Son yıllarda Türk futbolunda önemli değişiklikler oldu. Takımlar arasındaki makas iyice kapandı.
Küçük takım ve büyük takım kavramları tarih oldu...
Hiçbir Anadolu takımı İstanbul'a mağlubiyeti peşinen kabul etmiş olarak gelmiyor artık...
Şampiyonluk yaşamış büyük takımlarımız da hiçbir deplasmana mutlak 3 puan parolasıyla gidemiyor.
Hatta çoğu zaman Anadolu takımları karşısında alınan beraberlikler dahi hanelerine artı olarak yazılıyor.
Ancak önceki akşam Türk Telekom Arena Stadı'nda öyle bir karşılaşma izledik ki akıllara ziyan...
Özellikle ilk yarım saat sahada mükemmel bir Galatasaray vardı... Karşısında ise iki pası üst üste yapamayan bir Fenerbahçe...
Tiribünlerle bütünleşen ve ezeli rakibinin üzerine kabus gibi çöken Sarı Kırmızılıların soyunma odasına yarım düzine gol atmış olarak girmesi içten bile değildi.
Melo'nun iştahı, genç Emre'nin mükemmel performansı ikinci bölgede kontrolün sürekli Galatasaray'da kalmasına neden oldu. Üçüncü bölgede ise Elmander ve Baros'un çapraz koşularıyla rakip defansın balansını bozdu.
10 numara elmander
Kimi zaman 9 numara kimi zaman da 10 numara pozisyonunda görev yapan Elmander'in performansı 10 numaraydı. Top çaldı... Gol attırdı.. Gol attı...
Genç Semih, Alex gibi bir yıldızı marke etmekte hiç zorlanmadı.
Aslında Alex'i, Aykut Kocaman markaja almıştı. İleride son adam olarak görev verdiği kaptanını rakip stoperlerin kucağına da atmış oldu.
Ev sahibinde görevini yapmayan bir tek kaleci Muslera vard. 90 dakika boyunca onun da eline top değmedi.
Teknik Direktör Fatih Terim'in klişeleşmiş bir lafı vardır..
"Ders almam ders veririm" der tecrübeli teknik adam...
Önceki gece de "Kocaman" bir ders verdi...
Fenerbahçe çok şey kaybetti
Türk Telekom Arena'da hem karşılaşmayı hem de liderliği kaybeden Fenerbahçe'de hasar büyük.
Özellikle ilk devre son yılların en kötü Fenerbahçe'sini seyrettik. Ligimizin en iyi pas yapan takımı olan Sarı Lacivertliler üst üste iki top yapamadılar.
Teknik Direktör Aykut Kocaman'ın üç ön liberoyla sahaya sürdüğü takımından öncelikle oyunu tutmasını daha sonra da skora gitmesini istemiş anlaşılan.
Ancak Alex'in son adam olarak sahaya sürülmesi tüm dişlileri yerinden etmiş.
Alex'ten boşalan alanı doldurması gereken Emre ise ayağına aldığı her topu rakibe attı.
Son yılların istikrar abidesi olan Gökhan Gönül ise hem defansta hem de ofansta yetersiz kaldı.
Cristian ve Selçuk ofansa yardım etmek bir yana defansif anlamda da etkisizdiler.
Bilica'nın can yakan hataları ve Bienvenu'nun yetersizliği tüm bu olumsuzluklara tüy dikti..
Kesin olan bir şey var ki Bienvenu Sarı Lacivertli formayı giyecek yeterlilikte değil.
Bırakın Süper Ligi, alt liglerin birçoğunda daha kabiliyetli genç Türk futbolcuları mevcuttur sanırım.
Kısacası kaleci Volkan ve Yobo'yu bir kenara ayıracak olursak Sarı Lacivertlilerde formasının hakkını veren isim bulmak neredeyse imkânsızdı.
Kocaman yanlişlar
10 yıldır oturmuş bir takım tertibi olan Fenerbahçe'de böylesi önemli bir karşılaşma öncesi tüm taşların yeninden oynatılması en önemli hata olarak göze battı. Bu işin vebali de elbette Aykut Kocaman'ın omuzlarındadır.
Genç teknik adam devre arasında yaptığı oyuncu değişikliklerini ve oyun mantalitesini karşılaşmanın beşinci dakikasında hayata geçirseydi Kocaman bir yanlıştan dönmüş olurdu. Futbol severlere de daha dengeli ve adına derbi diyebileceğimiz bir karşılaşma seyrettirirdi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



