Buna göre, birey yaşadığı toplumdan bağımsız değildir, yalıtılmış, yalnız, kopuk bir hayat sürmeye yatkınlığı hiç yoktur. Hangi topluma, hangi gruba ya da sınıfa dahil olursa olsun kişi, yaşadığı toplumun örf ve geleneklerinin, kültürel dokusunun, arkadaş grubunun ve aile bağlarının etkileşimiyle bir bütün olarak yaşar. Her ne kadar modern kültür, bütün bu etkileşim alanlarını daraltıp, bireyleri yalnızlık dehlizlerine sürüklemiş olsa da, insanoğlu bu etkileşimini sınırlı imkanlar dahilinde bile sürdürüyor.
İslâm, ilkesel olarak, en baştan kişinin bireysel bir hayat sürmesine, çevresindeki insanlardan uzak yaşamasına doğru bakmaz. Aksine, dinimize göre, kişi, kendi hayatından sorumlu olduğu gibi, ailesine, komşusuna, toplumuna karşı da sorumludur. Ve insan, hayatını ancak, sorumluluklar zincirinin bir halkası olarak sürdürür. Yani, bir yerde, insanın, sosyalleşme sürecine ve eğitim periyoduna, sosyal çevre de etkin olarak katılıyor.
Çocukluğumun geçtiği şehirde insanlar birbirlerini tanırlar, iyi günde, kötü günde destek ve yardımlarını esirgemezlerdi. Mahalleli etkin bir kontrol mekanizması gibiydi. Komşunun kızı erkek arkadaşım dediği kimseyle çıkıp, pastanelerde gezmeye cesaret edemezdi. Gençler, aile büyüklerinden çekindikleri için ağızlarına küfür almazlar, en fazla seslerini yükseltebilirlerdi. İnsanlar, elinde torbasıyla yürüyen bir yaşlı görse, alır ve onu evine kadar taşırdı. Bir keresinde, merkez köylerden bir aile bizim apartmana taşınmıştı ve bu aileyle komşuluk ilişkilerimizi geliştirmiştik. Fakat ailenin büyük oğlu sık sık evden kaçıyor ve hırsızlık yapıyordu. Çocuğun hırsızlık yaptığını duyan mahalleli onu bakışlarıyla, sözleriyle, tavırlarıyla cezalandırmışlar ve genç mahalleye giremez olmuştu. Ne zaman biriyle karşılaşsa, nasihat yağmuruna tutuluyor ve yaptığına pişman oluyordu. Askerlik yaşına gelip de bu davranışını terk edinceye kadar, mahalle tarafından dışlanmış, sevgi ve ilgi görmemişti. Mahalleli, tasvip etmediği bir davranışta ısrar eden genci, sevgi ve ilgilerinden mahrum bırakarak cezalandırmışlardı.
Tabi, burada genç adamın hatasını görüp geri döndüğüne şahit oluyoruz. Fakat bu herkes için geçerli olmayabilir. Kişi, mahallenin, dolaylı olarak uyguladığı bu müeyyideyi ciddiye almayıp, hatasında ısrarlı olabilir. Ama, genel olarak düşündüğümüzde, insanlar yaşadıkları çevreden etkileniyor, tutum ve davranışlarını buna göre dizayn ediyorlar.
O günlerde, mahallemizin kızlarından biri "Keşke büyük bir şehirde olsaydım da istediğim gibi gezip tozsaydım, birini sevdim ama istediğim gibi çıkamıyorum... Onları dinlemesem de çıksam, biliyorum, sadece ailem değil, bütün mahalleli bundan rahatsız olacak " demişti. O zamanlar, ben de, büyüklerin, gençler üzerinde bu kadar müdahil olmalarının doğru olmayacağını düşünürdüm. Hatta, insanların, konu komşu ne der diyerek, kendine çeki düzen vermesine, bazı davranışlarını kamufle etmesine anlam veremez, onların iki yüzlü olduğunu sanırdım.
Oysa bu gün yaşadığım şehirde görüyorum da, insanlar yolda baygın yatan hastaya bakıp, hiç aldırmadan geçip gidiyorlar. Komşunun yoksulluğu, hastalığı, ihtiyaçları kimsenin umurunda bile değil. Bırakın bunları, sokakta iki kişi kıran kırana kavga ediyor da ayıran bile olmuyor. Gençler, aykırı hareketlerden kaçınmıyor, uç gruplarda yer almaktan korkmuyor, bağımlılık maddeleri kullanmaktan geri kalmıyorlar... Çünkü, onlara olumlu davranışlar empoze edecek arkadaş grupları ve eskiden olduğu gibi çevrenin korumacılığı yok... Aksine onlar, televizyon ve diğer aygıtların lanse ettiği o sığ hayatın birer müdavimi oluyor ve bu tutsaklığın içinde çırpınıp duruyorlar. Yakın çevremde de görmüşümdür, çocuklarıyla ilgili sorun yaşayan aileleri acımasızca eleştiriyorlar. Çocuğun ailede aldığı temel, eğitim gerçekten önemli. Ve muhafazakar ailelerin büyük çoğunlu bu konuda ellerinden geleni yapmaya da çalışıyorlar. Bu konuda genellikle ergenlik dönemine kadar pek bir sorun görülmüyor. Fakat, ergenlik döneminde, genç, aile bireylerinden çok arkadaş çevresine önem veriyor. Onlarla vakit geçirmek, onların normlarını dikkate almak istiyor. Ne yazık ki, bu dönemde çocuklarımızı bekleyen bir dış dünya var ki, burada envai çeşit fırtınalar esiyor. Eğer onlara sevgiyle yaklaşmazsak bu fırtınanın önünde yok olabilirler. Burada gençler, televizyonda görüp özendiği kimseleri, çevresinde benimsediği arkadaşlarını taklit etmek istiyor. Çünkü genç, kendini bir şekilde topluma kabul ettirmek istiyor.
Peki ne yapacağız? Şimdilerde, çocuklarımızı koruyacak, onları uyaracak, yol gösterecek etkin bir çevreden yoksun olduğumuza göre, bu görevi kim üstlenecek? Çocuklarımızı, bu cılız kültür kırıntılarından nasıl koruyacağız?
Bu konuda yapabileceğimiz alternatif çalışmalar olabilir. Bunlar arasında, gençlerin yapısına uygun olduğunu düşündüğüm grup çalışmaları önemli bir yere sahip. Benzer yaş gruplarından oluşan, milli ve manevi değerler çatısında yaşamaya çalışan gruplar oluşturup, çocuklarımızı bu gruplara dahil edebiliriz. Çünkü genç, arkadaşını, hayatının merkezine koymuştur ve onun ne söylediği, neler yaptığı, nasıl davrandığı kendisi için önemlidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



