SULTAN Aziz tahtan indirilmesine indirilir, haremi de yukarıda belirttiğimiz aşağılayıcı muamelenin yanı sıra Hüseyin Avni Paşa'nın öncülüğünde, kayıklara bindirilir. Kadınlar saraydan çıkarken Hüseyin Avni'nin görevlendirdiği kişilerce saraydan altın yada mücevherat kaçırmasın diyerek üstleri başları da aranacak kadar aşağılayıcı bir muameleye tabi tutulur. İşte bu süreçte Çerkes Hasan'ın haremde bulunan kız kardeşi Sultan Aziz'in üçüncü Kadın Efendisi olan Neş'erek Kadın-Efendi, kış günü üzerine soğuktan korunmak için bir şal alır. Bir asker tarafından saraydan çıkarken bir şey kaçırmasın denilerek üstündeki örtü sert bir şekilde çekilir. Hiçbir şey kaçırmayan ve yalnızca soğuktan korunmak için şala bürünen Kadın-Efendi incecik elbisesiyle kalakalır. Soğuk ve yağışlı havada sandala bindirilir. Fakat aradan birkaç gün geçmeden aşırı üşütmeden mütevellit olarak vefat eder. İşte Çerkes Hasan'ın Hüseyin Avni'yi öldürmesinin nedenlerinden biri de budur.
Sultan Aziz'in katledilmesine gelince:
"... Altı kişi birden sabık padişahın odasına girer. ... Sedirde oturan padişahın bir dizine Cezayirli Mustafa, diğerine Boyabadlı Mehmet oturmuşlardır. Fahri Bey, padişahın iki kolunu arkaya çekerek kollarıyla sarmış, Yozgatlı Mustafa ise elindeki bıçak ile Sultan Aziz'in önce sol, sonra sağ kolunun damarlarını kesmiştir. Bu sırada Necip ve Ali Bey'ler, yalın kılıç oda kapısının iç tarafında bulunmuşlardır. Sultan Aziz şaşkınlıktan bir "Aman Allah'ım!" demiş, sonra kan kaybıyla kendinden geçmeye başlamıştır. Katiller odada 5 dakikadan az kalmışlar, sonra dördü, sofadan geçerek ana kapıdan karakola kaçmış, Cazayirli Mustafa odanın penceresinden aşağıya atlamış, Fahri Bey'le iki harem ağası ise saraydaki odalarına dağılmışlardır. Bu işler biter bitmez, cuntaya mensup üç hazinedar kalfa feryada başlamışlardır."*
Şimdi de Binbaşı Çerkes Hasan'ın Serasker Hüseyin Avni'yi ve Raşit Paşa'yı nasıl öldürdüğünün hikâyesini merhum H. Y. Şehsuvaroğlu'ndan dinleyelim:
O akşam, halasının kocası olan rahmetli Ateş Mehmed Paşa'nın Cibali'deki konağına giden Hasan Bey ailesinin (Serasker Paşa'yı görüp veda etmelisin) tavsiyesine karşı ben bu gece görecektim, giderim demiş, yemekten sonra harem tarafına geçerek odasındaki meşin sandığı karıştırmış, selâmlık tarafına gelip geç kaldım, diyerek sofada kılıcını da takmış kardeşi Osman Bey'e (Ben Serasker Paşa'nın yalısına gidiyorum, saat altıya kadar gelirim) demişti. Oradaki misafirlerin gece gitmesen de sabah gitsen tavsiyelerine karşı da (sabahleyin kalabalık olur onun için gece gideyim) cevabını vermişti.
Yanında on beş günden beri dolu olarak taşıdığı iki tane altıpatlar tabanca ve bir tane Çerkes kaması olduğu hâlde Seraskerin Paşalimanı'ndaki yalısına gitmek üzere saat alaturka ikide Cibali'den bir kayığa binmişti.
Yalıda Seraskeri bulamayan ve Mithat Paşa konağında olduğunu öğrenen Hasan Bey aynı kayıkla Sirkeci'ye geçmiş ve kayıkçı ile evine (Beni beklemesinler) haberini göndererek bir kira beygiri ile Beyazıt'a yollanmıştı.
O akşam vükela Girit hadiselerini konuşmak üzere Mithat Paşa'nın konağında toplantıya karar vermişti. Yalnız mesele fevkalade ehemmiyetli görülmediğinden yalıları Bebek ve Kandilli'den yukarı olan Paşalar gelmesin denilmiş, Hariciye Nazırı Raşit Paşa'nın buna canı sıkılarak (Bizim de İstanbul'da konağımız var. Orada yatabiliriz.) demiş ve bunun üzerine kendisi de içtimaa çağrılmıştı.
O gece Mithat Paşa konağında Sadrazam Rüştü, Hariciye Nazırı Raşit, Serasker Avni, Kaptan-ı derya Kayserili Ahmet, Maarif nazırı Cevdet, Defteri Hâkani Nazırı Yusuf, Nafia Nazarı Meclisi Aliye me'mur Halet ve Şerif Hüseyin, Hasan Rıza Paşalarla Sadâret müsteşarı Said Efendi, Amedci Mahmud, Sadâret mektupçusu Memduh Beyler toplanmıştı. Evvelce verilen karar mucibince vükelâdan Şeyhülhislam Hayrullah Efendi, Adliye Nazırı Safvet, Ticaret Nazırı, damat Mahmud, Maliye Nazırı Galip Paşalar ve diğerleri toplantıya gelmemişlerdi.
Paşalardan bazıları yemekten evvel biraz içki içtiler. Sonra sofraya oturuldu. Yemekten kalkınca sofanın (cenubu şarkî cihetinde ve bahçe üzerindeki) salona geçildi...
İçtimada Girit ve Karadağ meseleleri konuşuluyordu. Bu taraflarda isyan emareleri görüldüğüne dair gelen telgraflar üzerine lâzım gelen talimat ve emirler kaleme alındı. Memduh Bey'in yazdığı talimat, kısa görüldü. Amedci Mahmud Bey'in müsveddesi beğenilmedi. Mithat Paşa ayrı bir müsved¬de kaleme almış fakat bu da isteğe uygun görülmemişti. Vükelâ üzerinde bir ağırlık, bir sıkıntı vardı. Salondakiler (ne acayip hâl zihnimizi toplayamıyoruz) dediler.
Bu esnada kapı açıldı ve eşikte sağ elinde tabanca, sol elinde hançer olduğu hâlde Çerkes Hasan göründü. Dehşetle kendisine bakan Paşalara (davranmayınız, davranma Seras¬ker) diye bağırdı. Ve derhâl Avni Paşa'ya arka arkaya iki el ateş etti. Birinci kurşun Avni Paşa'nın karnına isabet edince Paşa elini şiddetle kendi dizine vurdu. Mecliste büyük bir panik olmuştu.
İkinci ateşten sonra Hasan Bey Seraskere hücum etmek istedi. Fakat Kaptanıderya Kayserili Ahmet Paşa katili kolla¬rından tutup zaptetti. Avni Paşa da son gayretiyle yerinden kalkıp salona kadar çıktı ve orada yığılıp kaldı. Atılan kurşunlardan biri Hariciye Nazırına rastlamış ve Raşit Paşa der¬hâl ölmüştü.
Kayserili, Hasan'ı zapta çalışırken katil, elindeki hançerini arkaya doğru savurarak (Kayserilinin kulak başlarını pastır¬ma doğrarcasına kesmeye başladı) ihtiyar Paşa nihayet yoru¬lup caniyi bıraktı. Ve yanındaki odaya iltica etti.
Hasan kurtulur kurtulmaz sofada serili Avni Paşa'nın üze¬rine çökerek vücudunu hançeriyle didik didik etti. Sonra sandalyesinde vurulu ve ölü olarak bulunan Raşit Paşa'ya giderek hançeri ile gırtlağını kesti.
Çerkes Hasan, Serasker kapısına getirilip o gece ifadesi alındı. Yaralarına rağmen soğukkanlılıkla ve açıkça ifadesini vermişti. Ertesi günü de ikinci defa dinlendi.
Yaralarını tedavi etmek üzere gönderilen cerraha (Beni ya asacaklar yahut kurşuna dizeceklerdir. Artık nafile yere yaralarıma baktırmak abestir) demiş ve cerrahı geri çevirmişti.
Hasan, beş kişilik bir divan-ı harp önünde muhakeme edildikten sonra 26 Cemaziyülevvel (1876 Haziran) cumartesi günü Serasker dairesinin Beyazıt Meydanı'na açılan büyük kapısı yanındaki dut ağacına asılmak suretiyle idam edildi.
II. Abdülhamid zamanında yapılan mezar kitabesinin üzerin¬de:
"Genç yaşında velinimeti uğruna fedayı can eden mer¬hum ve mağfurleh Çerkes Hasan Bey'in ruhu için Fatiha, se¬ne 1293" ibaresi okunmaktadır.**
Diğer taraftan Müşîr Eşref Paşa gibi şairler, Hasan Bey hakkında mersiyeler yazıp, onun ne büyük bir kahraman olduğunu terennüm ettiler. Eşref Paşa'nın mersiyesinin iki mısraı şöyledir:
"Rabb-i izzet Cennet etsin kabrini Çerkes Hasan
Kamet-î Avnî'ye ol/ esnâda biçmişdî kefen."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



