Bismillahirrahmannirrahim
Kâinatı varlığının bilinmesi için yaratan, rızık veren, yöneten, kullarının iki cihan saadeti için İslam'ı gönderen Rabbimize hamd, son peygamber, âlemlere rahmet, yaşayan Kur'an Peygamberimiz (s.a.v)'e salât ve selam olsun.
Doğuyoruz, yaşıyoruz ve ölüyoruz.
Ne için?
Kur'an bu soruların cevabını bulmak için bizi, derin bir tefekküre davet ediyor. "İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?"(Meryem: 67)
Düşünelim; bizi yaratan, yaşatan, rızkımızı veren, yöneten, saadetimiz için bize İslam dinini gönderen rabbimiz Allah (c.c)'ı bilip tanımak için.
Düşünelim; biz neyiz, kimiz, ne yapıyoruz, niçin yapıyoruz, nasıl yapıyoruz? soruları ile yaratılış gayemizi bilmek için.
Düşünelim; dünya hayatının mahiyetini tanımak, bu hayatın bir imtihan olduğunu kavramak, imtihanı kazanmanın ancak İslam ile mümkün olabileceği şuuruna ermek için.
Düşünelim; dünya hayatının ancak İman ve cihad olduğunu görmek için.
Düşünelim; ölümün yakın, cennet ve cehennemin gerçek olduğunu unutmadan, gaflete düşmeden Müslüman'ca bir hayat sürmek için.
Bizleri yaratan, yaşatan, öldüren Allah'tır.
Allah'ı hiçbir güç ve kuvvet aciz bırakamaz.
Biz bu dünyada, Rabbimizin diğer varlıklardan farklı olarak bize verdiği nimetler için Allah'a şükreden mi, küfreden mi olacağız imtihanı içindeyiz. Dünya hayatımız imtihan, ahiret hayatımız hesap, şükredenleri mükâfatlandırma, küfredenleri cezalandırma hayatıdır.
Hepimiz hesap gününde tağutlara değil Allah'a hesap vereceğiz.
Bunlar yok sayılması mümkün olmayan gerçeklerdir. Bunları yoksaysak, unutsak, kendimize göre tevillerde bulunup inkâr etsek de, bir gün mutlaka bu gerçeklerle yüzleşeceğiz. Peygamberimiz dünyayı ahiret için tanzim edip yaşamayı akıllılık, ahreti unutarak yaşamayı da akılsızlık olarak tarif etmektedir. "Akıllı kimse, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kimse de, nefsini heva ve hevesinin peşine takan ve Allah'tan (dünyası için olmadık) dileklerde bulunup duran kimsedir" (Tirmizi)
Bir mücadelenin içindeyiz. İnsanlar ya ıslah için çalışmakta veya ifsat için çalışmaktadır.
Islah için çalışanlar; İslam'ın hem şekline hem de ruhuna inanıp uyan şuurlu Müslümanlardır.
İfsat için çalışanlar; İslam'ı reddedip materyalizmi benimseyen Irkçı emperyalistler, Siyonist haçlılar ve bunların işbirlikçileri olan münafıklardır.
Islah ve ifsat çalışmaları İslam ile Materyalizmin insan algıları istikametinde yürütülen çalışmalardır.
İslam insanı aralarında ayırım yapmaksızın Allah'ın yarattığı kullar olarak görür. İnsan günahsız olarak İslam fıtratı üzer doğar. Sonradan günahkâr olur. Tövbe ile günahlarından kurtulur.
Materyalizme göre insan ikidir. Birincisi Üstün ırktır. Bunlar beni İsrail soyundan gelenlerdir. Asıl insan bunlardır. İkinci insan diğerleridir. Bunlar Yahudilerin maymundan evrimleşerek insanlaşmış köleleridir. Günahkârdırlar. Bunların günahtan kurtulmaları aydınlanmalarına bağlıdır. Aydınlanmanın ne anlama geldiğini büyük aydınlanmacı papaz Martin Luther'den dinleyelim: "Yahudiler, dünyadaki en üstün kanı taşımaktadırlar. Kutsal Ruh, onların eliyle Kutsal Kitabı dünyaya yaymıştır. Onlar Tanrı'nın çocuklarıdır, biz ise yabancılarız. Aslında, Kenanlı kadının hikâyesinde anlatıldığı gibi, bizler sahiplerinin masasından düşen ekmek kırıntıları ile yetinen köpekler gibi olmalıyız."
İnsan Allah(c.c)'ın kuludur, materyalist felsefenin öncülerinden Darwin'in maymunu değildir. Bilmeliyiz ki İslam yenilmez güç sahibi Allah'ın rızasıdır. Batıl olan materyalizm de gazabıdır.
İnananlar hayırda birbirleri ile yarışanlardır. "Allah'a ve ahiret gününe iman ederler, iyiliği emreder, kötülükten yasaklarlar ve hayırlarda birbiriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendirler." (Ali İmran: 114) "Rabbinizin mağfiretine ve sakınanlar için hazırlanan, geniş¬liği gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun." (Ali İmran: 133)
Batıla sapan inkârcılar da kendi aralarında sapıklık yarışı içersindedirler. "(Resulüm) Küfre koşanlar seni üzmesin. Onlar hiçbir şeyle Allah'a za¬rar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek ister. Onla¬ra büyük azap vardır." (Ali İmran: 176)
Allah kullarından hayırda yarışmaları için söz almıştır. "Ey iman edenler! Sözleşmelerinizi yerine getiriniz..." (Maide: 1) "Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Bir de "işittik, itaat et¬tik" dediğinizde sizi bağladığı sözleşmeyi hatırlayın. Allah'tan sakı¬nın. Elbette Allah kalbinizdeki sırları bilir. Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutup gözetenler olunuz. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olunuz. Bu takvaya daha yakındır. Allah'tan sakının. Elbette Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Maide: 7-8)
"Allah, beni İsrail'den söz almıştı. Onlardan oniki kumandan seçtik. Allah, onlara "ben sizinle beraberim" dedi. Eğer namazı kı¬lar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onlara yardımcı olur, Allah için güzelce borç verirseniz elbette sizin günahlarınızı örterim ve elbette sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse doğru yoldan sapmış olur. Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine yapılan nasihatten paylarını unuttular. Onların hıyanetini sen bilirsin. On¬lardan çok azı hıyanet etmez. Onları affet ve yüzünü çevir geç. Mu¬hakkak Allah iyilik yapanları sever. 'Biz Nasara'yız' diyenlerden söz aldık da, onlar kendilerine yapılan nasihatten paylarını unuttular. Biz de kıyamete kadar arala¬rına düşmanlığı ve kini salıverdik. Allah yakında yaptıklarını onlara haber verecektir." (Maide: 12-14)
Allah bu imtihan dünyasında insana, İslam'ı yaşama ve hâkim kılma sorumluluğunu yüklemiştir. "Allah, rızasına uyanları o kitapla selamet yollarına ulaştırır, onları karanlıklardan Allah'ın izniyle aydınlığa çıkarır ve onları dos¬doğru yola iletir." (Maide: 16)
Kurtuluşumuz İman ve cihad iledir. "Ey iman edenler! Allah'dan sakının, Ona vesile isteyin, Onun yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz." (Maide: 35)
İslam en doğru yol değil, tek doğru yoldur. Tavsiye değil, emirdir. Bizler dünya ve ahiret saadeti için İslam'da karar kılmaya mecbur ve mahkûmuz. "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad yaparlar ve kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilendir. Sizin dost ve idareciniz, Allah Resulü ve rükû ederek namaz kılıp zekât veren müminlerdir. Kim Allah'ı Resulünü ve iman edenleri dost ve yönetici edi¬nirse, (bilsin ki) şüphesiz galip gelecek olan Hizbullah, Allah'ın tarafını tutanlardır." (Maide: 54-56)
Şeytan ve Siyonizm'in değil, Allah'ın tarafını tutanlardan olmadan iflah olmayacağımızı bilmemiz gerekir.
Sahibimiz olan Allah bizleri uyarıyor. "Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın."(Lokman: 33)
Allah'ın tarafını tutanlar tek bir ümmettirler, kardeştirler, birbirleriyle hayır yolunda yardımlaşırlar ve yarışırlar. Birbirleriyle çekişmezler, birbirlerinin hata ve eksikliklerini örterler. Onlar Allah için seven, Allah için kızan kimseler olarak Milli Görüş sahibidirler.
İfsat değil ıslah için cihad ederler. "Ey iman edenler, size gereken kendinizi (ve toplumunuzu) düzeltmektir. Siz doğru yolda olduğunuz zaman sapıtanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir." (Maide: 105)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



