İspanyol yazar Cervantes'ın dünya edebiyatına armağan ettiği Don Kişot istisnasız, genç yaşlı herkesin bildiği, okuduğu ve hikayelerini dinlediği bir kahramandır. Küçük bir İspanyol kasabasında sade bir hayat süren A Quijano, zamanının büyük bir kısmını kitap okuyarak geçiren sıradan bir köylüdür. Okuduğu kitapların konusu genellikle Ortaçağ dönemine ait efsanelerdir. Bu efsanelerdeki; insanları kötülüklerden kurtararak onlara yardımcı olan şövalyelere özenen Quijano en sonunda kendisinin de şövalye olması gerektiğine karar verir. Şövalye olması için gereken her türlü şeyi hazırlayan, Quijano kılıcını ve miğferini alarak kendisine şövalye ünvanı verdirmek için yollara düşer, çünkü şövalyelik ünvanı ancak bir soylu tarafından verilmek üzere alınabilirdi. Quijano da öyle yapar ve kendisine Don Kişot adının verilmesi ve şövalyelik unvanını alabilmek için Rozinante adlı atına binerek yola çıkar.
Yolculuğu esnasında karşısına ilk çıkan hanı şato zannederek içeri giren Quijano, Han'ın sahibini Lord sanarak kendisini şövalye yapmasını ister. Han'ın sahibi kendisini Lord yerine koyan bu adamdan hoşlanır ve onun ricasını kırmaz ve Quijano'yu hanın içinde bulunan diğer misafirlerin huzurunda şövalye ilan eder. Artık Quijano şövalye Don Kişot olmuştur, aldığı unvanla birlikte yaşadığı kasabaya geri dönen Don Kişot yolda yanından ayrılmayacak olan sadık dostu ve hizmetkârı Sancho Panzo ile tanışır. Yolda rastladığı bu köylüye kendisiyle birlikte gelmesini teklif eden Don Kişot, Sancho'ya çeşitli vaatlerde bulunur ve onu ikna eder. Bu ikili daha sonra çeşitli maceralara atılırlar bunlardan en çok bilineni de Don Kişot'un yel değirmenlerini Dev zannederek saldırmasıdır. Mızrağını yel değirmenlerine doğrultarak saldırıya geçen Don Kişot yel değirmenlerinin arasına sıkışan mızrağıyla birlikte yere düşer. Ve yel değirmenlerinin Dev olmadığını anlaması geç olmaz...
Don Kişot'un bu macerasını diğerleri izler ve yardımcısıyla birlikte sürekli olarak yanılsamalar yaşarlar. Acaba Don Kişot'un bu yanılsamaları yaşamasının nedeni onun şizofren ya da paranoyak kişiliği olarak düşünülebilir mi? Hayır Don Kişot aslında bir özlemin peşindedir. Okuduğu kitaplardaki kötülüğe karşı savaşan şövalyeleri örnek alan Don Kişot onlar gibi olmaya özenmiş ve çevresinde kötü olarak addettiği şeylere karşı kendince mücadele etmişti; kendi kendisini bu kutlu davaya şövalye olarak yaşamaya ve savaşmaya o kadar inandırmıştır ki miğfer olarak başına bir berber tası geçirmiş ve yollara düşmüştür.
Don Kişot'u okurken maceralarda adı geçen karakterleri incelediğimizde çok daha çarpıcı gelişmelerle karşılaşıyoruz. Özellikle Cervantes'in Don Kişot kahramanını oluştururken Arap kültüründen etkilendiği söylenebilir. Endülüs'teki Emevilerin izlerini Cervantes'in Don Kişot'unda sürebiliriz. Bu izi hikayede adı geçen Benegali'den ve diğer karakterler üzerinden Arap kültürünün Cervantes üzerindeki etkisini görebiliriz.
Bir çok maceraya atılan Don Kişot'u durdurmak yine bir düello neticesinde olur. Düelloyu kaybeden Don Kişot artık yaşadığı yerden ayrılmayacağı sözünü verir. Ve sözünde de durur. Cervantes sonunda Don Kişot'u iyileşmiş olarak gösterir. Bu aslında Don Kişot'un görevini yerine getirdiğinin ifadesidir. Don Kişot'u bir hikaye kitabı olarak okuyanlar koyun sürüsünü büyük bir ordu zannederek saldırıya geçen Don Kişot'un nasıl bir görev üstlendiğini merak edebilirler. Don Kişot sizce neden yakıcı bir ihtiyaç olarak kötülüğe karşı savaşmayı istemiştir? Bunun için dönemin Avrupasını da iyi bilmek gerekir. Doğru bildiğini ve inandığını ne pahasına olursa olsun savunmak ve bunun için bir çok şeyi göze almak bazılarının gözünde delilik olabilir ama bugün insanlık daha düne kadar deli olarak görülen velilerin sırtında yükselmektedir. Bu açıdan Cervantes'in bu güzel eserini yeniden ve bu bakış açısıyla okumakta fayda var. Eğer hiç okumayanlarımız varsa bu yazıdan sonra mutlaka okumalılar. Yalnız bırakılmaması gereken bir kahramandır Don Kişot.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



