Bu sene, Çanakkale Zaferi ve şehitlerimizi anma programlarının biraz daha canlı geçtiğini düşünüyorum. Ben de, Fethiye, Dalaman, Ödemiş, Acıpayam ilçeleri ile, Denizli ilimizde yapılan programlara konuşmacı olarak katıldım. Bu yüzden, bazı gözlem ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
İnanıyorum ki, Müslümanların en çetin ve en hassas savaşları Bedir ve Çanakkale'de yaşandı. Çünkü, her ikisinde de Müslümanlar var olma ve yok olma noktasındaki ince çizgide bulunuyorlardı. Bütün güç ve samimiyetleriyle, ellerinden gelen her fedakarlığı yapan Müslümanlara, Allahü Teala yardımını gönderdi ve her iki savaşta da şanlı bir zafer kazandılar.
Müşrikler, iki sene önce Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların peşlerini bırakmamışlar; onları, gittikleri yerde toptan yok etmeye azmetmişlerdi. Bedir Savaşı'nın çıkış sebebi budur. Çanakkale'de de öyle... Haçlı sürüleri, Osmanlı'nın zayıf düştüğü ve iç problemlerle boğuştuğu bir zamanı fırsat bilmişler; Çanakkale'yi geçip hilafet merkezi İstanbul'a ulaşmak, ondan sonra da bütün İslam alemini yok etmeyi planlamışlardı. İngiliz Amiral Carden, Çanakkale önlerine geldiği zaman ülkesine çektiği telgrafta şöyle diyordu: "On beş gün sonra İstanbul'dayız."
Haçlılar, ellerindeki teknolojik silahların tamamını Çanakkale için seferber etmişlerdi. Onların gözü dönmüşlük ve düşmanlıklarının hangi noktaya ulaştığına bakın ki, savaşların geçtiği toprakların her metrekaresine 6 bin mermi isabet etmiştir. Bombasırtı Vak'ası sırasında, düşmanla arasında 8 m.lik bir mesafe bulunan Mehmetçik, arkadaşlarının şehadetini görüyor; 3 dakika sonra kendisinin de öleceği kesin olan sipere gözünü kırpmadan atlıyor. Bu fedakarlığın büyüklüğünü tasavvur edebiliyor musunuz? Bir gül bahçesine girer gibi... Rabbi'ne kavuşmak ve Cennete girmek hasretiyle... Çanakkale, düşmanın kan ve ateş kusan silahlarına karşı, Mehmetçiğin iman ve azmi ile, et ve kemikten siperler ördüğü hudutsuz bir kan fedakarlığı pahasına kazanılmış bir zaferdir.
Tarih, bir övgü ve sövgü bilimi değildir. Olayları belge ve şahitleri ile anlatan bir bilim dalıdır. Çanakkale'yi de olduğu gibi anlatma zorunluluğu vardır. Halk, bilgi ve gerçeğin peşindedir. Her sene dinlediği klişeleşmiş sözlerden hazzetmemektedir. Bilgiye ulaşmak ve tarihini öğrenmek istemektedir. Mesela; Genelkurmay arşivinden veya diğer kaynaklardan Çanakkale ile ilgili ilk defa yayınlanan görüntüler ilgi ve heyecanla izlenmiştir.
Çanakkale Savaşları'na maddeci bir anlayışla yaklaşıp oradaki ruh ve manayı gözlerden kaçırmayı amaçlayan programlar da ilgi uyandırmamaktadır. Ege Bölgesi'ndeki ilçelerden birinde, Belediye'nin düzenlediği bir Çanakkale programı, çok iyi tanıtılmasına rağmen, ancak belediye personelinden on kadar kişi tarafından takip edilirken; aynı yerde, bir gün sonra başka bir kuruluş tarafından yapılan programda salon dolmuştur. Ruh ve manası yansıtılmayan bir program, tuzsuz, bibersiz yemeğe benzemektedir.
Çanakkale'yi yalnız bir kavmin mücadelesi olarak görmek de eksik bir değerlendirmedir. Çünkü, Çanakkale'de Osmanlı Devleti himayesindeki bütün topluluklar omuz omuza savaşmışlardır. Zaten düşman da kavim ayrımı yapmadan Osmanlı Devleti içinde yaşayan herkese dişini göstermiştir. İstanbullu Recep, Diyarbakırlı Şeyho, Ankaralı İsmail, Trabzonlu Ahmet, Bursalı Mehmet, Çerkes Hasan, Boşnak Rıdvan, Keşanlı Dimitri, Halepli İbrahim aynı siperde, aynı düşmana karşı vatanımızı savunmuşlardır. Ne kadar özlenen bir birlik ve beraberlik değil mi? Bugün de aynı birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Ayrım yapmadan, ülkemizin tüm insanlarıyla beraber, mukaddes değerlerimiz etrafında bütünleşmeliyiz.
Medeniyetin kurucuları (!) olarak lanse edilen Batılıların Çanakkale'de maskeleri düşmüş, canavarlık ve vahşetin hakim olduğu gerçek yüzleri ortaya çıkmıştır. Aynen Akif'in ifade ettiği gibi: "Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz/Medeniyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz." Batı'ya karşı her zaman itiyatlı olmalıyız.
Çanakkale, milletimizin geçmişi ve geleceğidir. O yüzden, millet olarak, tarihimizi çok iyi bilmeliyiz. Bir tarihçi ne güzel ifade eder: "Tarih, bir milletin hafızasıdır. Tarihini bilmeyen milletler, başka milletlerin avı olurlar." Tarihimizden ders almalı; her zaman güçlü ve hazırlıklı olmalıyız. Düşman, her zaman bizim zayıf ve sıkıntılı anlarımızı kollar. "Su uyur, düşman uyumaz." Kahraman Mehmetçiğin, bütün dünyayı hayran bırakan iman ve azmine sahip nesiller yetiştirmeliyiz. Düşmana karşı en güçlü silahımız, kimlik ve manevi değerlerimizi korumak; yeni nesilleri inançlı, onurlu, karakter ve kişilik sahibi insanlar olarak yetiştirmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




