Sayın Başbakan hızlanan terörist hareketlerden dolayı üzüntüye kapılarak ciğerim yanıyor diye feryat ediyor. Bu hususta kendisine aynen katılıyoruz ve niçin katıldığımızın sebeplerini açıklıyoruz. Şöyle ki:
1- İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, ülkemize kızarak, biz de Türkiye'ye karşı PKK teröristlerine her türlü desteği vereceğiz, dedi ve bunun üzerine PKK cinayetlerinin, dozunu ve sayısını ve vahşet derecesini artırdı. Hâlâ bu cani kafalı Lieberman görevine devam ediyor ve hâlâ Obama bu caniyi kınamıyor baş tacı yapmaya devam ediyor. Ciğerimiz aynı zamanda bunun için de yanıyor.
2- Büyük Ortadoğu Projesi'ni, biz o ülkelere insan hakları ve demokrasi getireceğiz gerekçesiyle yürürlüğe koyan ABD ve ortakları bu uygulamayı, islam ülkelerini bir bir işgal ederek, petrol ve diğer kıymetli stratejik zenginliklerini ele geçirip paylaşmak amacıyla kullanmaya başladılar. Mesela Libya, daha tam manasıyla işgal edilmeden Fransa ve hempaları, Libyanın petrollarine el koymaya kalkıştılar.
Bu yağmacılığa karşı iktidar ciddi bir önlem almadı yada alamadı. Ciğerimiz onun için yanıyor.
3- Avrupa Birliği, bizi oyuna getirerek Güney Kıbrısı Kıbrıs'ın tamamını temsil eden bir yetkiye kavuşturdular. Buna da ses çıkarılmadı. Ama şimdi işin rengi değişti, Kıbrıs'ın tümü adına, burnumuzun dibinde İsrail'in ve ABD'nin de desteğiyle, Rumlar petrol ve doğalgaz sondajı yapmaya başladılar. Biz de ise jeton yeni düştü, misillemeye kalkıştık önce yapılmış olan hataların, verilmiş olan tavizlerin bedelini ödemeye mecbur kaldık. Ciğerimiz bunun için de yanıyor.
4- Avrupa Birliği ülkelerinin gerçek kimliklerinin, tam manasıyla Haçlı zihniyeti olduğunu, bizim AB hayranı politikacılarımız bir türlü kabul etmedi. AB'yi adeta koruyucu yelek gibi, iyi niyetli ve bizden yana zannettiler. Ama AB ülkeleri bize, kazık üstüne kazık atmaya kalkıştılar:
a) Mesela üye namzedi ülkeleri insanlarının, AB ülkelerinde serbest olarak seyahat edebilmelerine, iş bulmalarına, yerleşmelerine AB'nin statüsü müsait olduğu halde. Sırf bizim işçilerimiz müslüman olduğu için, bu hak ve imkanlar bizim insanlarımıza tanınmadı.
b) Yine mesela, AB, bir ilerleme raporunda biz üyeliğe kabul edilmemiş olduğumuz halde, bizden izin almış gibi hareket ederek, Dicle, Fırat vadilerimizin ve bu vadilerde mevcut barajlarımızın kapladığı sahanın (ki bu bölge Güneydoğu Bölgemizi içine alıyor) Türkiye Cumhuriyeti yönetiminden ayrılarak "Uluslararası bir yönetim devredilmesini" ve bu sulardan İsrail'e kanallar açılarak su atılmasını karar bağlamıştır.
Vatanımızı böylece bölmeye yönelik AB raporuna karşı, en sert şekilde protestoda bulunmamız, AB'nin emperyalist emellerle hareket etiğinin dile getirerek, portesto etmemiz, hatta ilişkilerimizi kesmemiz gerekirken, vatanımızı bölmeyi amaçlayan bu girişime karşı ses çıkarmamış olmamız dahi bizim ciğerlerimizi yakmaktadır.
c) PKK örgütü hemen bütün AB ülkelerinde, bürolar açarak, paralar toplayarak örgütler ve yayın organları, televizyon kanalları kurarak, vatanımızı bölmek için çalıştıkları halde ısrarlı taleplerimize rağmen bu faaliyetlerin önlenmemesi, teröristlerin bize teslim edilmemesi Rasmussen gibi siyasi liderler tarafından asla kabul edilmemiştir. AB ülkeleri daima teröristlerden yana tavır takınmışlardır. Buna ilaveten,
d) Ayrıca Rasmussen, Peygamber Efendimize tezyif eden karikatürlerin yayınlanmasına imkan tanımıştır. Bu hareketleri Başbakanımız tarafından protesto edilerek, kendisinin NATO ittifakının başkanlığına getirilmemesini istemiş olmasına rağmen, bu terör yanlısı ve islam düşmanı kişi NATO ittifakına başkan yapılmıştır. Üstelik bu sicili ve niyeti bizce bozuk olan bu şahıs hala bütün Ortadoğu islam ülkelerinin yeniden şekillendirilmesi ve işgallerin sürdürülmesi gibi çok hayati ve çok önemli bir mevkide bulunmaktadır. İşte bütün şu saydıklarımız, bizim ciğerimizi yakan dertlerimizden sadece bir kaçıdır... Bu saydıklarımız ve sayamadıklarımız sebepler öylesine birikmiş, öylesine aleyhimizde neticeler vermiştir ki, sayın Başbakan'ın sadece yakın günlerdeki acıklı, olaylar dolayısı ile değil şimdiye kadar yapılmış olan bu yanlış uygulamalar dolayısıyla da içinin yanması söz konusu olmalıdır.
NETİCE: Ama biz millet olarak bütün bu iç açıcı olmayan gelişmeler karşısında asla ümitsizliğe kapılmamalıyız. Bu yeni moda, kalleşliğe, ikiyüzlülüğe hatta haince sergilenen riyakar tavırlara rağmen şartların gerektirdiği, tedbirleri almalı, yeni çözümler üretmeli ve büyük devlet olma yolunda, fütur getirmeden gereken adımlarımızı atmalıyız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



