Yaklaşık 33 yıldır “gazetecilik” mesleğinin içerisindeyim. Bu zaman zarfında mesleğimin hakkını vererek çalışmaya gayret ettim. 27 Nisan 1992 tarihine kadar muhtelif dergilerin hazırlanmasında emeğim geçti. Ayrıca o vakte kadar Yeni Asya, Yeni Nesil ve Tasvir gazetelerinde haber, röportaj, araştırma, haber-yorum, başmakale, makale türlerinde yazılar yazdım. Ne kadar mı? Ana hatlarıyla söyleyeyim: 500’ün üzerinde haber-röportaj, 400’den fazla başmakale, haberin yorumu, iki bine yakın makale... Bu zaman zarfında bazısı 81 gün, bazısı 57 gün devam eden 80 yazı serisi hazırlamışım.
28 Nisan 1993 tarihli “Fetih Yakındır” başlıklı yazım, Millî Gazete’deki ilk makalem idi. O tarihten itibaren haftada üç gün yazdım. Bu yazıların adedi de yaklaşık iki bin’dir.
Şimdi bunlardan niçin bahsediyorum? Hayli zamandır yaptığım nefis muhasebesinden sonra aldığım kararı açıklamak için. Evet dostlar, bu son yazımla bu mesleğe veda ediyorum.
Yaklaşık 15 senedir Millî Gazete camiâsı içerisindeyim. Bu zaman zarfında kardeşlik müessesesini zedeleyecek en ufak bir mesele olmadı. Ben herkesi Allah için çok sevdim, kendileri de beni sevdi. İnşaallah arada riya olmadan gösterilen bu karşılıklı sevgi vesilesiyle hadis-i şerifte verilen müjde tahakkuk eder de Mahşer meydanında Arş’ın gölgesi altında gölgelenenlerden oluruz. Millî Gazeteyi hazırlamada emeği geçen bütün arkadaşlar, gazetenin bütün okuyucuları haklarını helal etsinler. Cenab-ı Hak kendilerinden ebediyyen razı olsun.
Gazete idaresi bu zaman zarfında basın tarihine geçecek bir kadirşinaslıkta, hakperestlikte bulundu, mesleğe saygı gösterdi ve “bu yazıya kadar”, bir tek yazıma bile müdahale etmedi. “Şu yazıyı da koymasak...” demedi. Bu bakımdan kendilerini hem tebrik, hem teşekkür ediyorum.
“Bu yazıya kadar” dedim. Çünkü bu iki ay önce yazılmış bir yazı idi. Gazete idaresi ve arkadaşlar, düşünmem için bu yazıyı o gün koymadılar. Yıllardır yaptığım nefis muhasebesi neticesinde aldığım kararı uygulamaya kararlıydım: Kur’an-ı Azimüşşan’ın nâçiz bir talebesi olacak, kendi köşeme çekilecektim. Evet bu bir nevi hicret idi. Şanmış, şöhretmiş, maddî imkanlarmış, mevkiymiş, makammış... Bütün bunların beş paralık değerinin olmayacağı kabrin arkası için hazırlanmak lazımdı. Maddî rahatlık cihetinden neleri terk ettiğimi çok iyi biliyorum. Sahabe-i Kirama bakıyorum, bir kılıç, bir postla yola çıkmışlar. Sırf İ’la-yı Kelimetullah uğruna dünyanın dört bir yanına dağılmışlar. Bizde onların salâbeti yok, ancak onların sevgisi var. Alem-i İslam viraneliğe dönmüşken, her taraf işgale uğramışken, hâlâ keyfi, rahatlığı düşünme fikrinden tiksiniyorum ve en başta nefsimi takbih ediyorum. Neyse giderayak sözü daha fazla uzatmadan, işin en zor kısmına, yani vedâ etmeye gelelim:
Millî Gazete’nin sadık bir okuyucusu olan Berber Hasan Er abinin şahsında bütün Millî Gazete okuyucularından, Ekrem Kızıltaş ve Necdet Kutsal Beylerin şahıslarında bütün idarecilerden, yıllarca yazılarımın yayınlandığı sayfaların sekreterliğini yapıp kahrımızı çeken Sabri Gültekin ve İlhami Yetiş Beylerin şahıslarında bütün gazete personelinden haklarını helal etmelerini istirham ediyorum.
Cenab-ı Hak’tan niyazım, gazetecilik mesleğini nasıl bu şekilde hüsn ü hâtime ile noktalıyorsam, bu dünyadan da hüsn ü hâtime ile ayrılmaktır. Yani, imanla ve Allahu Azimüşşan’ın huzuruna yüz akıyla çıkacağımız amellerle...
Hakkınızı helal ediniz. Allahu Teâlâ yar ve yardımcınız olsun. Esselamü Aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu...
Not: “Gazetecilik” mesleği ile ilgili “sessizce” jübilemizi yapmış olsak da, araştırma, dizi yazı çalışmalarımızı inşaallah Millî Gazete’de değerlendireceğiz. Fiemânillah... B.B.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



