Eskiden beri âdetimdir, bilhassa dinî kitapları elime aldığımda, belli konulara bakarım. Var mı, yok mu, diye. Varsa, “Acaba kitabın ortasından mı konuşmuş, yoksa kıvırtmış mı?” diye bakarım. Cihad ve tesettür bu konuların başında gelir.
4. 3. 2008 tarihli Millî Gazete’deki Kâmil Yeşil Beyin yazısını okuyunca gördüm ki, bu tarz davrananların sayısı hayli fazlaymış. Merhum Ali Ulvi Kurucu ve eserlerini tanıtma odaklı yazının dikkatimi çeken kısmı şöyleydi:
“...Gıpta ile bakılacak bir hayatı var Ali Ulvi Kurucu Hoca’nın. Ona bu mertebeyi kazandıran da hicreti ve cihadı. Kitapta geçen bütün şahsiyetlerin ortak noktası da bu iki kavram...
“Medineli (Saatçı) Osman Efendi’den bahsederken bir olay anlatıyor Kurucu Hoca. Mahmut Bayram Hoca, Osman Efendi’ye o günlerde Türkiye’de çıkan Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslâm İlmihali’nden övgü ile bahsediyor ve eserin Türkiye’de çok büyük hizmet ettiğini söylüyor. Osman Efendi, bu sözleri duyunca ilk soruyu soruyor Mahmut Bayram’a: ‘Cihad kaçıncı sayfada?’ Mahmud Bayram: ‘Efendim ben kitaptan istifade ettim ama cihad bahsi yok kitapta’ diye cevap veriyor. Tabiri caizse ‘cihat bahsinin olmadığı kitap iyi, övülecek bir kitap değildir’ diyor Osman Efendi.”
Cihad bahsi, ne yazık ki ümmete layıkı vechiyle anlatılmıyor. Halbuki cihad, tıpkı namaz gibi, oruç gibi, zekat gibi farz. Yaklaşık 350 âyet-i kerime cihadı emrediyor. Ama ne hikmetse şimdiye kadar bu konuyu dört başı mamur ele alan Türkçe, ya da tercüme bir eser yoktu. “Yoktu” diyorum, zira Allah’a hamd olsun artık var.
“Mir’âtü’l Cihâd” isimli üç ciltlik eser, diyebilirim ki âlem-i İslâmda sahasında tek eser. Zira, üç ciltte, tam 52 fasılda (bölümde) cihatla ilgili bütün konular mükemmel şekilde işlenmiş.
Eserin kapağında, “Kitâb, Sünnet, icmâ-ı Ümmet ve Kıyâs-ı Fukâhaya göre Cihâdın açıklamasıdır.” denilmekte. “Rahle Yayınevi” tarafından neşredilen bu müstesna eserde cihad mevzuu avamdan havasa herkesin çok rahat anlayacağı bir şekilde işlenmiş. Meselâ cihadla ilgili âyet-i kerimeler ve onların tefsirleri zikredildikten sonra şöyle denilmekte:
“...Cenab-ı Hak, bu âyet-i kerimeler ile fermân eder ki: Müslümanlar, yaradılış gayeleri olan yeryüzünde Kur’an’ın bütün ahkâmını yaşamak ve yaşatmak demek olan ibadeti, yalnız Rablerine karşı îfâ edebilmek maksadıyla kâfirlerin şirk ve küfrünü ortadan kaldırmak, onların İslâmiyyet’in neşrine engel teşkil eden güçlerini kırmak ve mü’minleri, küffârın zulüm, hakâret ve zilletinden kurtarıp, galip ve aziz kılmak maksadıyla cihadla mükellef kılınmışlardır. İşte Allah’ın cihad emri, bu gaye için Müslümanlar üzerine bir vecibe olarak yüklenmiştir.” (Mir’âtü’l-Cihâd-1, s. 251)
Eserde, cihad emrinin gayesi ve hikmeti şu şekilde hülasa edilmekte:
“...Demek, Kur’ân’ın cihâd emri, insanları öldürmek veya esir etmek veya ganimet malı elde etmek veyahut başkalarına karşı saltanat temin etmek gayesi için değildir. Belki cihad, Cenab-ı Hakkın emrine imtisalen, kâfirlerin güç ve kuvvetlerini izâle etmek suretiyle insanlara hür ve rahat düşünüp İslâmiyyet’i kabul etmelerini ve saâdet-i ebediyeyi kazanmalarını temin etmek için bir vâsıta ve vesiledir.” (a.g.e., c.1, s. 252)
Medineli Saatçı Osman Efendi bu eseri görmüş olsaydı, eminim çok beğenecek ve takdir edecekti. Cenab-ı Hak cihad sevdalısı bu mübarek zatların ruhunu şâd, kabrini pürnûr eylesin...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



