Bu toplum cellâtlardan nefret eder. Tutar ölüsünü bile kendi kabristanına gömmez.
Meraklısı bilir.
Cellâtlar, Eyüp sultan'da, Piyer Loti kahvehanesinin burnunun dibinde, uğultulu bir tepede yatarlar.
Ölüsünü bağrına basan bu toplum, mezarlığı mahallesinden uzaklaştırmamış, kırık kabir taşlarına çamaşır asıp kurutmuş.
Ama suçluda olsa insan canı alanları kendi mezarlığına sokmamış.
Bugünse masum insanların cellâtları.
Bir kargaşa.
Sözlü muhtıra trafiği.
Tam açılım, kardeşlik türküleri söylenirken.
Pusu seven kurtların dağları döven kurşun sesleri.
1988 doğumlu bebeleri, Tokat'ta boğan cellâtlar.
Dershane dönüşü, açlıktan karnı zil çalan Serap, annesinin ne pişirdiğini hayal ederken ateş yağmuruna tutulan saçları.
Dolapdere'ye gelen Kara Ali ve çırağı Hamal Ali gibi kelle uçurmaya idmanlı cellâtlar; "para verdiler, sıkın dediler, sıktık"
Adamlar sanki Kurtlar vadisi dizisi için figüran kiralanmışlar.
Ama oyun değil.
Öldürmek ve kaos ile programlanmışlar.
Bulanık'ı bulandırmaya çalışan göstericiler,
Sekiz yıl boyunca esnafın yalvararak getirdiği bankaları sekiz dakikada yakan cellâtlar.
Kepenk açma yasağına karşı gelen bir esnafın, keleş ile göstericileri tarayışı.
Yine kovboy filmi değil.
Canlı ölüm sahnesi.
Üstelik ölenlerden biri gösterici bile değil.
Hasta çocuğuna ilaç almak için gelmiş muhtar. Dedim ya geçmişin cellâtları suçluları kestiği halde bu kadar nefret edilirken, masumları katledenlere öfkeyi hesap edin.
Cellât geleneği halkın yakasını hiç bırakmadı.
"48"kuşağı babam, gençliğinde Alevi-Sünni kavgasına tanık oldu.
"68"ve "78"kuşağı, sağ sol çatışmasında binlerce can verdi, cellâtlarını tanıyamadı bile.
"88" ve "98"kuşağı için cellâtlar, laik-Müslüman kavgasında karar kıldı.
Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Çetin Emeç öldürülüp,"kahrolsun şeriat" yürüyüşü düzenleyenler arasında cellâtlar da vardı.
İki binlerde trend değişmemişti.
Çocuklarımız şaşarak izliyorlardı.
Danıştay cinayetinin cellâtlarını.
Hrant Dink ve rahip cinayetleri ile cellâtlar, kementlerine yeni soslar ekliyorlardı.
Her yerden cellâtların gömdüğü bombalar, suikast silahları çıkarılıyordu.
Fakat şimdi korku tüneli, iyice genişletilmekte gibi.
Anneler sabah çocuklarını okullarına uğurlarken daha sıkı sarılmakta, arkalarından bakmakta, akşam dönüşlerini endişe ile beklemekte.
Cellâtların çeyrek asırdır birbirine eklediği asker cenazeleri.
Dağa çıkanların çatışma sonrası kanlı görüntüleri, insanların kalbinde karşı tarafın cellâtlarına dağ gibi bir kin biriktirdi.
Bu kin dağına bir kibrit çakmak yetmekte.
Diğerlerinden daha büyük bir çatışmayı, Kürt-Türk savaşını ne kadar hararetle beklemekte cellâtlar.
Sultan İbrahim'i boğmuş, genç Osman'ı katletmiş, Abdülaziz'e gücü yetmeyince bileklerine bıçak atıp intihar süsü vermiş bu pis gelenek, Menderes'in ipini çekerek ne halk dinlemiş, ne de devlet başı.
Topkapı sarayının orta kapısına yakın duvarda bugün izleri duran bir çeşme vardır.
Devlet erkânı "siyaset çeşmesi" der ama halk "cellât çeşmesi" bilir.
Divan-ı Hümayun'da mahkemeleri görülenlerin başı, bu çeşmenin yalağında kesilir, cellâtlar ellerini ve kılıçlarını bu çeşmede yıkarlardı.
Korkunç hatıralar taşıyan bu çeşmeyi Abdülhamit kaldırtsa da, kitabesi Bab-ı Hümayun'un iç kısmındadır.
Dün cellâtlar biliniyor ve ellerini bu çeşmenin suyu ile yıkıyorlardı.
Bugünse bu pis adamlar, bilinmiyor bile.
Ellerini Devlet-i Aliyye'nin hangi büyük(!) çeşmelerinde yıkamaktalar, haberimiz bile olmamakta.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



