Anayasa'nın bazı maddelerini değiştirmeye yönelik girişim, rahatlık doğuracağına; huzursuzluğun ve endişenin kaynağı oldu. İktidar partisi ve Anayasa değişikliğine evet diyen milletvekilleri endişeli; çünkü değişikliği Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacağını söyleyen bir CHP var karşısında. Acaba ne olur, bu kadar emek boşuna mı gidecek endişesi ile sınırlı değil bu. Meclis'in üzerinde bir iradenin olup olmadığını ortaya çıkaracak bir turnusol kağıdı işlevi görüyor bu değişiklik ve iktidarın da endişesi bu noktada. Avrupa Birliği ile müzakere sürecine bir zarar gelmesinden öte, içeride bir yetkisizliği ve yetersizliği ortaya koyacak olan bu girişim, eğer 10. ve 42.maddelerdeki gibi bir sonuç verirse bundan sonra Türkiye ne yapacak, yapacak bir şey kaldı mı endişesi bu. TBMM'nin yasa yapma yetkisi ikinci kez budanırsa ve üstelik bu girişim referanduma rağmen yapılırsa bu ülkenin yönetim biçimi açıkça tartışılır hale gelir, gelecektir. O zaman bazı insanlar, parti kurup, seçimlere gidip, hükümet kurmaya çalışacağına Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek mahkemelere üye ol daha iyi, noktasına gelecektir.
Bu girişim CHP'yi de endişeye sevk ediyor. CHP'nin derdi ise milletle karşı karşıya gelmekten kaynaklanıyor. Kutlu Doğum Haftası'nın açılışında bir din adamı kimliği ile konuşan, çarşafa açılan CHP'deki endişe sadece politik değil. Onun endişeleri arasında Anayasa Mahkemesi'nin, yapılan değişikliği yetkisizlik sebebiyle geri çevirmesinden kaynaklanıyor. Olur a, 10. ve 42.maddelerin değişimi ile ilgili olarak yetkisini aştığı noktasında eleştirilen Anayasa Mahkemesi bundan böyle daha fazla yara almak istemeyecektir. İkincisi, Anayasa Mahkemesi'nin, kendisiyle ilgili bir değişikliği görüşmesinin de mümkün olmadığını savunan hukukçular var. Milletin "evet" dediğine "hayır" diyen bir mahkeme üyesi olarak anılmak hiçbir üyenin tercihi edeceği bir şey değil.
Anayasa Mahkemesi de endişeli mi bilmiyoruz. Çünkü mahkeme, önüne geleceği açıkça deklare edilen bir hususta ihsas-ı rey anlamına gelebilecek bir durumla karşı karşıya kalmak istemez, istemiyor. Bu değişiklik bağlamında ele almadan, soyut, herhangi bir olaymış gibi değerlendirip, böyle durumlarda hukuka uygun olan davranış nedir, yani, referandum konusu olan bir değişiklik ve referandumda evet ile onaylanan bir temel kural, Anayasa Mahkemesi tarafından incelenemez ve iptal edilemez gibi bir açıklama yapılamıyor yetkililer tarafından. Böyle bir yaklaşım varsa; bu durumu millet ne zaman öğrenecek? Anayasa Mahkemesi'ne dava açılır, Mahkeme bu davayı görüşmeyi kabul eder ve görüşme bittikten sonra.
Belki bu tür olaylarla karşılaşılacağı akla bile gelmediği için ne yapılacağını yetkililer bile şimdilik bilmiyordur.
Anayasa değişikliğinden MHP de endişeli. Onun endişesi, içeriğe değil de döneme. Gelecek dönemde yapalım, diyor MHP. Millete bunu anlatamama ve CHP ile aynı çizgide görülmek endişesi bu. MHP, gelecek dönemde millet belki bizi Meclis dışında bırakabilir veya bize bile ihtiyaç duyulmayacak bir durumla karşılaşabiliriz, millete giderken "bakın biz olmasak bu işler böyle olmazdı" denilebilecek bir imkan olarak görmüyor.
Bu durumda bütün yollar kapanmış gözüküyor. Milletin egemenliği hiçbir zaman ipotek altına alınamaz, alınmamalı. Böyle durumlarda, referanduma gidecek veya referandumda onaylanan bir değişikliği "değiştirme" girişimleri için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başta olmak üzere hukuk bakımından uluslararası bağlayıcılığı olan her mercie gidilmeli, gidilebilmeli. Madem başka yargı kararları için Avrupa'ya itiraz edilebiliyor, Türkiye tazminat ve diğer yaptırımlarla karşılaşıyor; türban konusunda olduğu gibi "Gördünüz mü Avrupa bile sizi reddetti, onlar da bizim gibi düşünüyor." diye Avrupa hukuku övülüyor; referandumun getireceği yeni Anayasa, Anayasa Mahkemesi'nden döner veya bazı maddeleri iptal edilirse; bir yolu bulunmalı, Anayasa değişikliğini iptal eden bu karar için de Avrupa'ya gidilmelidir. Bakalım, el mi yaman bey mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



