Türkiye, 3.3.2010 günü, tarihinde rastlamadığı bir olaya şahit oldu. Mersin'de, CHP Kadın Kolları öncülüğünde bir grup kadın, çarşaf yırtma ve çiğneme eylemi gerçekleştirdi. Biz, tarihimizde böyle bir olayı, Milli Mücadele yıllarında, Maraş'ta Fransızların yaptığına şahit olmuştuk. Bugün, aynı durumu içimizden çıkan bir grup kadının yapmış olması ibret verici ve düşündürücüdür.
Söz konusu olay, CHP Mersin İl Başkanı'nın bilgisi dahilinde ve hatta fiilen katılımıyla gerçekleşmiştir. Basına yansıyan resim ve haberler bu gerçeği doğrulamaktadır. CHP Genel Merkezi bu olaya tepki göstermiş, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapılan açıklamada "Olayın partiyi yıpratmak için girişilen bir provakasyon olduğu" görüşüne yer verilmişti. Genel Başkan Deniz Baykal da, çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda olaya tepki göstermiş, parti olarak böyle bir davranışı benimsemediklerini anlatmaya çalışmıştır.
Fakat, insan sormadan edemiyor: Bu türden halkın tepkisini çeken olaylar niçin hep CHP'lilerin ellerinin altından çıkıyor? Daha kısa bir süre önce CHP Genel Sekreteri Önder Sav, bir seçmeninin yanında "Hac ibadetini ve Peygamber Efendimizi (s.a.v) küçümseyen sözler" söylemişti. Onur Öymen ise, "Dersim'de analar ağlamadı mı?" diyerek; "Şimdi de Güneydoğu'da katliam yapılsın" anlamına gelebilecek bir konuşma yapmıştı da tüm Türkiye'den tepki almıştı. Daha bu olaylar unutulmadan şimdi de Mersin'de yaşanan çarşaf yırtma ve çiğneme eylemi...
CHP, her fırsatta "Atatürk'ün partisi" olduğunu söylemekten hususi bir zevk alır. Peki, Atatürk'ün kılık kıyafet anlayışı bu muydu? Annesi başörtülü, eşi Latife Hanım çarşaflı değil miydi? Hatta, size daha ilginç bir olay anlatayım: Latife Hanım evlenmeden önce dekolte sayılabilecek bir kıyafet içindeydi. Atatürk, "Köşk'te bu kıyafet uygun olmaz" diyerek Latife Hanım'a çarşaf giymeye razı etti." (Milli Gazete, Ahmet Almaz'dan naklen Ankara Kulisi, 15.02.2008)
Atatürk, bazı yurt gezilerinde İslam dininin emrettiği örtünme emrinden övgüyle söz etmiştir: "Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete uygundur... Kıyafet şeklimizi ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki; her milletin kendine mahsus an'anesi, kendine mahsus adeti, kendine göre dini ve milli hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mukallidi olamaz." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.2, sh.149)
Mersin'de çarşaf yırtıp çiğneyen CHP'li hanımlara ve tüm CHP'lilere bir şey daha hatırlatmak istiyorum: Siz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nu tanır mısınız? Kendisi, Atatürk ve İsmet İnönü'nün en güvendiği insanlardan biriydi. Hatta, CHP'nin genel politikalarını belirleyen ekibin içinde yer almıştı. Hem de, CHP'nin yayın organı olarak faaliyet gösteren Ulus gazetesi yazarlarından. Yani, CHP'li bir kurmay... O'nun "Çarşaf ve Peçeye Dair" başlıklı objektif olarak yazılmış nefis makalesinden haberiniz var mı? Bakın, Yakup Kadri o makalesine nasıl başlıyor: "Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bundandır ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. (...) Çarşafsız ve peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum."
CHP, bu geçmişini inkar mı ediyor yoksa? CHP'nin geçmişteki bu kimliğini bildiğimiz için, bugünkü CHP'lilerin eylem ve söylemlerini izah etmek konusunda zorluk çekiyoruz. Hangi CHP? diye... Yukarıda örneklerini verdiğimiz CHP mi, Baykal'ın bir yerel seçim öncesi başörtülü ve çarşaflı hanımlara rozet taktığı CHP mi, Önder Sav ve Onur Öymen'in sözlerine yansıyan CHP mi, Mersin'li kadınların çarşaf yırtıp çiğnediği CHP mi, oy kaybı olur düşüncesiyle son olayı "provakasyon" diyen CHP mi? Hangisi?!!
CHP bu tavrıyla yalnız kendisine zarar vermekle kalmıyor, başta Saadet Partisi olmak üzere diğer muhalefet partilerine de zarar veriyor. Değilse, "Zina yasası çıkaran; bir ABD programı olan Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak görev yapan" Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'ye halkın itibar etmemesi lazım. Fakat CHP, Anamuhalefet partisi olarak, halkın değerleriyle zıtlaşan öyle sert ve kavgacı söylemler ortaya koyuyor ki, bunu gören halk, "Hiç değilse elimizdeki ile yetinelim" diyerek AKP'ye sarılmaya devam ediyor.
Yazımın sonunda, CHP'lilere, son çarşaf olayı sebebiyle Gülay Göktürk hanımın kadın duyarlılığı ile yazdığı,şu ifadelerine muhatap olmak hoşlarına mı gidiyor? diye soruyorum: "CHP'nin ne olduğu ortada. Başkanlarının izlediği çizgi de öyle. Mersin'deki partili kadınların çarşaf yırtma ayininin o çizgiye uygun olmadığı söylenemez. (...) Neden bu partideki en utanç verici, en bağnaz çıkışları hep bazı kadınlar yapıyor? Canan Arıtman'ın, Nur Serter'in, Necla Arat'ın başörtüsüne yönelik o kin ve nefret dolu çıkışları geliyor aklıma. (...) Hazin bir manzara; hazin olduğu kadar da utanç verici... Çağdaşlık adına yapılan bu toplu tapınma ayini midemi bulandırıyor. Hem çağdaş bir insan, hem de bir kadın olarak onlardan utanç duyuyorum." (Bugün, 5.3.2010)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




