Tarihimizde, Çanakkale Deniz Savaşı ölçüsünde muhteşem bir savaş var mıdır, dersiniz? Akif'e, "Şu Boğaz Harbi nedir?.. Var mı ki dünyada eşi?" dedirten bir savaş. Yedi düvelin birleşerek ellerindeki silahları mazlum insanlara kan kusturmak için kullandıkları bir vahşet. Fakat, Emperyalistlerin unuttukları bir şey vardı: Mehmetçiğin iman ve azmi: "Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından/Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman." İşte, o sarsılmaz inanç, Emperyalistlerin arzularını kursaklarında bırakmış; Çanakkale'nin geçilmezliğini dünyaya ilan etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı içinde, Çanakkale Savaşları'nın apayrı bir yeri vardır. Batı'nın doymak bilmeyen iştahı, diğer ülkeleri kendilerine sömürge yapmak istemesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. İngiltere'nin sömürgecilik zihniyeti daha eskiye dayanır. Sanayi devrimini tamamlayan ve düvel-i muazzama adı verilen İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya arasında kıyasıya bir rekabet başlamıştı. Bu rekabet, gruplaşmayı da beraberinde getirmiş, 1. Dünya Savaşı'nın çıkmasına yol açmıştır.
Osmanlı, başlangıçta savaşın dışında kalmayı uygun gördü. Fakat, savaş devam ederken İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale önlerine geldiler. Rusya'ya yardım etmek bahanesiyle Çanakkale'yi geçmek istediler. Bu gelişme, Osmanlı'yı da savaşın içine çekti. Osmanlı; İngiltere ve Fransa'ya karşı savaşan Almanya'nın yanında savaşa girdi.
Birinci Dünya Savaşı'nın en çetin bölümü Çanakkale cephesinde meydana geldi. Osmanlı'nın gittikçe güç kaybetmesi ve kendi iç meseleleriyle uğraşmak zorunda kalması, Batı ülkeleri için bulunmaz bir fırsattı. Çanakkale'yi geçerek hilafet merkezi İstanbul'a ulaşmak; hatta İslam alemini yok etmek istiyorlardı. Bunun için, bütün imkanlarını seferber ettiler. Emperyalistlerin hesabı belliydi; fakat Allah'ın da bir hesabı vardı. Çanakkale'de Allah'ın Müslümanlara yardımı o kadar açıktı ki... Bunu Batılılar da itiraf etmektedir.
Mehmetçik, Çanakkale'de her türlü imkansızlıklara karşı, sarsılmaz iman ve azmini ortaya koydu. İngiltere, İtalya ve Rusya, bütün savaş imkanlarını Çanakkale için seferber etmişti. O kadar ki, savaşların yaşandığı toprakların her metre karesine 6 bin mermi düşüyordu: "Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler/Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler."
İngiliz Amiral Carden ülkesine çektiği telgrafta "14 güne kadar İstanbul'da olacağız" diyordu. Fakat o, Allah'ın yardımını ve Mehmetçiğin iman ve azmini dikkate almıyordu. Carden, kısa süre sonra hastalandı, akli dengesini kaybetti.
Mehmetçik direniyordu. Ölüm sanatını bilen Mehmetçik, Akif'in "Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer/Bu ne müthiş tipidir, savrulur enkaz-ı beşer" şeklinde tasvir ettiği manzara karşısında Allah'a sığınıyor, azmini bileyerek elinden gelen bütün mahareti ortaya koyuyordu.
Nusret Mayın Gemisi komutanı Nazmi Bey'in, mürettebatiyle birlikte, düşman gemilerinin manevra yerlerine, bir gecede 26 torpidodan oluşan mayın döşeme becerisi göstermesi; ertesi gün hareket emri alan düşman gemilerinin infilakına sebep olmuştu. Bu olay, savaşın sonucunda etkileyici oldu.
Yine, Teğmen Fahri komutasındaki Mecidiye Tabyası'nın celadet ve kahramanlığı...
Hele, Seyyid Onbaşı'nın 276 kiloluk top mermisini "Ya Allah!" deyip kaldırdıktan sonra topa sürmesi ve besmele ile tetiği çekmesi... Karaya çıkmak için hareket halinde olan düşman gemilerinin en önündeki, Fransızların cephane yüklü Queen Elizabeth gemisinin bacasından girerek gemiyi infilak ettirmesi... Onbaşı rütbesindeki bir askerin, savaşın en kritik anında böyle bir başarıyı göstermesi, Allah'ın yardımından başka neyle izah edilebilir?
Çanakkale'de, Albay rütbesiyle görev yapan Mustafa Kemal, bir mülakatında Mehmetçiğin iman ve azmini şöyle anlatır: "Size Bombasırtı Vak'ası'nı anlatmadan geçemeyeceğim: Karşılıklı siperler arasındaki mesafemiz 8 metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor; ikinciler onların yerine gidiyor. Fakat, ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar kendisinin de öleceğini biliyor, hiç fütur getirmiyor, sarsılmak yok... Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim okuyor, Cennet'e girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-yi Şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, askerimizdeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Savaşı'nı kazandıran bu yüksek ruhtur."
Çanakkale, sıradan bir savaş değildir. Çanakkale bir destandır. Allah'ın yardımı ve Mehmetçik eliyle gerçekleşen bir harikadır.
Çanakkale'yi madde ve mühimmat savaşı olarak değerlendirenler aldanırlar; o iman ve azmin zaferidir.
Sanayi devrimi yaptık, diyerek ürettikleri silahlarla dünyayı sömürmek isteyen Batı, Çanakkale'de boyunun ölçüsünü almıştır.
Çanakkale'de Mehmetçik, inancın bütün engelleri aşmaya yettiğini göstermiştir.
En elverişsiz şartlarda, Çanakkale'nin geçilmezliğini ilan ederek kendisini bütün dünyaya hayran bırakan bizim atalarımız, bizim şehitlerimizdir. Yeni zaferler için, inancımızdan, milli ve manevi değerlerimizden hız almak zorundayız.
Çanakkale gibi bir manayı meydana getiren bir millet, zillet içinde sürünmeye değil; izzet ve onuruyla yaşamaya layıktır.
Çanakkale şehitleri ve tüm şehitlerimize minnet borçluyuz. Onlar bu ülkeyi "vatan" haline getirdiler. Din, vatan ve namusun nasıl savunulacağını gösterdiler. Onların bize bıraktığı emaneti korumak en büyük görevimiz.
95. yılında, milletimizin Çanakkale Deniz Zaferi'ni tebrik ediyor, şehitlerimize Akif'in diliyle selamlıyorum: "Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber/Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



