İzmir seyr ü seferinden notlar...
Celal Yıldırım Hoca İzmir'de yaşıyor. Bir dostuma onun biyografisini yazmasını önerdim. Nasıl yazması gerektiğine dair de epey malumat verdim. Çok zorlu bir çalışma. Ne var ki mutlaka yazılması gerekmekte. Celal Hoca'nın ilmini "Asrın Kur'an Tefsiri" adlı devasa tefsir çalışmasını okuyanlar iyi bilir.
Hoca'nın bizim üzerimizde hakkı vardır. Gerçi onun talebesi olamasak da geçmişte onu biraz üzdük.
Eskiden Hocaefendiler başlarına mutlaka bir şapka geçirirlerdi. Bu, bir tür resmi ideolojiye karşı savunma refleksiydi. Resmi ideolojiye aykırı olmadıklarını gösteren bir savunma mekanizmasıydı. Ömer Nasuhi, Celal Yıldırım gibi Hocalar bunun tipik örnekleriydi. Daha pek çok örnek de sayabiliriz...
Celal Hoca uzun yıllar Ömer Nasuhi Hoca gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nda müftülük, vaizlik gibi makamlarda bulunmuştu. Fakat onun şapkası sıradan şapka değil, fötr şapkaydı. Biz de İskilipli Atıf Hoca'nın şapkaya karşı tavrını bildiğimiz için lise yıllarında Hocaefendi'nin fötr şapka giymesini yadırgardık. Hatta birkaç kez Celal Yıldırım Hoca Kestane Pazarı Camii'nde namaza girerken ayakkabılığa bıraktığı şapkasını büyük sınıftaki ağabeyler saklamıştı. Bir kez de bu işi ben yapmıştım. Namazdan sonra Hoca fötr şapkasını arar, çocuklar nereye koyduysanız verin diye rica ederdi. Fötr şapka bulunurdu. Derken bir gün de ben fötr şapkayı öylesine bir yere saklamıştım ki, o gün şapka bulunsa da Hoca şapkayı giymedi. Çünkü giyecek hali kalmamıştı.
Hoca namaza girer girmez şapkasını almış, Kestane Pazarı Camii'nin yüksek avlusundan caddeye atmıştım. Hoca ve cemaat namazdan sonra epey aradı. Ben hem korkuyor, hem de sesimi çıkaramıyordum. Her taraf arayan cemaat sonunda onu fırlatıldığı yerden bulup getirse de şapkanın şapkalık hali kalmamıştı. Hoca yalnızca gülümsemiş, ne yapalım, demişti. İşin açıkçası bayağı üzülmüştüm. Bu hadiseden sonra olmasa da Hoca birkaç sene geçmeden fötr şapka giymekten vaz geçti.
Hoca alimdi, ilmiyle mücehhezdi. Meşhur tefsiri dışında pek çok eser kaleme almış, pek çok öğrenci yetiştirmiş, cami kürsülerinden halkı irşad etmişti.
Celal Hoca'nın arabanın çok zor alındığı zamanlarda bile altında arabası vardı.
Bir gün Hocam, araba masraflı oluyor mu, diye sormuşlar. O da tebessümle şöyle cevap vermiş: Evlad maaşımı ikiye ayırıyorum: Yarsın araba yiyor, yarısını da Ayşe yengeniz...
Şimdi yenge rahmetli olmuş. Hocamız yalnız yaşıyormuş. Bir an önce bir muharrir ya da akademisyen bu biyografi meselesini halletmeli. Söz gelimi Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Bölümü Öğretim Üyesi dostumuz Dr. Mustafa Özel bu işi çok iyi yapabilir. Biz bu önemli çalışmayı ona havale edelim. Onun üzerine düşen bir görev, hatta bir vebal olduğunu söylemeyi de ihmal etmeyelim...
Ali İpek Hoca'nın güzel ölümü...
Konyalı Ali İpek Hoca teğanniyi bilmeyen bir hocaydı. Hafızdı. Feraiz ilmi konusunda onun eline su dökmek imkansızdı. Sessiz, sakin, beyefendi bir kişiliği vardı. Onunla ne zaman karşılaşsam gereğinden fazla ilgi gösterirdi. İzmir'den ayrıldığım yıllarda Ali Hocamızla fazla görüşememiştik. Ben ise Millî Gazete'de günlük yazmaya başlamıştım. Beğeniyle okuduğunu söyledi. O eski meşhur Tercüman Gazetesi alışkanlığından kurtulduğunu ilave etti. Yalnız gazetemizin yetkililerine selam söylememi ve gazetede pehlivan fıkraları yayınlamalarını istemişti. Sanıyorum 1980'lı yılların sonunda ben de gazetemizin yetkililerine bu talebi iletmiştim.
Hocamızın güzel ölümüne gelince: Ali İpek Hoca tatilini geçirmek için memleketi olan Konya'nın Ağrıs beldesine gider. Beldenin Hocası iki gün kendi yerine bakıp bakamayacağını sorar. Ali İpek Hoca severek kabul eder.
Günlerden Cuma'dır. Hoca Cuma hutbesini okur. Sonra hutbe duasını yapmak için minbere oturur. İşte o sırada elleri arşı alaya açık bir vaziyetteyken başı hafifçe sağ tarafa düşüverir. Cemaat sağa sola koştursa da bir anlamı kalmaz. Ali İpek Hoca ötelere yolculuğa çıkmış, ülkemiz "Feraiz ilmini" iyi bilen bir alimi kaybetmiştir.
Tabii hutbe sırasında elleri dualı iken vefat etmek bir ayrıcalık ve güzel ölüm olsa gerek. Hiç acı, ağrı, ıstırap çekmeden...
Bir de secde sırasında vefat edenler vardır. Babanzade Ahmed Naim gibi...
Güzel ölümlerde bir ayrıcalık değil midir? Bu yüzden Allah'tan her şeyin güzelini istemek gerekir...
Ölümün bile...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



