Dedesi Ömer Fevzi Efendi'nin koyduğu isimle Mahmud Celaleddin, "Celal Hoca" olarak anılmaya ve tanınmaya başlarken, kuruluşunda büyük emekleri olan İmam-Hatip Okulları (İHO) önemli bir yer tutar. Ama İstanbul/Draman (Fatih) İmam-Hatip Okulu çevresinde bilindiği ölçüde, ilk kurulan yedi İmam-Hatip Okulu'nda, sanıyorum, kısmen adı duyulmuştur. Sonraki kurulanlar da, ihtimal pek az işitilmiş ya da belli belirsiz bir kulak duymuşluğu derecesinde bilinmektedir.
İşte, Hüseyin Yorulmaz, bir vesileyle Prof. Dr. Orhan Okay hocanın cüzdanında şöyle bir gördüğü resim üzerine kamçılanan merakının izini sürerek "Celal Hoca" (Bir Neslin Öncüsü)x eserini çıkartır. Yorulmaz, İmam-Hatip Okulu kökenli olmamasına, üniversite ve akademik çalışma yıllarını Celal Hoca'nın faaliyetine mekan olan yer ve çevrelerde geçirmesine rağmen, bu adı duymaz. Ta ki, 1994 yılında Sakarya Üniversitesi'nde ders vermek üzere Orhan Okay'ın gelmesi ve önceden varolan ilişkileri ve sohbetlerine kadar Okay'ın cüzdanında gördüğü eski fotoğrafın kime ait olduğunu öğrendiğinde araştırması da başlar. Bir eser ile, Celal Hoca'nın 45. ölüm yıldönümüne yetiştirmek istediği çalışmayı ancak 50. ölüm yıldönümünde tamamlar. M. Orhan Okay'ın "Hocama Dair" ve Sadettin Ökten'in "Babama Dair" sunum yazılarını içeren kitap biyografik-roman üslubu içinde Celal Hoca'yı tarihi yönden hareketle hayatını, kişiliğini, düşünce ve duygu dünyasını, aile, dost ve düşünce çevresini, ideal ve bu uğurda mücadelesini olaylar temelinde betimler, tasvir eder.
Merhum Celaleddin Ökten hoca Cumhuriyet öncesi "Osmanlı" dönemi entellektüel ve kültürel birimini ayda geçirmemiş olsa da, yaşayış ve davranışıyla bu geleneğin somut örneğini sergilemiştir. İmam-Hatip Okullarının "kurs" kategorisinden okul kategorisine geçirilmesinde sürdürdüğü ısrarı, bir anlamda onun eseri kabul edilebilir. Daha doğrusu, öteden beri sürüp gelen eğitimin eksik yönünü İmam-Hatip Okulları yoluyla, bir ölçüde giderilebileceği düşüncesini uygulamada somutlaştırmada büyük katkı sağlar.
Sadettin Ökten'in "Babama Dair" yazısında vurguladığı hususlar Celal Hoca'nın kişiliğinde, nicedir bir sorun olarak gelen uygarlığı yeniden irdeleme ve tartışmayı işaret eder. Ökten, Celal Hoca'nın bir "Osmanlı Münevveri" olduğunu belirtirken, şu gözlemi yapar: "Kendime ait birikimi tayin ve tesbit gayretleri içinde geçen uzun zamanlar zarfında gördüm ki Osnanlı nev-i şahsına münhasır bir medeniyet telakkisinin sahibi ve bunun hayata tatbiki ile oluşturduğu bir kültürün kurucusudur. Bu medeniyet telakkisi ve buna dayalı olan kültür, İslâm medeniyetinin modern zamanlarda ve batı coğrafyalarında ortaya koyduğu özgün bir uygulamasından başka bir şey değildir." (age, s. 21-22)
Celal Hoca'yı "İslâm Medeniyeti'nin Osmanlı Yorumunu"n yaşadığı dönem bakımından somut örneği haline getiren unsurların başında "şehirli" olmasını, bunun göstergesi olarak da "İstanbullu" olmayı belirtiyor Sadettin Ökten. "İstanbullu" olmak ise, "lisan ve telaffuz" ile "muaşerettir"de, yani görgü kurallarında ifadesini bulur. Öyleyse, Ökten'e göre, "Merhum Celal Hoca'yı anlamak için Osmanlı Medeniyet Telakkisi'nin ana kavramlarını anlamak, içselleştirmek ve sevmek gerekiyor." (age. s. 24)
Yorulmaz çalışmasında Vali Kadri Bey, İsmail Hakkı Bey, Bakan zade Ahmed Naim Bey, Mehmet Akif Bey, Fahreddin Efendi, Kenan Rifai, Abdülhakim Arvasi Efendi, Hüseyin Siret Özsever, Nurettin Topçu, Ali Rıza Sağman, Mahir İz, Mehmed Zahid Katka Efendi, Ali Ulvi Kurucu ve Ali Fuad Başgil hakkında kısa açıklamalarıyla Celal Hoca'nın kişiliği, düşüncesi ve mücadelesinin çevre bağlantılarını gösteriyor. Bu da okuyucunun ufkunun genişlemesinde önemli bir unsur olmalıdır.
(*) Hüseyin Yorulmaz: Bir Neslin Öncüsü CelalHoca, Hat Yayınevi, 2011 İstanbul.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



