El-Cezire televizyonu geçtiğimiz günlerde iki ilginç konuğu aynı programda ağırladı. Biri Müslüman Kardeşlerin (İhvan-ı Müslimin) Kurucusu Hasan el-Benna'nın torunu Tarık Ramazan, diğeri ise ünlü Marksist filozof Slavoj Zizek'ti. Gerçek Hayat Dergisi'nden Şair Atakan Yavuz'un çevirisini yaptığı programda Zizek'in bir cümlesi çok dikkat çekiciydi. Zizek, "Tom ve Jerry" isimli çizgi filmde karakterlerin koşarken uçurumu geçseler dahi havada yürüyebildiklerini ancak ne zaman aşağıya bakmayı akıl etseler o zaman düşmeye başladıklarını vurgulayarak, Mübarek gibi diktatörlerin de aşağıya baktıkları an, altlarındaki zeminin bittiğini görüp düşmeye başladıklarını söylüyor. Şimdi Libya'da Kaddafi'nin yapması gereken de sadece aşağıya bakmak. Yer tükendi çünkü!
Daha Tunus olayları baş gösterdiğinde, bu ateşin tüm Mağrip'i saracağı ve zalim diktatörlerin çoğunun çekip gitmek zorunda kalacağı öngörüsünde bulunmuştum. Çünkü yeni dünya sisteminde, soğuk savaş argümanları ve sıcak savaş ekipmanları ile kitleleri kontrol edebilmek artık imkansız.
Bilişim teknolojilerindeki konumları ve dünyayla iletişimleri nispetinde diktatörler bugün olmasa 3 sene 5 sene sonra halklarının isyanı ile yüzleşmek zorunda kalacak.
Tunus devriminin ve tüm Mağrip coğrafyasının sembolü olan Buazizi'nin kimliği de tezimi güçlendiren bir örnek. Buazizi gibi birikimli, sosyal medya vasıtası ile dünyada olup bitenlerden günlük haberdar olan, dünyadaki teknolojik, ekonomik, politik ve sosyal gelişmeleri yakından takip eden 20-30 yaş grubunda milyonlarca genç var dünyada.
Ve bu devasa boyuttaki kitlelerin ortak bir handikapı var; o da hepsinin işsiz olmaları! Okuyor, bilgileniyor, dünyayı ve gelişmeleri takip ediyorlar ama işsizler!
Belki oran olarak bu jenerasyon İslam ülkelerinde ve gelişmekte olan ülkelerde daha fazla ancak, aynı sorunlara sahip "sanal" ekonomik verilerle şimdilik göreceli bir "huzur" yaşayan tüm ülkelerin problemidir bu. "Ben gelişmiş ülkeyim, sömürdüğüm zenginlikleri güzelce pay etsem, benim vatandaşım bana karşı kalkışmaz" gibi soyut ve duygusal temenniler, en zengin ülkeleri bile kurtaramayabilir. Bu düzen değişmedikçe bütün zalimler, sadece kesin olan sonlarını biraz daha ertelemenin avuntusunu yaşarlar o kadar.
Yüz yıllık stratejiler ve öngörü haritaları ile hareket ettiği söylenen Amerikan yönetimi ile hayatın her alanına standartlar getirerek "sürprizlere" yer bırakmamaya çalışan Avrupa Birliği bile tam anlamıyla apışıp kalmış durumda. Çünkü Arap dünyasındaki, ipleri kendi ellerinde olan 40 yıllık diktatör kılıklı kuklalarının bu denli hızlı devrilebileceğini hayal bile edememişlerdi.
Bugün, Müslüman halkların, zulme, adaletsizliğe, hayasızlığa, belamlara, kompradorlara velhasıl işkenceci tüm müstekbirlere karşı yumruğunu sıkıp "Allahüekber" diyerek kıyam etmesi, yeryüzünün bütün zalimlerinin yüzüne indirilmiş bir şamardır! Etnik kökeni, dini, mezhebi, ekonomik sınıfı ve ideolojisi ne olursa olsun "insan"ın zulme isyan etmesi, Rahman damarının kurumadığını gösteriyor.
Dikkat edilirse tüm diktatörler "dış güçler"in oyuncağı olduğu iddiasıyla en başta kendi halklarını aşağılıyor. Daha sonra yine bir takım devletleri, uluslararası örgütleri ve "yoldan sapmış" gençleri suçluyor. Sonra ılımlı geçiş süreci ile demokratikleşme adımı atmaktan dem vuruyorlar. Ardından maaşları yüzde 150 artırma sözü vererek rüşvet dağıtma yolunu seçiyorlar. Mısır'da Hüsnü Mübarek'in, Libya'da Muammer Kaddafi'nin yaptığı gibi en sonunda ise "böcek" olarak tanımladıkları kendi halklarını topluca katletme tehdidi savuruyorlar. Fakat 30, 40 hatta 50 yılda yapmadıkları şeyler için bu kadar kısa zamanda yapma sözü vermeleri işe yaramıyor. Çünkü bunların hepsi için artık çok geç!
Korkuyorlar ve korktukça saçmalamaya başlıyorlar. Hele Kaddafi'nin kendini İngiliz Kraliçesi Elizabeth ile kıyaslaması çok acıklı ve trajikomik idi. "Vur emri" verdiği kendi askeri, bile uçağından atlayıp kaçarken, Afrika'dan ve Sırbistan'dan getirdiği paramiliter "avcılar"la 42 yıllık tiranlığını korumaya çalışan Kaddafi öyle ki "kimyasal gaz"dan ve "iç savaş"tan bile medet umar hale düştü.
1996'da Bingazi'de Ömer Muhtar'ın, Kral İdris'in ay yıldızlı bayrağına sevdalı 1200 genci tek tek kurşunlayarak katleden Kaddafi gibi bir "muktedir"in debelendiği sefaleti göstermesi açısından düştüğü bu durum, tarih kitaplarına geçecek ibretlik bir örnektir.
Olayların arkasında ABD veya İsrail gibi ülkelerin bulunduğu şeklindeki iddialar da çok tutarsız ve yine fildişi kulelerinde yabancılaştıkları kendi halklarının iradesine yapılmış büyük bir hakaret. Mısır'da olayların başladığı günlere gidelim. ABD ve İsrail, Mübarek yönetiminin "taş gibi" sağlam yerinde durduğunu ve göstericilerin biran önce demokrasiye geçişin sağlanması için evlerine dönmeleri çağrısında bulunuyordu.
Halbuki yaşanan her şey spontane! Sloganlar bile doğaçlama. Sadece artık ayağa kalkmak gerektiğini ve zamanın geldiğini hissediyorlar. Ancak zalimler, ya bunu düşünemiyor veya içinde bulundukları diktatöryal histeri ile görmek istemiyorlar. Savurdukları her tehdidin, sokakların öfkesini körüklediğini göremeyecek kadar körleşmişler.
40 yıllık diktatörlerinin ve onun paralı askerlerinin tank namlusuna karşı bile yakasını yırtarak "Hadi öldür, ne duruyorsun!", "böyle yaşamaktansa şehit olurum" diyen ölüm korkusunu yenmiş kitleler, ABD'yi hiç takmadı. Hüsnü'den Muammer'den bile korkmayan isyankar yürekler Barack'tan mı korkacaktı! Ve bunun üzerine ABD başta olmak üzere birçok Batılı ülke saf değiştirip sokakların yanında olduklarını açıklamak zorunda kaldı.
Arap dünyasındaki yarım yüzyıllık diktatörlüklerin ve cuntacı albayların akıbeti, darbeci, jakoben ve özgürlük düşmanı yasakçı bütün zalimlere örnek olmalı. Hepsi finali artık sezon sonu tasfiyesi ile yapıyor. Darbecilerin, militer yönetimlerin, tek tipçi tüm statükocuların, ellerindeki silah gücüne ve dışarıdaki müttefiklerine güvenerek planlar yapması sonuç vermiyor. Çünkü 50 yıllık kabuslardan uyanma vakti geldi!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



