Bu hafta radyo konuğum olan İHH Sağlık birim sorumlusu Hafız Mustafa İnce çok ilginç bir Gazze hikayesi paylaştı bizimle. Mütecaviz İsrail'in rutin roketlerinden birinin isabet ettiği Yasir bir bacağının kopmasıyla birlikte vücudu da kapkara kesilir. Şehit oldu diyerek arkadaşlarının morga kaldırdığı Yasir'i ertesi gün morgta ziyaret eden babası birden Yasir'in damarının hareketinden yaşadığını fark eder ve acilen hastaneye kaldırırlar. Daha sonra tedavisi için İstanbul'a getirilir. Birkaç ameliyatla birlikte bir bacağına da protez takılıp iyileşen Yasir'in hastaneye ilk getirildiğinde mırıldanarak söylediği ilk ifadeleri dinleyenleri hayrete düşüren nitelikte etkileyicidir: 'Buralar ne kadar kötü ve pis kokuyor. Az önce geldiğim yerden çok farklı!'.. Evet, Yasir'in daha sonra da o derin tesirinde kalarak sıklıkla aktardığı o bambaşka kokuları soluduğu yerin cennetin misk gibi kokusunu alıp geldikten sonraki dünya kokusunun ona ağır geldiği idi... Nice Yasirlerin cennet kokusu aldığı kutsal Gazze toprakları nice cennet kapılarına yollar açmakta o şehadet çiçeklerinin açtığı topraklarda..
Bahar günlüğü
Bugün İstanbul Nisan'ın ilk haftasını yaşamasına rağmen güneşin soğuk ışıkları halen ısıtmamakta insanı, ya da daha doğrusu soğukkanlı bendenizi. Nisanın ortalarında piyasaya çıkmasını planladığım 'Kutlu Çocuk' müzik albümümün mastering denilen son ayarlarını yapmak üzere Esenler'deki stüdyoya gidiyorum. Yine çoğu zaman olduğu gibi İstanbul'da yaşadığımı fark etmek için deniz yolunu tercih ediyorum. Az keyif mi iskele bayiinden aldığınız gazetenizi okuyarak yapacağınız yirmi dakikalık boğaz yolculuğu? Dilerseniz gemide oturduğunuz yere servis yapılan demleme taze sabah çayını da yudumlamanız cabası. Bir de her geçişte size altı yüz sene üç kıtaya nizam vermiş devleti aliyyenin Osmanlı idare merkezini bütün haşmetiyle hatırlatan Topkapı Sarayı'nı sinema şaryosu yapar gibi Haydarpaşa'dan Galata Köprüsü'ne kadar temaşa ettirmesi her şeye değer... Sultan Fatih'in 52 gün muhasara ile ancak ayakbastığı suriçi İstanbul'una böylece biz 52 dakikada vasıl oluvermenin kolayını yaşıyoruz bilinçsizce her İstanbul'lu olarak her sabah... Sırada Eminönü'nden Esenler otobüsüne binmek var. Semtine ulaşmak var.'Akbil' sihirli aletimizi ücret yerine basıp biniyoruz. Geçen ay Londra'da tüm toplu taşıtlarda kullandığımız Oyster da akbil gibi kontür yükleme ile kullanılıyordu. Ancak dünyanın en pahalı toplu taşıma ücreti Londra'da idi. Öğrenciler bile aylık akbil=oyster almalarına rağmen bedelleri Almanya ve diğer ülkelere göre çok pahalı idi. Her neyse biz yine güzel şehrimize vatanımıza dönelim.(Allah tüm gurbetçilerimize de bir türlü ısınamadıkları o ekmek kapısı gavur ellerinden giderek güzelleşen vatanımıza avdet etmek nasip eyleye...)
Esenlere vardığımızda müezzin efendinin o yüce davete yüreğini katarak okuduğu belli olan kutlu davete cemaat sevabına da talip olarak icabet ediveriyoruz. Ama işin burada bir de güzel tarafı bizi karşılıyor. Baştaki cümlemizde ifade ettiğimiz gibi henüz metabolizmamızın ısınmadığı bu serin Nisan gününde, Allah sebep olanlardan razı olsun, çeşmelerinden sıcak su akan cami şadırvanıyla karşılaşmıyalım mı? Mübarek Esenler Son Durak Camii hafta içi olmasına rağmen neden Cuma namazı gibi kalabalık olduğunun hikmeti bu mudur diye inanın aklımdan geçirmedim değil hani? Hatta üşenmedim sıcak suyu hangi teknikle sağladıklarını soruşturunca hayırsahibi bağışçıların da desteği ile alınan kombi su ısıtıcı bu işi kolaycana çözüldüğünü öğrendik. O halde çoğu buz gibi soğuk su şadırvan sınavıyla muhatap ehli namaza ne olur böyle bir hayır ile ekserisi yaşlı cemaate de kolaylık sağlanmak üzere uygun camilerde bu hayra öncülük edeler...
Efendim, derken biz ses stüdyomuza varıp Allah'ın izniyle hassaten çocuklarımıza hitap edecek 'Kutlu Çocuk(s.a.v)'müzik albümümüzün grafik kapaklarını da teslim ederek kutlu doğum haftasına yetişmek üzere siparişini vermiş olduk. Aynı stüdyoda karlılaştığımız Saadet Partisi genel merkez tanıtım biriminden Ömer Faruk Yazıcı da seçim müziği albümünün çalışmasını yapıyordu. O'na da yeni görevinde başarılar dileyip eve dönüşe geldi sıra. Akşamın trafiğinde İstanbul ulaşım sendromu yaşamamak için bu kez dönüşümüzde bir İstanbul ulaşım kahramanı olan metrobüsü tercih ettim. Bu esnada yetişkinler dahil çoğu yolcuda adet haline geldiği gibi kulaklıkla cep telefonundan radyo ya da müzik dinleme moduna ben de uyarak -laf aramızda- zamanımız harikası iphone'umu açarak gelen elektronik postalarıma ve haberlere bakarak yolculuğumu tamamlamış oluyorum. Ne yapalım İstanbul'un sabah yolculuğu ile akşam dönüşü böyle gün içinde farklı hayatı öngörüyor içinde yaşattıklarına işte...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



