Anayasa değişikliği ile ilgili sürece ve değişikliğin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülerek oylanması sırasında yaşananlara bakarak hüküm verecek olursak, ülkemizde bilinen demokrasi modellerinin hiçbiri geçerli değil.
Ne klasik ve koruyucu demokrasi modelleri, ne de liberal, kalkınmacı ve sosyal demokrasi modelleri...
Anayasa değişiklik süreci gösterdi ki, Türkiye'de "çatışmacı demokrasi" modeli hüküm sürüyor.
Siyaset biliminde hiçbir yere sığmayan, hiçbir kitapta kendisine yer bulamayan bu Türkiye'ye özgü modelin temelini toplumsal çatışma oluşturuyor.
İktidar muhalefet ile çatışıyor; siyasal elitler halk ile, bürokrasi toplum ile... Din de, laiklik de, inançlar da, değerler de bu ülkede çatışmanın konusunu oluşturabiliyor.
Sözümona anayasa değişikliği daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve insan hakları için yapılıyor.
Ama böyle bir niyetle yola çıkılmasına rağmen, anayasa değişikliği üzerinde toplumsal bir mutabakat yok. Toplumun farklı katmanlarının değişikliklere katkısı yok. Burada iktidarı ya da muhalefet partilerini suçlama amacı gütmüyorum, toplumsal ve siyasal genetiğimizde var olan bir duruma işaret etmek istiyorum. Konuşarak değil çatışarak ilerliyoruz. Bir konuyu etraflıca müzakere etmek, tartışmak, fikirlerimizi söylemek, farklı düşüncelere tahammül etmek gibi demokratik değerlerden uzağız.
İktidar makamının mutlak hakimiyet yeri olduğunu, bu makamın "ben yaptım oldu" mantığı ile işlediğini sanıyoruz.
Muhalefeti de uzlaşmazlık sanatı, tahrip etme makamı, yapılan hiç birşeyi beğenmeme tutumu olarak algılıyoruz.
Türkiye bu iki aşırı uçta salınıyor; meselelerini demokratik bir olgunluk içinde konuşamıyor, tartışamıyor, toplumun farklı kesimlerinin değerli katkılarını alma imkanından yoksun kalıyor.
TBMM'de üç hafta boyunca yaşanan tartışmalara, yumruklaşmaya varan kavgalara, çirkinlik boyutunu aşan sözlere, yaralayıcı üsluba bakınca yapılan anayasa değişikliğinin daha fazla demokrasi için yapıldığına kimi, nasıl inandırabilirsiniz?
Böyle yapılan bir anayasa değişikliğinden millete de, topluma da bir hayır gelir mi?
Anayasa metinlerinin toplumları aynı amaç etrafında birleştirmesi, kucaklaması beklenir; oysa bizde anayasa toplumsal ayrışmalara, çatışmalara, derin husumetlere, kavgalara neden oluyor.
Anayasa değişikliğinin gündemde olduğu şu günlerde asıl üzerinde durulması gereken, kafa yorulması ve çözüm aranması şart olan konu çatışmacı demokrasi anlayışının nasıl terk edileceği olmalıdır.
Türkiye çatışarak, kavga ederek, Meclis'te milletvekilleri birbirlerini yumruklayarak daha demokratik bir ülke olamaz. Olsa olsa, toplumsal barış zarar görür, kardeşlik duyguları yara alır, tahammülsüzlük artar, huzurumuz kaçar.
Türkiye demokratik anlayışında paradigma değişimi yapmak zorundadır.
Mevcut anlayışın bizi götüreceği yer üçüncü dünya ülkesi olmaktan başka bir yer değildir.
Siyasal aklın bu gerçeği görememesi, şaşırtıcıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



