Niyetle çıkılır yola. Yol niyetle devam ettirilir. Her adım, her soluk, yola yeni çıkıyormuşçasına yeniden niyet etmeyi gerektirir. Bir sonrası ile bir öncesi, ilerisi ile gerisi hep niyet terazisiyle kontrol edilir. O halde niyet aynı zamanda yolcunun pusulasıdır. Yürüdüğü yolda, ona her an güç kuvvet veren bir diriliş, hem de gittiği yönü kontrol etmesi için bir pusuladır niyet. Bir yolun yolcusu, attığı her adımda yeniden niyet ederek yoluna devam edebilir. Bu sayede sanki yola ilk defa çıkıyormuşçasına güç kuvvet kazanır. Niyetini her adımda yeniden kontrol eden yolcu bu sayede iki adımı arasında bile bir yol tamamlamış olur. O her an, niyetini kontrol ederek kendi yoluna devam etmektedir, aynı yolda yürüyormuş gibi görünen fakat niyeti bozulmuş olanlar yolda o kişiye zarar veremez.
İlk başta yola çıkış gayesiyle ulaştığı noktadaki niyeti arasında fark olan bir kişi için yol aldı diyemeyiz. Çünkü onun yolculuğu ancak bir oyalanma ve vakit geçirmekten başka bir işe yaramamıştır. Sonuçta ulaşacağı da kıyama kalkılacak vakitte dizlerindeki gücü ve kuvveti yok eden, onun tepetakla yıkılmasına sebep olan yorgunluktan, güçsüzlükten başka bir şey değildir. Oysa kişi yolun sonunda yorgun düşüp yerlerde sürünmek için değil, ayakta durabilmek, ulaştığı yerde kendisini bekleyenlerle muhabbetle kucaklaşabilmek için yol yürür. Bu kişi yolun sonunda yorgunluktan yıkılıp düşse bile yolun sonunda bekleyenler onu kaldırır, sen bize ulaşmak için bu kadar yol yürüdün diye ona kol kanat gerer, yanlarında taşırlar.
Bir yolu yürümek, her yolcunun gayesidir. Ama bundan önce yolcu niyetini her an kontrol etmek sorumluluğundadır. Yolda niyeti bozuk olarak yapılan ilerleme bir süre sonra fitne kazanının kaynamasına sebep olur. Böyle bir durumda oturmak ayakta durmaktan, ayakta durmak yürümekten, yürümek ise koşmaktan daha hayırlı duruma gelir. Bu yüzden asıl gaye yol almaktan da önce niyeti bozmamaktır.
Tüm bunların yanında niyeti bozmamak zaten yolda olmaktır. Niyeti olmayan bir kişi için yolda diyemeyiz. O pusulasız bir gemi misali kendi fasit dairesinde dönmektedir. Niyeti sonradan değişenler, ilk başta hedefledikleri yolu değiştiremeyeceklerinden kendileri değişmeye mahkûmdurlar. Oysa yola değişmek için değil, değişmeden niyet üzere o yolda yürümek için çıkılır. Yola devam etmek ancak niyetle olur. Niyet hiçbir zaman yolu değiştirmez, bir kişinin niyeti değişti diye yol da değişecek değildir. Yol her zaman aynı yoldur. Fakat o kişi artık o yolda yürüyor görünse bile artık o yolun yolcusu değildir.
Yol yüründüğü takdirde kişiyi her zaman kendinden önce o yolu yürümüş olanların gittiği yere götürür. Yoldaki engeller veya nimetler kişinin niyetini değiştirebilir. Engeller niyetin değişmesi için değil yolcunun yolun sonunda kendisini bekleyenlere özlemini artırmak, ona sevenlerine kavuşması için yola daha sıkı sarılmak bilincini vermek gayesiyle o yola konulmuştur. Oysa bu kişi engellerle karşılaştığında korkaklaşmış, nimetlerle karşılaştığında ise gayesini değiştirmiştir. Böylesi bir niyet değişmesi durumunda artık o kişinin bizim eski yolcumuz olduğu söylenemez. Çünkü o yolda değişmiştir. O da belki aynı yolun yolcuları gibi başladığı yolun sonuna gelir. Değiştiğini ancak yolun sonuna geldiğinde anlayabilir. Tüm diğerleri ona şaşkınlıkla bakar, sanki yıllardır onunla aynı yolu yürümüyorlarmışçasına, sen de kimsin biz seninle aynı yolun yolcusu değildik nasıl oldu da buraya geldin diye sorarlar. Aslında onun geldiği yer ile diğerlerinin ulaştığı nokta birbirinden çok farklıdır. Çünkü yolcular için ancak niyetlerinin karşılığı vardır. Bu yüzden niyetleri bozuk olanlarla, niyetleri sahih olanlar bazen yolda değil yolun sonunda ayırt edilirler. Yolun sonuna gelindiği vakit aynı niyete sahip olanlar niyeti kendilerinden farklı olanı tanıyamazlar. Oysa o niyeti bozuk olan kişi de yolda onlara yol arkadaşı gibi görünmüştü.
Günümüzün en büyük problemlerinin başında işte bu niyet krizi gelmektedir. Bugün yaşadığımız kriz de ne ekonomik ne sosyal krizdir. Yaşanan bir kriz varsa bu da ancak niyet krizidir. Ekonomik anlamda ihtiyaçlarımızı kendi niyetlerimiz değil, tüketim ekonomisinin niyetleri belirlemektedir. İlk başta niyet edilenle tüketilen arasındaki fark bugünün ekonomik problemlerinin ana sebebidir. En basitinden bir market alışverişinde bile ilk başta niyet ettiğimizi alıp marketten çıkmayı öğrendiğimizde, önemli bir krizi aşmış olacağız.
Bu küçük örneğin dışında hayatın her şubesinde niyet krizi bariz olarak gözlenmektedir. Evlatlarda evlatlığa, babalarda babalığa, annelerde anneliğe, esnaflıkta esnaf olmaya, yazarlarda kaleminin hakkını vermeye, tüccarlarda hakiki ticarete, öğretmenlerde öğretmenliğe, avukatlarda avukatlığa, doktorlarda doktorluğa ve bunun gibi hayatın tüm diğer şubelerinde içinde bulunulan sosyal durumun gereklerini yerine getirmeye tam olarak niyet edildiğinde ve bu niyet bozulmadığında tüm sorunlar aşılacaktır. Niyet krizi aşıldığı takdirde beraberinde sosyal ve ekonomik krizlerin aşılması gelecektir.
Bu yüzden her birimizin oturup düşünmesi, neye niyet etmemiz gerektiğini belirlemesi ve niyetlerimizi her an kontrol etmesi gerekmektedir. İhtiyaçlarımızı niyetlerimiz belirlemelidir. Niyetlerimizi kontrol etmediğimiz takdirde çağdaş tüketim kalıplarının bizim niyetlerimizi kontrol etmesi kaçınılmazdır. Niyetleri ifsad ediciler tarafından kontrol altına alınanların ise akıbetlerinin hayr olması beklenemez. Niyet krizi aşıldığı takdirde bütün krizler kendiliğinden sona erecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



