Önce kavramlarımızı öldürdük. "Kavram" ölünce "Kavrama" da ölüyor. Artık algılayamıyor, sağlıklı düşünemiyoruz.
Mesela tesettür kavramı. Böylesine asil bir kavramı; ne kadar hoyratça, ne kadar pervasızca iğdiş ettik.
Bu yüzden "göbeği açık türbanlılar" trajedisini bile algılayamıyor, normalleştiriyoruz. Oysa böyle miydi!
Çocukken hatırlıyorum; dedemlerin evinin çifte pervazlı tahta kapısında iki ayrı tokmak vardı. Biri ince ses verirdi, diğeri kalın ve tok. Kapıya gelen kadınsa ince tokmağı, erkekse kalın tokmağı kullanırdı. Bu sayede kapıdaki misafirin cinsiyeti içeriden rahatlıkla anlaşılır gelen kadınsa ya babaannem ya da annem kapıyı açmaya giderdi.
Tesettür kafada değil kapıda başlıyordu. Dedem okuma yazmayı askerde öğrenmiş, ninem ümmi gitti. Ama bugün hangi tahsille bu inceliği, bu nezaketi, bu asaleti yakalayabiliriz.
Ya sahabenin asaleti!
Kızı Hazreti Fatıma, Peygamberimiz (s.a.v)'e sordu:
- Babacığım cennete kadınlardan en önce kim girecek?
Peygamberimiz (s.a.s.):
- Falan mahallede bir kadın var. O kadın ilk cennete girecek kadındır, buyurdu.
Hazreti Fatıma çok merak etti:
- Benden de mi evvel girecek babacığım? diye sordu.
Hazreti Peygamber:
- Senden de evvel girecek, istersen git gör. Neden senden önce gireceğini o zaman anlayacaksın, dedi.
Hazreti Fatıma gitti. Kapıyı çaldığında içeriden yaşlı bir kadının sesi geldi. Ancak içeriye girdiğinde karşısında genç ve güzel sesli bir kadın buldu.
Hayretlesordu:
- Sizinle dışarıdan konuşurken sesiniz başka idi, şimdi başka, bu nasıl oluyor?
-Sizinle konuşurken sesim dışarıya çıkmakta idi. Ben de sesimi yabancı erkek duyar da günaha girerim diye ağzıma taş parçası alarak konuşuyordum. Şimdi ise o taşı çıkardım,dedi.
Tamam bu takvanın zirvesi, ulaşmak imkânsız.
Biz fetvayı geçmenin derdindeyiz.
Peki ama en azından sese bile tesettür uygulayan o hassasiyeti kavrayabiliyor muyuz?
Hiç sanmıyorum. Dedik ya kavram iğdiş olunca kavrama tümden bitiyor.
Eğer öyle olmasaydı; "tesettür defileleri"ndeki korkunç çelişkinin farkında olurduk.
Öyle ya; Tesettür; "örtmek-gizlemek", defile ise "sergilemek-teşhir etmek" demek.
Peki, bu durumda "Tesettür Defilesi"ni hangi akılla açıklayabiliriz.
Akıl tutulması tam da bu değil mi!
Acı olan şu ki; bunu bize laikler yapmadı. Sekülaristler, ateistler, hümanistler, komünistler de yapmadı.
Bu katliam bizim eserimiz.
O yüzden ağlamaya hakkımız yok.
Başkalarını suçlamaya hakkımız yok.
En değerli kavramlarımızı arzularımızın, ihtiraslarımızın, dünyevi çıkarlarımızın kurbanı yapan biziz.
Tesettürü metalaştıran, modalaştıran (!) biziz.
Oysa biz doğru dursak eğri nasıl olsa belasını bulacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



