Çanakkale şehitlerini anmak değil, anlamak gerekir. Onları sadece anmak ya da onlarla övünmek tek başına bir şey ifade etmez. Okullarda, kapalı mekânlarda yapılan kutlama etkinlikleriyle yetinemeyiz. Çanakkale şehitlerini folklorik bir anlayışla da ele alamayız. Bu şekildeki anmaların, sazlı sözlü kutlamaların hiç kimseye faydası olmadığı gibi aynı zamanda şehitlerimize karşı yapılan bir saygısızlıktır. Geçtiğimiz yıllarda birçok programın bu anlayışla hazırlandığına şahit olduk. Onca resmi ve sivil toplum kuruluşunun, okulların programını izledik. Oralarda yapılan kutlamalarda yakın tarihimizin en büyük kahramanı olan Seyit Onbaşı yer verilmiyordu. Bu ne gaflettir? Bu ne zavallılıktır? Çanakkale şehitleriyle ilgili program yapılır da Seyit Onbaşıdan bahsedilmez mi? Seyit Onbaşının 250 kiloluk mermiyi nasıl kaldırıp ateşlediğini ve düşmanı durduğunu anlatmazsak bu programların da bir anlamı olmaz. Seyit Onbaşıdan kendi bünyesinin 4-5 katı ağırlığındaki mermiyi hangi güçle kaldırdığını anlatmazsak kutlamaların bir anlamı olmaz. Seyit Onbaşıdan, es geçen bir Çanakkale programı ruhsuz bir etkinliktir. Böyle bir anlayışı benimsemek için ruhsuz olmak gerekir. Daha doğrusu Çanakkale ruhunu vermeyen bir etkinlik ruhsuz bir etkinliktir aslında. Çünkü Çanakkale kaba kuvvetin ve maddenin değil iman gücünün ve mananın zaferidir. Aklın durduğu yerde imanın imdada koştuğu yerdir Çanakkale.
Bir taraftan halkımızdaki Çanakkale ruhunu öldürmeye çalışan ırkçı emperyalizmle kol kola girip icraat yaparken; Siyonist kuruluşların uzantılarının ülkemizde cirit atmasına izin verilirken; diğer taraftan Çanakkale Şehitleri gününü kutlamak bir aldatmacadır. Bir taraftan Siyonizm'in uzantısı gibi çalışırken diğer taraftan Çanakkale şehitlerini anmak bir gaflettir, bir delalettir. O gün şehitlerimiz, bu topraklarda halkımıza bu baskılar yapılsın diye şehit olmadılar. O gün şehitlerimiz, bugün bu topraklarda yabancı kültürü hâkim olsun, onlarla aynı potada eriyip onların medeniyet değerlerine sahip olalım, diye şehit olmadılar. Tam tersine kendi öz topraklarımızda, öz değerlerimizle birlikte, İslam medeniyetini yaşatalım diye şehit oldular. Halkımız inancını özgürce yaşasın diye şehit oldular. Unutmayalım ki Çanakkale zaferi batıcı, taklitçi bir anlayışla değil, milli şuurla, imanın gücüyle kazanılmıştır. O gün halkımız kendi milli görüşüyle birlikte savaştığı için Çanakkale geçilmez olmuştur.
O gün, topla, tüfekle, kaba kuvvetle Çanakkale'yi geçemeyen haçlı güruhu, bu gün IMF yanlısı politikalarla, UNESCO kültür anlaşmalarıyla, AB kriterleriyle, çeşitli AB hibe ya da destek projeleriyle, misyoner çalışmalarıyla ülkemizle birlikte tüm İslam âlemine girmiştir. Bu açıdan politika olarak AB kadın girişimcilik projelerine, eğitim ve gençlik projelerine, yetişkinlere yönelik projelere, sivil topluma yönelik projelere katılmaktan vazgeçmemiz gerekir. Bunların kime ne faydası vardır. Yarar ve zarar açısından değerlendirilmelidir. Nihai hedef açısından değerlendirilmelidir. Çanakkale'yi top ve tüfekle geçemeyen küresel emperyalist, bu gün BOP'la ellerini kollarını sallayarak geçmiş bulunmaktadırlar. Siyonist batı medeniyeti içimizdeki bazı kuruşlara verdiği destek ve hibe fonlarıyla, özendirme politikalarıyla geçmiştir. Projeyi ben yaparım, parasını ben veririm isteyen de katılır diyerek üstünlük taslamakta, topyekûn batı medeniyetine, batı değerlerine doğru bir yönlendirme yapılmaktadır aslında.
Mehmet Akif'in deyimiyle vahşi batı Çanakkale'yi geçemeyince çekip gitmemiştir. Bin bir türlü hile ve desiseyle gelip aynı emellerini gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Sürmekte olan savaşta düşmanın bize mermi vereceğini beklemek saflıktan öte bir şey değildir. Tarihte hiçbir millet düşmanına silah vermemiştir. Tarih böyle bir gafleti kaydetmemiştir. İşte, o gün 250.000 insanımızı şehit edenler, bugün Irak'ta 2 milyon insanımızı katletmediler mi? Her gün yüzlerce insanımızı öldürmüyorlar mı? Hatta kendi imkânlarımızla kendi çocuklarımızın beynini, ruhunu, karakterini tahrip ediyorlar. Çeşitli eğitim ve gençlik projeleriyle ülkemizin en zeki, en çalışkan çocuklarımızın eğitimini kendi bünyelerine alarak onları kendi anlayışlarına kendi kültürlerine uygun bir şekilde yetiştirmeye çalışmaktalar. Çanakkale ruhunu en yoğun şekilde çocuklarımıza vererek dostumuzu düşmanımızı net bir şekilde öğretmek zorundayız. Oynanan oyunlara karşı milli şuurumuzla hareket etmek ve dikkatli olmak zorundayız.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




