Anayasa Mahkemesi eski Raportörü, şimdinin öğretim üyesi Osman Can, gazeteci Mine Şenocaklı'nın "Yeni ve sivil anayasada laiklik nasıl yer almalı?" şeklindeki sorusuna şöyle cevap vermişti;
"Bırakın bu sorulara toplumumuz karar versin. Hiçbir insanın 'Bu ülkenin anayasası şu olmalıdır' diye birilerine bir şey dikte etme hakkı yoktur. 'Hayır, laikliği teminat altına almayalım' diye bir toplumsal irade de yok. Toplum anayasasını yapsın derken, mükemmel ve kusursuz bir anayasa arayışı içinde değiliz. Böyle bir anayasa zaten toplumun değil, "Anayasa uzmanları"nın anayasası olabilir. Toplumun kendi anayasası hakkında karar verirken, ne benim gibi hukukçulara, ne bürokratlara, ne de filozoflara sorma zorunluluğu bulunmamaktadır. Biz Türk toplumuna tercih dayatamayız, yalnızca onun tercihlerini hukuk diline çevirebiliriz, o kadar! Öte yandan Türk toplumu her zaman bir sağduyuya sahiptir. O beğenmediğiniz politikacıların dahi Meclis'te yaptıkları bütün anayasa değişiklikleri hep özgürlükçü ve demokrasi yönünde olmuştur. Ama bunun dışında o steril mekanlarda bulunanların ürettiği her bir anayasal icraat daima insan haklarını, özgürlüklerini daha fazla sınırlamıştır, önemli toplumsal muhalefetleri daima yok saymıştır ya da baskılamaya çalışmıştır. Kısacası, özgürlük ve demokrasi adına sürekli zafiyetler meydana getirmiştir."
Osman Can'ın dile getirdiği ve altının kalın çizgilerle çizilmesi gereken husus yeni ve sivil anayasanın bir avuç elit ve seçkin gurup tarafından değil bizzat toplum tarafından hazırlanması.
Bunu şahsen ben de çok önemsiyorum; zira bugüne kadar hazırlanan ve ne yazık ki toplumun ihtiyaçlarına cevap vermekten çok statükoyu koruyan son iki anayasa ihtilal kadrolarının belirlediği kadrolarca toplumun önüne sunuldu...
1961 ve 1982 Anayasalarının 'korku dağları aştıktan sonra' delik deşik edilmeleri de bundan!
O halde nasıl bir adım atılmalı?
Yeni anayasanın içeriğinden daha çok ilk adım olarak yeni anayasayı hazırlayacak kadronun oluşturulma biçimi bu bakımdan hayati derecede önem arz ediyor.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, TBMM'de gurubu bulunan 4 partiye (AKP, CHP, MHP ve BDP) çağrıda bulunarak 'uzlaşma komisyonu'na üye vermelerini talep etti.
Oysa toplumu oluşturan kesimler salt bu partilerle sınırlı değil.
Doğrudur, Haziran'11 seçimleri çok yüksek temsil yeteneğiyle sonuçlandı.
Ama bu sonuç şu aşamada Meclis'te temsil edilmeyen partilerin bu komisyonda yer almalarına engel değil, tam aksine böyle bir uygulamayı zorunlu kılıyor; demokrasiler sadece çoğunluğun ve hakim grubun dediklerinin değil, diğer kesim ve sözü olan grupların da haklarının korunduğu rejimlerdir.
Mesela, yeni anayasa konusunda çok önemli çalışmaları olan, katkı sunmaya hazır bir Saadet Partisi'ni böyle bir komisyonun dışında tutamazsınız.
Bir Büyük Birlik Partisi öyle, Demokratik Sol Parti aynı şekilde...
Saadet lideri Prof. Mustafa Kamalak, Cemil Çiçek'in Saadet Partisi'ni ziyareti sırasında bu arzusunu yüksek sesle dile getirdi ve yeni anayasaya katkı sunmaya hazır olduklarını ifade etti.
Adı 'Türkiye' ile başlayan Parlamento'nun başındaki Cemil beye düşen tarihi görev ve misyon AKP, CHP, MHP ve BDP'ye yaptığı çağrının benzerini Parlamento dışındaki siyasi partilere de yapmasıdır.
Benim tanıdığım Cemil Çiçek bu kudret ve kabiliyete sahiptir.
Şişli Etfal'in taşınmasından neden vazgeçildi
Geçen Pazar günü bir vesile yolum Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 'Acil'ine düştü.
Düşmez olaydı..
Hastanenin bütün koridorları zaptedilmiş, bütün odaları dağıtılmış, bütün personeli perişan ve her köşesi bilfiil işgal edilmiş... Daha elîm ve daha vahim olmak üzere personel her an bir hastayı bir yumrukla nakavt edecek derecede sinirli ve gergin..
Üstelik Pazar...
Üstelik şimdiki İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Ali İhsan Dokucu, Şişli Etfal'in eski Başhekimi...
Sevgili Ali İhsan Dokucu; işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen Şişli Etfal ve Eğitim Araştırma Hastanesi'ni mevcut durumundan acilen ve ivedilikle kurtarmaktır! Eminim ve biliyorum ki, muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Sahi Şişli Etfal'in, Arena Stadı'nın karşısında yapılan devasa binaya taşınmasından neden son anda vazgeçildi?
İki bakanlıktan iki açıklama
Milli Savunma Bakanlığı İletişim Şubesi'nden aradılar.
'Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'a açık mektup' yazım ile 'Ordudan atıldığımı kimseye anlatamadım' röportajına ilişkin olarak..
"Gerekçeleri YAŞ'tan atılanlarla birebir örtüşse de Kararname ile ordudan atılmasından dolayı şu anda son düzenlemeden yararlanamayan, bir hak iddia edemeyen"lerin sorunlarını yazmıştım ya..
Milli Savunma Bakanlığı yetkilileri özetle dedi ki; Kanunlar ortada. Düzenleme Yüksek Askeri Şûra marifetiyle ordudan ilişiği kesilenleri kapsıyor. Şu aşamada Kararname ile ordudan atılanlar hakkında fazlaca yapacak bir şey yok!
Anlaşılan bu alanda yeni bir düzenleme yapmak gerekiyor. Biz de zaten bunu söyledik.
İkinci açıklama TCDD Basın Müşaviri Mehmet Aycı'dan..
Afyonkarahisar Çıkrık kasabasından Ramazan İşcan'ın 2008 ve 2011'de TCDD sınavlarından -KPSS puanı çok yüksek olduğu halde- nasıl elendiğinin öyküsünü yazmıştım.
Mehmet Aycı dedi ki; "TCDD'nin makinist sınavları bilinen sınavların hiçbirine benzemez. Polislik sınavında nasıl ki sadece puan yeterli değilse yüzlerce kişinin canının emanet edildiği makinist alımında da puan dışında birçok faktör devreye giriyor. Onlardan elenmiş olabilir..."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




