Nereden bakılırsa bakılsın Türkiye zararlı çıkacağı bir ortam içerisindedir. Yani, o kadar övünülen BOP eş başkanlığı, Türkiye’ye yarar değil zarar getirmek üzeredir.
Herşeyin bir ölçüsü vardır. Aşırı tolerans, aşırı kendini beğendirme gayreti, çoğu zaman geri teper ve istenilen sonucun tam aksini meydana getirir. Türkiye işte bu noktaya ulaşmıştır.
Daralan Cendere:
Son haftalarda Türkiye hiç de rahat bir kulvarda yürümüyor. Bastığı zemin kayganlaşıyor, yol gittikçe dikleşiyor ve çalılarla kaplı hale geliyor. Hatta gitmek istediği hedef bile belirsizleşiyor. Kısacası, Türkiye’nin etrafındaki cendere gittikçe daralıyor ve sıkıntılar artıyor.
Bu sıkıntıları gruplamakta fayda vardır. ABD ilişkileri açısından:
1- BOP yani; Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir katmanı olarak İran’a yapılması düşünülen müdahalenin Türkiye’yi sokacağı güç durum ortada ve herkesçe malumdur.
2- İran’a saldırıldığı takdirde, harekatın büyük ihtimal ile Türk askeri hava üslerinden yapılması istenecektir. Şayet, Türkiye buna izin verirse, istemese bile İran’a savaş açmış, cephe açmış duruma düşecektir. Böylece, İran gibi Müslüman bir ülkenin mahvolmasına seyirci, hatta katkı yapan ülke konumunda olacaktır.
3- Irak konusunda 1 Mart tezkeresi ile Kuzey cephesini açmayan Türkiye’yi şimdiden yumuşatmak ve hazırlamak üzere ABD yetkilileri tüm milletvekillerini ve yetkilileri “bire bir markaja almışlardır”.
4- Irak’ta işler bu mihver üstünde gittiği sürece, Türkiye üstünde de, onu parçalamaya yönelik politikalar tek tek uygulanmaya konacaktır.
5- Türkiye, bir taraftan “stratejik müttefikimiz” olduğunu vurgulayan ABD, diğer taraftan PKK’ya karşı “hiçbirşey yapamayacaklarını” açıklayan Amerikan askeri güçleri arasında kendine “milli çıkarları doğrultusunda” bir politika üretmeye mecburdur. Bunu biran önce yapmalıdır.
6- İki yabancı devlete hesap vermeden, yasal ve demokratik kurallara göre işbaşına gelmiş bir komşu grubunun ziyaretini bile kabul edemeyen bir Türkiye tam anlamı ile bir “cendere kıskacına” oturtulmuş demektir. Bunun derhal değişmesi gerekmektedir.
Kısacası, nereden bakılırsa bakılsın Türkiye zararlı çıkacağı bir ortam içerisindedir. Yani, o kadar övünülen BOP eş başkanlığı, Türkiye’ye yarar değil zarar getirmek üzeredir.
İşe bir de Avrupa Birliği (AB) açısından bakılırsa:
1- AB müzakerelerinin tam başlayacağı sırada, yeni şartlar dayatan bir Fransa’nın kabul edilemez tutumu,
2- Tüm müzakerelerden sonra yine de mutlaka “Referanduma gitme” kararı alan ve bunu yineliyen bir Avusturya ve ona katılan diğer AB ülkelerinin havası,
3- “Türkiye’ye HAYIR” kampanyası başlatıp, 350 milyon oy toplamaya kararlı bir AB grubunun çalışmaları,
4- Türkiye ve KKTC’ye verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığını itiraf eden ama yine de buna karşı Türkiye’nin Rumlara tüm liman ve havaalanlarını açmalarını isteyen, daha doğrusu dayatan ve olmazsa “müzakereler askıya alınır” diye tehdit eden bir AB genel sekreteri ve temsilcisinin istekleri ile karşı karşıya kalan bir Türkiye görülmektedir.
Kısacası, hiçbir şekilde Avrupa Birliği içinde olması istenmeyen, kendisinden sadece bazı çıkarlar kopartılmak istenen ve bu sebeple oyun gibi sahnelenen, bu AB üyeliği müzakere süreci “oyunu” nun nereye gittiğini anlamamak için ya çok saf, ya da kör veya sağır olmak gerekir
Cenderenin Diğer Türleri:
Siyasi alanda bunlar olurken, ekonomik yönden de vidalar sıkıştırılmaktadır: mesela, geçirilen “kuş gribi” dolayısı ile bazı sektörleri canlandırmak için verilmek istenen ufak bir teşvik bile IMF tarafından veto edilmekte; “yardım ve destek programlarını tekrar gözden geçiririz” diyerek dayatma ve tehdit bir arada Türkiye’nin karşısına konmaktadır.
Diğer örnek ise; son günlerin en son haberi: Ankara, kendi ürettiği “pirinci”ni korumak ve halka faydalı olmak için, Mısır’dan daha ucuza pirinç getirmek amacı ile gümrük tarifesini ayarlayınca, ABD gidip Dünya Ticaret Örgütü’ne Türkiye’yi şikayet ederek bu gümrük işlemlerini kaldırtmıştır. Böylece, Amerikan pirinci, Türkiye’ye hiçbir zorlukla karşılaşmadan girmeye devam etmektedir. Kaybeden sadece Türk halkı olmuştur. Böylece, Amerikan çiftçisi desteklenmiş ve bu durumdan yararlanmıştır. Diğer bir çarpıcı örnek de, şekerde yaşanmıştır: Birkaç yıl önce Türk hükümeti ikna edilerek konan “şeker pancarı kotaları”ndan sonra, Türk şeker üretimi duracak noktaya gelmiştir. Aynı yıllarda Fransa’dan milyonlarca ton toz şeker ithal edilmiştir. Evet, burada da Türk çiftçisi ve Türk şeker işçisi kaybetmiştir ama ne de olsa girmeyi düşündüğümüz Avrupa’da ve özellikle bize karşı çıkan Fransa’nın çiftçisini, Türk halkı desteklemeye devam etmiştir. Evet, görüldüğü gibi her sahada cendere daralmaktadır.
Yerli Türk Bankaları tek tek yabancıların eline geçmektedir. Para geleceğinden bahsedilirken çok daha fazla para dışarı gitmektedir. Ekonomi gittikçe nereden geldiği belli olmayan “sıcak para” ile yürür hale gelmektedir. Haberleşme ve iletişim de yabancıların eline geçmektedir. Milli sır veya milli zenginlik diye pek birşey kalmamaktadır. Kontrol, para ve haberleşme akımına kadar sirayet etmiştir.
Bu arada, buluğ çağına gelen çocuğunu tehlikeli dış etkilerden korumak amacı ile din öğretmeye kalkan veliye ceza verilirken, zina gibi toplumu kökünden sarsacak hareketler cezadan muaf tutulmaktadır. Bütün bunlar da AB baskıları ile hazırlanan kanunlarla sağlanmaktadır. Böylece Türk toplumu, inanılmaz bir psikolojik cendere içine sokulmış bulunmaktadır.
Başı örtülü kızların okuması engellenirken, sanat ve meslek eğitimi de tırpanlanmaktadır. Çeşitli sebeplerle, bu okulların mezunlarına Türkiye’de hayat hakkı tanınmamaktadır. Böylece Türkiye, yetişmiş eleman bulamaz hale getirilmektedir. Bu da teknik gerilemeyi ve başkalarına bağımlılığa yol açmaktadır... Bu eğitim cenderesinden kimler yararlanıyor sorusunun cevabı, aynı zamanda çözümün de anahtarıdır.
*İşte, lüzumsuz ve fazla toleransın, gereksiz tavizlerin yol açtığı yıpranımlar.
*İşte, Avrupa’ya gösterilen fazla beğeni ve gözde büyütmenin sonuçları,
* İşte, “aman AB beğensin, aman AB ne der” tutumlarının tümü ile toplumda ve Türkiye üstünde yarattığı cendere ve sıkıntılar.
Ne var ki bunlar, azalacağına, gün geçtikçe artmaktadır. Yavaş, yavaş, fark etmeden Türk halkı psikolojik olarak köleleştirilmekte ve Türkiye bir sömürge ülkesine dönüşmektedir.
Ey Türk Halkı, Türk Aydını, ne zaman uyanıp, bu gidişata bir DUR! diyeceksiniz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



