Selâm olsun; o büyük partiye. Selâm olsun; o partinin çilekeş, cefakâr ve vefakâr insanlarına.
Selâm olsun; o partiye destek veren insanlara.
Selâm olsun; o partinin haklı davetlerine icabet eden sessiz vatandaşlarına
Selâm olsun; o partinin gür sesine kulak verip ümitleri yeşeren, sayılan milyonlara varan Müslümanlara.
Selâm olsun; o büyük partinin davetiyle meydanlara çıkıp İslâm'a, Kur'an'a, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v.) yapılan çirkin iftira ve hakaretleri yürekle lanetleyen yiğit insanlara.
Selâm olsun; Filistinli, Afganlı, Çeçenli, Iraklı ve dünyanın diğer bölgelerinde, zulme karşı direnen mücahitlere ve onları gönülden destekleyen Müslümanlara.
Selâm olsun; o büyük partinin temellerini atan, binanın iç ve dış donanımını yaparak, bundan sonraki hedefin: Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünyanın kurulmasının olduğunu, günümüz insanlarına ve gelecek nesillere anlatan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN'a.
O büyük partiyi ve o büyük partinin bilge liderini, bir makale içinde anlatmak kolay değildir. Kısaca anlatırsak; büyük milletin büyük partisi, 1969 tarihinde Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocanın bağımsızlar hareketiyle siyaset meydanına çıkmıştır. Siyasi parti olarak 1970'lerde Milli Nizam adıyla yola çıktı. MSP ile yoluna devam etti. RP ile iktidara geldi. FP ile direndi. Saadet Partisi ile yeniden kalkışa geçti.
Bu büyük parti; 40 yıldır siyaset meydanında hakkı üstün tutmanın mücadelesini vermektedir. Her şart altında mazlumun ve mağdurun hamisi ve savunucusu olmuştur. "Mazluma yardım ediniz zalimlerin de kollarını tutarak zulümlerine engel olunuz." Hadis-i şerifin ışığında zulme ve zalime karşı dik durmasını bilmiştir.
İnsanlara, Türkiye'de ve dünyada büyük partiler hangisidir? Diye bir soru sorsalar, düz bir mantıkla sayısal güçle iktidara gelen partilerin olduğunu söylerler. Böyle bir mantıkla değil de, şuurla ve aklı selimle düşünürlerse, dünyanın en güçlü ve en büyük partisinin; fikir, inanç ve icraatlarıyla dünya kamuoyunu etkileyen mazlum ve mağdur milletlerin ümitle beklediği, zalimlerin korktukları partilerin büyük olduğunu rahatlıkla söyleyebilirler.
Partilerin büyüklüğüne düz bir mantıkla bakarak, manevi gözlüğünü kullanmayan dünyevilik bağımlısı insanlar, aşağıda sıralayacağımız sorularımıza cevap verebilirler mi?
1. Sayısal güç oranlarıyla büyüklüklerini sıraladığınız partiler, emperyalist şer güçlere karşı tepkilerini ortaya koyacak bir eylem yapabiliyorlar mı?
2. Irak'ı işgal eden ABD'ye, Filistin'e soykırım yapan İsrail'e, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (S.A.V.) iğrenç hakaretlerde bulunan Avrupa ülkelerini tel'in eden mitingler düzenleyebildiler mi?
Düzenleyemezler, çünkü zalimlerin eline geçen maddi gücü dünya gerçeği olarak kabul ederler. Manevi güce de yeteri kadar önem vermezler. Bu sebeple, ümmetin çektiği acılarla dertlenemediklerinden, maddi güçlerini de türleştiremezler.
Büyük partiler sayısal güçleriyle değil, fikir, inanç ve düşünceleriyle büyük olurlar. Bir parti düşünün ki; işe başlarken önce ahlak ve maneviyat. Arkasından maddi ve manevi kalkınma. Her yönüyle tam bağımsız Türkiye. Şahsiyetli iç ve dış politika. Süratli yaygın milli kalkınma. Ağır sanayi, milli harp sanayi, temel insan hak ve özgürlükleri diyorsa böyle bir partiye büyük parti denilir.
Ülkesi, milleti, İslam alemi ve bütün insanlığın huzur ve saadetini sağlayacak projelerle dünya kamuoyunun önüne çıkan, milli duruşlu bir partiyi, materyalist kafaların terazisi tartamadığı gibi, manevi gücü layıkıyla anlayamayan ve beşeri güçlerin korkusuyla, bir o yana bir bu yana yalpalayan terazisi bozuk kafalılar da anlayamaz.
Hakkı üstün tutan bir partiyi ve liderini yalan yanlış haberlerle ve haksız uygulamalarla küçük düşürmeye çalışanlar bilmelidirler ki, rüzgara karşı tükürüyorlar. O pis tükürükleri kendi yüzlerine yapışmaktadır. Ne acıdır ki, insanlık değerini kaybeden bu güruh, ömürlerini pis tükürüklerini yalamakla geçireceklerdir.
Türk milletinin, İslam aleminin ve bütün insanlığın huzuru için sözünü ettiğim o büyük partinin ve bilge liderinin yaptıkları ve yapmak istedikleri icraatlarını soru şeklinde sorarak, vicdanlarınıza seslenmek istiyorum:
1. Bugüne kadar doğru dürüst insanlığa hizmet etmeyen; bilhassa zulme uğrayan Müslümanlar olunca, kılını kıpırdatmayan, Siyonist Evangelist zihniyetin emrinde bir oyuncak olan Birleşmiş Milletler Teşkilatına karşı, İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulmasını istemek yanlış mıdır?
2. Gelişmiş ülkelerin pazarı haline gelen, Orta Asya ülkelerini D-8 projesi ile bir araya getirerek, batıya pazar olmaktan kurtarmak yanlış bir proje midir?
3. Dünya insanlığını ve özellikle Müslümanları dolarla sömüren Siyonistlere karşı, İslam Dinarını yürürlüğe koymak yanlış bir icraat mıdır?
4. İslam ortak pazarını, İslam savunma paktını, İslam kültür işbirliğini kurmak ve harekete geçirmek, İslam dünyasının gücünü birleştirecek olumlu bir icraat değil midir?
5. Sözünü ettiğimiz o büyük parti geçmişte, mecliste sayısı az olmasına rağmen, güçlü inancı ve etkileyici fikirleriyle, meclisteki diğer siyasi parti milletvekillerini de etkileyerek, İsrail ile ilişkilerini kesmeyen dışişleri bakanını düşürmedi mi?
6. Koalisyonla hükümet ortaklığı yapan o parti, İmam Hatiplilerin ve Kur'an kurslarının önünü açmadı mı?
7. Havuz sistemiyle milletin parasını rantiyecilerden kurtarıp millete vermedi mi?
8. Türkiye'de sanayileşme hamlesini başlatarak, 200 fabrikanın temelini atıp ve birçoğunu bitirerek, Türk insanını biz sanayileşemeyiz, teknoloji üretemeyiz kompleksinden kurtarmadı mı?
9. Kıbrıs Barış Harekatı'nda en büyük katkıyı ve kararlılığı sağlayan, askerle tam bir uyum içinde çalışarak, dünya kamuoyu önünde net bir şekilde Türk milletinin gücünü göstermedi mi?
10. IMF ile anlaşma yapmayan, Çekiç Gücü gönderen o parti ve liderinin ortaya koyduğu icraatlarında ve ileri sürdüğü fikirlerinden, Türk milleti ve İslam alemi bir kötülük gördü mü?
O büyük parti, hiçbir zaman sayısal desteğinin azlığına bakarak küçüklük kompleksine düşmemiştir. İnancıyla, fikir ve düşünceleriyle dünyanın en güçlü partisi olduğunu en zor zamanlarda ispat etmiştir. 04 Ocak 2009 tarihli Çağlayan mitinginde konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan KURTULMUŞ, İslam alemine ve bütün dünya insanlığına Fetih ve Nasr sureleriyle seslendi. "Başbakan Numan" sloganına, burası yeri değildir diyerek, onurlu bir duruş sergilemiş ve siyasi rant hesabı içinde olanlara da anlamlı bir mesaj vermiştir.
Telekonferans sistemiyle Çağlayan mitingine katılan ve topluluğa hitap eden ERBAKAN Hoca; İslam alemini birlik ve beraberliğe çağırarak, Siyonist Evangelist zihniyetin ve onun ileri karakolu olan zalim İsrail'in dikkatini çekmiştir. "Amerika İsrail'i çok seviyorsa kendi ülkesinde eyalet versin" bu cümle ile ne anlatılmak istenildiğini Müslümanlardan önce Siyonistler ve onların maşaları anlamalıdır. Anlama özürlüsü varsa; İsrail'in kurucularından ve tarihçilerinden olan Menahem BEGİN: "Bizim mezarlarımız Filistin'de olabilir. Torunlarımızın mezarlarının nerede olacağını bilemiyorum." Bu manada Amerika ve İsrail elini çabuk tutsun. Ya barış desin, veyahut bu topraklardan kendi istekleriyle çekip gitsinler.
Adaletten ve haktan yana tavır sergileyen, zulme karşı dik duran böyle bir partinin, emperyalist şer güçlerin işine gelmediğini biliyoruz. Ancak, içimizdeki bazı beyin özürlülerinin niçin işine gelmediğini de doğrusu düşünmek istemiyorum. Düşünmek istemediğim böyle bir anlayış, Siyonistlerin Filistinli masumların üzerine attıkları hain bombalar kadar acı veriyor bana.
Derinliğini anlamasanız da, bildiğimiz bazı cümleleri, yaşadığımız bazı olayları hatırlatmak suretiyle, sizleri bir saatlik bir tefekküre davet etmek istiyorum.
1. Ahlaken çökmüş bir toplum yıkılmaya mahkûm değil midir?
2. Teknolojisini üretemeyen, milli ve yerli harp sanayisini kuramayan devletler, zulme karşı direnebilirler mi?
3. Tarihi geçmişini ve taşıdığı misyonu bilmeyen devletler, dünya siyaset masasında söz sahibi olabilirler mi?
4. Manevi gücün ağırlığını anlayamayan, maddi gücü harekete geçiremeyen topluluklar, emperyalist şer güçlerin dayatmalarına karşı gelebilirler mi?
Bu gibi yüzlerce soru sorabilirim. Sizler de bu sorulara net ve doğru cevaplar verebilirsiniz. Lakin, benim derdim sizin olumlu veya olumsuz cevap vermenizi talep etmek değildir. Bağımsız bir tefekkürle ileri süreceğiniz çözüm önerilerinizi duymak istiyorum. Eğer önerileriniz yoksa, hiç olmazsa, çözüm üreten o büyük partinin fikir ve düşüncelerini konuşunuz. Konuşmaktan çekmiyorsanız, o büyük partiyi seçmen olarak destekleyiniz. Bunlardan hiçbirini yapma cesaretini gösteremiyorsanız, bari susunuz ve iftira yapmayınız.
Evet beyler! O büyük parti Milli Görüş zihniyetini temsil ve tebliğ eden zincirin beşinci halkası olan Saadet Partisi'dir. Sayısal gücü az olan bir partinin fikir ve inanç gücü zalimleri korkutuyor. İslam dünyasını ümitlendiriyor. Küçük gördüğünüz bu parti, Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya projesi ile bütün dünya insanlığına sesleniyor.
Böyle bir misyonu hücrelerine kadar yaşayan bir partiye, beşeri güçlerin engel olması beyhude olduğunu, çok yakın bir zamanda insanlık şahit olacaktır. Yeter ki, bu partinin kadroları acele davranıp, basit nefsi hesapların kurbanı olmasınlar.
Makalemize son verirken, bütün emperyalist şer güçlere ve onların maşası olanlara sesleniyorum. Biz rahmet peygamberi olan Hz. Muhammed'in (S.A.V.) ümmetiyiz. İntikam peşinde değiliz. İntikam almak için gelmiyoruz. Adaletin tesisi için geliyoruz.
Selâm olsun; Aziz Türk milletine ve İslam dünyasına. Emperyalist şer güçlere karşı inancını ve idealini haykıran Saadet Partisi'nin kadrolarına. Selâm olsun; Filistinli, Iraklı, Çeçenli, Afganlı kardeşlerimize.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




