tam anlamıyla duyarsız kişilerdir. Dinleri ve inançları için parmaklarını bile oynatmayan şuursuz insanlardır. Dışarıda sel gibi dinsizlik propagandası yapılırken, Müslümanlar aşağılanırken ve dünyanın her yerinde çeşitli zulümlere maruz bırakılırken, bu acı durum karşısında umursamaz tavırlar takınırlar. Dünyanın oyun ve eğlencesine, geçici süslerine aldanarak nankörlük çukurlarında debelenip dururlar.
İslam'da cihat mevzuunun üzerini örtmek isteyenler ve kendilerince uydurulmuş kolay bir İslam modelini benimseyenler sahabe efendilerimizden hiç mi ibret almazlar? Sahabe efendilerimizin vücutlarının savaşlarda açılan kılıç yaraları ile dolu olması hiç mi anlam ifade etmez? Onlar boşuna mı cihat etmek suretiyle ağır bir bedel ödemişlerdir? Haşa onlar mıdır hatalı olan yoksa bizim gibi mücadelesiz, tatsız, tuzsuz bir hayatı benimseyen pasif Müslümanlar mıdır hatalı?
Hz Hamza ciğerleri sökülerek öldürülmüştür. Hz Bilal sıcağın en şiddetli olduğu zamanlarda çölde sırt üstü yatırılarak üzerine sıcak kayalar konulmuş ve ondan Yüce Allah'a şirk koşması istenilmiştir. O ise "Allahu ehad, Allahu ehad, Allahu ehad" demiş ve eklemiştir; "Allah'a yemin ederim ki müşrikleri kızdıracak bundan daha iyi bir kelime bilseydim onu söylerdim." Müşrikler tarafından tek gözü oyulan Abdullah bin Ma'zun; "Allah yolunda diğer gözüme de aynı şey yakışırdı" diyerek bu yoldaki adanmışlığını gözler önüne sermiştir. Hasılı kelam gerek savaş meydanlarında organlarını feda etmeleri olsun, gerek canlarını vermeleri olsun, gerekse binlerce kilometre ötelere dinlerini tebliğ etmek için gitmeleri olsun; bütün bunları onların bilinç dünyalarındaki "cihat" şuuru ve sahip oldukları adanmışlık ruhu ile açıklayabiliriz. Onların bu hallerini görmezden gelerek yeni bir anlayış geliştirmek ancak yeni bir din uydurmak anlamına gelir. Bizim bildiğimiz İslam cihatsız olmaz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




