Hz. Âdem Kâbe'yi ziyaret etmek için Mekke'ye gitmeyi düşünüyordu. Yola çıkmadan önce oğlu Hâbil'i (veya çocuklarını) semanın, yerin ve dağların himayesine bırakmak istedi; fakat onlar kabul etmediler. Bunun üzerine babası, Hâbil'in korumasını kardeşi Kabil'den isteyince, o bunu kabul etti.
Bu rivayeti nakledenler, "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular; fakat onu insan yüklendi; çünkü o çok zalim, çok cahildir" (Ahzâb 33 / 72) mealindeki âyetten maksadın bu hadise, emaneti yüklenen insanın da Kabil olduğunu söylerler (Ömer Faruk Harman, "Hâbil ve Kabil", Diyanet İslâm Ansiklopedisi, XIV, İstanbul 1996, 377b).
İnsanlık tarihinde cahillik ve cehaletin böyle başladığı rivayet edilir. Allah "Cahillerden yüz çevirin" (A'râf 7 / 199) buyuruyor. Fakat cehalet, dün de bugün de enflasyon derecesinde yaygındır. Allah "oku" buyuruyor. Halkı müslüman olan ülkede en az başvurulan şey kitap yani okumaktır.
İnsanlar cehalet yüzünden cahillikler işliyor. Gazete haberleri, televizyon ekranları, internet siteleri bunların örnekleriyle dolup taşıyor. Yayın organları, kendilerine malzeme çıkarabilmek için cehaletin artması adına büyük uğraş veriyorlar. Hatta günümüz medyası cehaletten besleniyor desek abartı olmaz.
Cahillik cehaleti doğuruyor. Cehalet de cahilliklerin artmasına sebep oluyor. Herkes cahilden ve cehaletten şikâyet ediyor. Peki, cahil kimdir, cehalet nedir? Hangisi diğerinin sebebidir? Ülkemizde toplu halde yaşanılan mekânlar, cahillikler üzerine yapılan güzellemelerin somut örnekleriyle doludur. Kahvehaneler, çay bahçeleri, lokantalar, kurumsal yemekhaneler aynı zamanda birer "şikâyet mekânları"dır.
Siyaset, din, diyanet, sinema, trafik, köprü, yol yapımı, et fiyatlarının yükselmesi dolayısıyla hayvancılık, tarım, iklim şartları ve benzeri hususlar sohbetlerin ana menüsünü oluşturmaktadır. Bunlar da kesmezse sıcakların sıcaklığından, soğukların soğukluğundan şikâyet ediliyor.
Herkes, bizzat siyasetin içindeymiş gibi, büyük bir heyecan duyarak siyaset konuşmaktan büyük keyif alıyor. Onu dinleyenler de çok geçmeden siyaset sohbetinin iklimine kendilerini kaptırıveriyorlar. Ekonomi ise zaten herkesin uzmanlık alanıdır, söz edilmezse hatırı kalır.
Bütün bunlara rağmen elbette akıllı insanların da yapacağı şeyler vardır. Söz gelimi toplu mekânlarda bulunurken, kişinin / kişilerin ilminden, irfanından istifade etmek gibi... Kişileri minder dışına çekmeden, bilgilerinden istifade etmek güzel bir fırsattır. Söz gelimi sohbet ortamını bir tıp doktoru ile paylaşıyorsanız, onun bilgisinden istifade etmeye çalışmakla hem kişi onore edilmiş, hem de lâfügüzâf edilmemiş olur.
Cahil, "okuyarak bilgisini ilerletmemiş, tahsil görmemiş, bilgisiz kimse" şeklinde tanımlanır. Bu bağlamda "barbarlık, hoyratlık" anlamındaki cahillik, medenî insanın ahlâkî mâkullüğüne aykırı düşen bir karakterdir.
Din / İslâm cehaleti yeriyor, hem de "Cahillerden yüz çevirin" buyuruyor, "Cehalet küfürden beterdir" diyor. Buyurun size bazı örnekler:
"Rabbim! Sen kolay yolu göster, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir!" (A'râf 7 / 199).
"Sakın bilmeyenlerden olma!" (En'âm 6 / 35)
"Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu?" (Zümer 39 / 9)
"Rabbim! Benim ilmimi artır" (Tâhâ 20 / 114)
"İlimde derinleşenlere büyük mükâfat vereceğiz" (Nisâ 4 / 162).
"Bilgi kime verilmişse, o büyük bir hayır elde etmiştir" (Bakara 2 / 269)
"Cehalet küfürden, fakirlik de ateşten daha yakıcıdır" (hadis)
Bu buyruk ve tavsiyelere rağmen bugün Türkiye'de ciddi anlamda "bilgi problemi" yaşanmaktadır. Sağlıklı bilgi olmağı için de her şey kaosa dönüşmektedir. Bugün din alanında eski bilgilerle idare ediliyor. Düşünce düzeyi çok düşük, cahil birisi çıkıp kendini bir kurtarıcı gibi gösterebiliyor. Bu yüzden eski bilgilerin yenilenmesi gerekiyor. "İslâm'ı asrın idrakine zerkedecek" ilim adamlarına ihtiyaç vardır.
Bahâeddin Nakşibend "Cahil bilmediğini sormayandır" der. Cahil insan, midesi bozulmuş insan gibidir; iyi yemekleri de kötü görmeye başlar. "Ey insanlar! Allah'tan korkunuz ve doğrularla beraber olunuz!" (Tevbe 9 / 119). Bu durumda, iyi insanlarla birlikte olmak bir tercih değil, Allah'ın emrettiği bir farzdır.
Cehaleti kökünden kazımak mümkün olmadığına göre Hz. Peygamber'in uyarısına kulak vermekte büyük fayda vardır: "Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi vera' (takvâ) yoktur."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



