Mim Kemal Öke'nin 'Saray'daki Casus' adlı kitabını okuyunca çarpılmıştım. Büyük Oyun çerçevesinde, Raşid Efendi kılığında bir derviş şeklinde Orta Asya'yı turlayan ve gezen şahsın aslında Macar asıllı bir İngiliz casusu olan Vambery'den başkası olmadığını ortaya koymasıydı çarpıcı olan. İlk defa olarak yine aynı kitap vasıtasıyla Vambery'nin, II. Abdulhamid Han'ın gözdesi olan Ebul Hüda Seyyadi'nin ağzından Cemaleddin Afgani'nin sanıldığı gibi Afganlı değil İranlı olduğunu aktardığını okuyoruz.. Bütün bunlar bana çarpıcı geldi. Ve çarpıcılığının ötesinde kitap, Yıldız Sarayı'nın bir casus yuvası olduğunu ortaya koyuyordu. Buraya bir nokta koyarak yine İstanbul'a bir baykuş yuvası gibi tüneyen Alexander Parvus'a temas etmek yerinde olur. İlk defa onun derli toplu bir biyografisini Ertuğrul Düzdağ'ın Yakın Tarihimizde Gizli Çehreler kitabında okumuştum. Tabii ki Parvus'un sergüzeşti de çarpıcı olmasının ötesinde korkutucuydu da. Yahudilerin entrikacı ve ihtilalci karakterini ve tarafını ortaya koyuyordu. Komplo teorilerine sürekli itiraz eden Yahudilerin Vambery ve Parvus aracılığıyla yaptıkları bile bu iddiayı ispata kafidir. Vambery, İkinci Abdulhamid Han'ı kafa kola almaya çalışırken ihtilalci Alexanander Parvus da İttihat ve terakki'nin üçlüsü Enver, Talat ve Cemal paşalardan maada Maliye Nazırı dönme Cavid'i de kafesi içine almayı başarmıştır. Onlara siyasi danışmanlıkta bulunuyordu. Çok calib-i dikkat bir şekilde İttihatçıları, Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması fikrine alıştırıyor veya hazırlıyorlardı. Onun ötesinde, Vambery, İngiliz istihbaratına çalışırken Parvus'un Almanlarla birlikte İngiliz istihbaratına çalıştığı da rivayet ediliyor. Dönemin Yahudileri çok dilli oldukları gibi aynı zamanda çok yönlü sadakat içindeydiler! Casustan çok, çok yönlü bir casusu veya köstebeği hatırlatıyorlardı. Rusya'daki Bolşevik devrimin temellerini atıyor ve onun altyapısını fonluyorlardı. Parvus'a göre, Rusya'da bir devrim gerçekleşmesi için Rusların Cihan Harbini kaybetmeleri gerekiyordu. Olmadı, Bolşevik devrimini finanse etmeleri için Almanları ikna etti. Bunun sonucunda Çarlığa karşı ayaklanmaları organize etmek üzere Alman istihbaratı kesenin ağzını açtı.
*
İhtilalci Yahudiler bir taraftan jöntürklerle İkinci Abdulhamid'i devirdiler. Bu planın merkezinde Emmanuel Karraso vardır. İkinci olarak, Alexander Parvus ve benzerleri aracılığıyla Rus Bolşevik devrimini tetiklediler. Ve yine Jabotinsky gibiler İsrail'in kuruluşunu hazırladılar. Buna önayak oldular. Emmanuel Karraso'nun torunu olması muhtemel olan Toksöz B. Karasu tarafından kaleme alınan 'Yahudi Efendi' romanı ise kurgu yoluyla, aslında Mim Kemal Öke'nin Saray'daki Casus'ta bahsettiğinin ötesini taşıyor ve sadece Saray'ın değil bütün İstanbul'un bir casusluk yuvası haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu roman gerçeğin ta kendisi. Osmanlı'nın izmihlalinde Yahudi parmağı olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Hem de roman diliyle; inkar etme kapısını açık tutarak ve hiç risk almadan! Lakin kitapta gerçekten de bugüne kadar üzerinde pek durulmayan İstanbul'u casusluk yuvası haline getiren yine Parvus gibi Rus olan ve İsrail'in kuruluşunda emeği geçen Jabotinsky'den bahis var. Jabotinsky, o tarihlerde Osmanlı'nın istikbalini ele alan Türkiye Savaşta diye önemli bir kitap kaleme almış bulunuyor. Yahudilerle Türklerin ilişkilerini tarih aynasında analiz ediyor. Aslında Osmanlı'nın yıkılmasında üç İttihatçıya bedel üç tane de Yahudi sima mühim rol oynamıştır. Bunlara da Osmanlı'yı yıkan Yahudi triumvirası demek yerinde ve uygun olur. İkinci Abdulhamid'i hal eden heyette yer alan Emmanuel Karraso, Hahambaşı Hayim Nahum ve Jabotinsky. Yahudi Efendi romanı da satır aralarında zaten buna temas ediyor.
*
Satır aralarında, Şehzade Yusuf İzzeddin'in ve Sultan Reşad'ın ani ölümlerinin arkasındaki giz ve esrar perdesi ve bunun muhtemel bir komplo sonucu olduğu işleniyor. Bunun sonucunda taht dirayetsiz Vahdeddin Han'ın eline geçmiş o da ister istemez Yahudi amaline ortak olmuştur. O sıralarda İstanbul adeta Siyonizmin casus evidir. Yahudiler Osmanlı'yı her açıdan kuşatmışlardır. Herzl'e yüz vermeyen II. Abdulhamid Han hal edilmiştir. Sonra olaylar çorap söküğü gibi gelişir. Osmanlılar biter ve İngilizler Kudüs'e girer ve Yahudilere hem sözlü hem de fiili olarak milli vatan taahhüdü yapılır. 1909 ve 1910 yılında Kahire'den İstanbul'a gelen Reşid Rıza, İttihatçıların arasında Siyonizm cereyanının boy attığını ve İttihatçılar arasına bir çok Siyonistin sızdığını tespit eder ve bu fikrini Menar okurlarıyla paylaşır. 1909 ve 1910 tarihinde Siyonistler İstanbul'da cirit atmaktadırlar ve İttihatçıların kılavuzu haline gelmişlerdir. Böylece Yahudilerin eliyle hem Osmanlı hem de Rus imparatorlukları elden gittiği gibi Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulmasının da önü açılmıştır. Bu böyle olmakla birlikte, Yahudi Efendi romanında (sahte)İsrail devletinin tarihin bir parantezi olarak kalacağı da ifade edilmektedir. Roman kahramanlarından birisi İsrail kurulsa dahi ömrünün 100 yıl ile sınırlı kalacağını öngörür (Yahudi Efendi, sh: 79). 1917'yi baz aldığımızda bu kehanete göre İsrail'in nihai tarihi 2017 olarak karşımıza çıkar. 1948 sonrasından almak ise imkansızdır. Kader, tarih üzerinden hükmünü icra ediyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için 



