milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

28 MAY 2012 PZT
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • VÜCUTTA KENE YOKSA BİLE KKKA BELİRTİLERİNE DİKKAT
  • HAC KURALARI YARIN ÇEKİLECEK
  • "MEVSİM NORMALLERİ" ŞEFTALİYE YARADI
  • DÜNYA İSLAM ALİMLERİ BİRLİĞİ, KATLİAMI KINAYAN BİLDİRİ YAYIMLADI
  • ABD'Lİ ÖĞRETMEN MÜSLÜMANLIĞI SEÇTİ
  • "ENGELLİ DOĞURDU" DİYE TERK EDİLEN KADINA, POLİS SAHİP ÇIKTI

Bulgaristan'da neler oluyor?

10 HAZİRAN 2009
ÇAR 02:25

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Güneydoğu Avrupa'da, Tuna Avrupa'sı ile Akdeniz Avrupa'sı arasında, bir geçiş bölgesi olan Bulgaristan'ın, Romanya, Sırbistan, Makedonya, Yunanistan ve Türkiye ile sınırı bulunmaktadır. Yüz ölçümü 110993 km2 olan Bulgaristan, yaklaşık sekiz milyon nüfusa sahiptir. Bulgaristan nüfusu, Bulgar, Türk, Pomak, Makedon, Sırp, Gagavuz, Ulah, Rum, Tatar, Roman, Yahudi, Ermeni ve Rus gibi etnik gruplarından oluşuyor. Genel nüfus içinde Müslüman halklar önemli bir yüzde teşkil ediyor.

Bulgaristan'da Müslüman toplulukların görülmeye başlaması, Osmanlı Devleti'nin bu yerleri fethe giriştiği 14'ncü yüzyıl sonlarına rastlamaktadır. İlk akınlar 1341 yılına doğru gerçekleştirildi. Ardından 1382'de Sofya'nın, 1388-1389'da Şumnu'nun, 1389'da Tırnova'nın ve 1396'da Vidin'in fetihleri gerçekleşti. Her ne kadar Bulgar yazarların birçoğu Bulgaristan'ın İslamlaşma hareketini bir zorlama ve baskı politikası olarak yansıtmaya çalışsalar da,  hızlı bir biçimde kabul gören Müslümanlık, içten gelen bir arzu ve hür iradeyle yapılan bir kabulün ifadesidir. İslam'ın aynı anda değil, farklı zamanlarda ve yavaş yavaş cereyan etmiş olması bu hususu doğrulamaktadır.

On dokuzuncu yüzyıl ortalarında Bulgaristan topraklarında yaşayan halkın üçte biri Çerkezler, Türkler, Tatarlar ve Pomaklardan müteşekkil Müslümanlardı. M. Cengiz, Doğu Rumeli ve Bulgaristan'da İslamiyet isimli eserinde, 1908'den önce 531 bin 240'ı Türk, 79 bin 549'u Çingene ve 20 bin 647'si Pomak olmak üzere, Bulgaristan'da 652 bin 047 Müslüman olduğunu söylüyor. 1910 yılındaki sayıma göre ise, Bulgaristan'da 601 bin 999 Müslüman bulunuyordu. Bunların 484 bin 144'ü Türk, 21 bin 146'sı Pomak idi. 1919 yılından itibaren Müslümanların Bulgaristan topraklarındaki nüfusu 800 bin ila bir milyon civarına ulaştı. Bulgaristan'da ne kadar Müslüman olduğuna dair tam bir sayım olmasa da, 31 Aralık 1945'de yapılan sayımda; 7 milyon 029 bin 349 kişiden 938 bin 418'i Müslüman olarak tesbit edilmişti. 1956 yılındaki tespitlere göre, 6 milyon 506 bin 542 Bulgar, 656 bin 025 Türk ve 197 bin 865 Çingene bulunuyordu. 1965 nüfus sayımında ise 746 bin 755 etnik Türk kaydedildi. Bu sayı 1956 nüfus sayımına göre 90 bin kişilik bir artışı işaret ediyor. 2001 yılı verilerine göre; Bulgaristan nüfusunun, yüzde 83,9'u Bulgar, yüzde 9,4'ü Türk, yüzde 4,7'si Roman, yüzde 2'si diğer halklardan (Makedon, Ermeni, Yunan ve Ukraynalı) oluşmaktadır.

Bulgar makamları, Bulgarca konuşan Müslüman Slav Bulgarlarını, genel olarak küçültücü bir ifadeyle, Pomaklar olarak nitelermekte ve Pomakları, Bulgar olarak kabul etmektedir. Buna karşılık, Pomakların büyük bir çoğunluğu kendilerini dindaşları Türkler ile birlikte düşünmekte ve birlikte hareket etmektedir. 1990 yılının Mart ayı başında Breznitsa ve Kornitsa gibi tamamen Pomak olan Lazhnitsa köyünün ortasında, "İyi tatiller Müslüman kardeşler" yazılı dev bir pankartın asılı olması bunu doğrulayan misallerdendir. Zaten Osmanlı döneminde Türkçe konuşan Müslümanlar ile Bulgarca konuşan Müslümanlar beraber sayılmaktaydı. Ancak, Bulgaristan'ın AB'ye üye olmasından sonra, bazı Pomak gençler, ekonomik avantaj sağlayacağını düşündüklerinden kendilerini Bulgar olarak nitelendirmektedirler. Yunanistan Pomaklarının, kendilerini Batı Trakya'da yaşayan Türklerle özdeş kabul etmelerinden dolayı, Atina'nın, Batı Trakya Türklerine uyguladığı baskı politikasından nasiplerini almaları, bu yaklaşımda önemli bir etkendir.

1945'den itibaren, her on yılda bir,  Bulgaristan'daki Türk nüfusun Türkiye'ye doğru zorunlu göçe mecbur edildiğini düşünürsek, zorunlu göçler yaşanmasaydı, bugün Bulgaristan nüfusunun yarıya yakını, belki daha fazlası Müslüman Türklerden oluşabilirdi. Yüz otuz yılı aşkın bir süredir devam eden baskı politikalarına ve bunun sonucunda yaşanan göçlere rağmen, 1,5 milyon civarında bir nüfusa sahip olan Bulgaristan Müslüman cemaatinin, ülke nüfusuna oranı yüzde 15'in üzerindedir.

Bulgaristan Müslümanları, Osmanlı'nın ardından Balkanlarda yetim kalan ilk Müslüman topluluklardandır. Osmanlı Devleti'nin, 1878 yılındaki Berlin Kongresi'nin ardından, çekilmeye mecbur bırakıldığı topraklardan olan Bulgaristan'da otonom bir Bulgar prensliği kuruldu. Bir Alman prensi olan Batetenberg'li Aleksander, prensliğin başına getirildi. Jön Türklerin, Temmuz 1908'de İstanbul'u karıştırmasını fırsat bilen Bulgar prensliği, 22 Eylül 1908 tarihinde bağımsızlığını ilan ederek, prensliği krallığa dönüştürmüştür.

Komünist yönetim

Bulgaristan, 1908'den 1946 yılına kadar monarşi ile idare edildi. 1908-1923 yılları arasında Bulgaristan'da iktidara gelen hükümetler uluslararası anlaşmalardan doğan ve azınlıkların haklarını düzenleyen anlaşmalara sadık kaldılar. En azından savaş yılları hariç azınlık haklarını alenen ihlalden kaçındılar. Ancak 1923'te Stamboliski hükümetinin devrilmesiyle birlikte Müslüman Türk azınlık için huzursuz günler de başladı. Tsankov (1923-1926) ve Lyapçev (1926-1931) hükümetleri Türk azınlığı ulusal bütünlüğü tehdit unsuru olarak gördüler. Bu hükümetler döneminde, Türk okullarına uygulanan özel statü ve sağlanan finansman iptal edildi. Türkçe yayın yapan bazı gazeteler ve dergilerden bazıları kapatıldı. 1930'lu yıllar boyunca Rodna Zaştita gibi faşist birliklerin, Türklere uyguladı baskı ve eziyetler, 1934 askeri darbesi ve 1935'de Kral III. Boris'in kontrolü tamamen ele geçirmesiyle artarak devam etti. 1923 yılında parlamentoda on Türk milletvekili bulunurken, bu sayı, 1925'de beşe, 1933'te dörde düşmüş ve 1934'de anayasa ve parlamenter sistemin askıya alınması sebebiyle fiilen sonlandı.

İkinci Cihan Harbi'nin ardından, Balkanlardaki diğer ülkeler gibi Bulgaristan'da da komünistler iktidarı ele geçirerek, sosyalist cumhuriyet rejimini kurdular. Komünist rejim ile birlikte 1980'lerin sonuna kadar devam eden en geniş kapsamlı baskı sürecide başlamış oldu. Ülkedeki Türklerin, başta Türkiye olmak üzere, NATO ve ABD tarafından, Bulgaristan içişlerine müdahale aracı kullanılabileceği kaygısı ve Marksist ideolojinin dini ve etnik ayrımından uzak "tek sosyalist ulus" oluşturma gayesi komünist rejimin, Müslüman Türklere uyguladığı baskının en önemli sebepleriydi. 1947 yılında onaylanan Dimitrov Anayasasıyla Türk azınlığın din ve vicdan hürriyeti açıkça garanti altına alınmış olmasına rağmen hükümet, Müslümanların dini inançlarını yerine getirmesini engellemeye çalıştı. Cami ve vakıf topraklarına el konuldu, Kur'an kursları yasaklandı, dini eğitim veren okullara kısıtlamalar getirildi. Bulgar yetkililer, 1948'den itibaren Pomakların, inançlarından vazgeçmeleri ve sosyalist Bulgar devleti ile bütünleşmeleri için birçok girişimde bulundular. Bazı Pomaklar 1952'de başka bölgelere özellikle, Balkan dağlarının Zlatoritsa yakınlarındaki güney tepelerinde kurulan Hadjiyksa köyüne yerleştirildiler.

Komünist yönetimin Türklere yönelik ilk darbesi ise, 1940'ların ikinci yarısından itibaren, büyük bir kısmı kırsal alanda ikamet eden ve geçimlerini tarım ve hayvanlıktan sağlayan halkın toprak ve hayvanlarını kamulaştırarak, zorla el koyması oldu. Bu durumun Türk azınlıkta oluşturduğu hoşnutsuzluktan çekinen Bulgaristan, 10 Ağustos 1950 tarihinde Ankara'ya bir nota göndererek, üç ay içerisinde, 250 bin soydaşımızı kabul etmesini talep etti. Ardından 1950-1951 yılları arasında 155 bin Türk Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı.

Nisan 1956 yılına gelindiğinde Komünist Parti, 'Türk sorununun' çözümünü sosyalist millet içerisinde asimilasyon sağlamakta buldu. Her geçen gün artan baskılar sebebiyle 1944 yılında 16 bin olan imam sayısı, 1956 yılında 2715'e geriledi. 1958 yılında Bulgar ve Türk okulları birleştirildi. Bulgarca eğitim zorunlu hale getirildi. 1970'lerin sonuna gelindiğinde de seçmeli olan Türkçe dersi tamamen müfredattan kaldırıldı. Sofya Üniversitesi'nin, yüzde 70 civarında etnik Türk olan öğrencilerin devam ettiği Türkçe bölümüne kayıtlar durduruldu. 1974 yılında da tamamen kapatıldı. Yerine yeni bir öğretim kadrosunun ve Arap ülkelerinde görevli diplomatların çocuklarının alındığı Arapça bölümü açıldı.

1971 Jivkov Anayasası, Dimitrov Anayasasının aksine, azınlıkları tanımamakta ve sadece 'kökeni Bulgar olmayan yurttaşlar' şeklinde bahsetmekteydi. Bu bahis doğrultusunda harekete geçen Bulgar yetkililer, 1971-1973 döneminde, Pomakların isimlerini değiştirmek için bir kampanya başlattılar. Pomakları, 'resmi' Bulgar isimlerinden oluşan bir listeden isim seçerek, değiştirmeye zorladılar. Ancak Rodop dağlarındaki bir kasabada yaşayan az sayıda genç Pomak ile çok sayıda ihtiyar Pomak bu uygulamaya itiraz ettiler. O günden sonra kasabada yaşayan bütün herkesi kapsayacak şekilde eski kimlik kartları geçersiz sayıldı. Yeni kimlik kartı olmayanlara emekli maaşı ve aylık almak, bir banka işlemi yaptırmak mümkün olmadı. 1971'de iki Komünist Parti görevlisinin öldürüldüğü Pazarcık'ta olduğu gibi şiddetli direnişlerde oldu. Temmuz 1971'de Blagoevvgrad bölgesindeki Ribonovo köyündeki iki Pomak isim değiştirme uygulamasına direndikleri için köy ortasında ve herkesin önünde idam edildiler. 1970'li yıllarda sadece Ribnovo'da 32 kişi yeni isimleri reddettikleri için Belene kampına götürüldüler. Mart 1988'de Bulgaristan kaçan Sofya Üniversitesi eski tarih profesörü Hüseyin Memişoğlu'nun ifadelerine göre, Mayıs 1972'de Blagoev ile çevresinde Pomaklara karşı operasyonlar düzenlendi. Asimilasyona direnen yüzlerce Pomak şehit edildi. Uluslararası Af Örgütü'nün raporlarına göre, 1975 yılında beş yüz kadar Pomak, Belene toplama kampında tutuldular.

1977 yılına gelindiğinde bir aşama daha ileri gidilerek, Komünist Parti tarafından, ülkenin tek Bulgar ulusundan oluştuğu deklare edildi. 1968 yılında, on yıllık bir süre için, imzalanan Türk-Bulgar Göç Anlaşmasının sona ermesiyle birlikte bu süreç daha da ivme kazandı. 1972'de Pomaklara, 1980'de Romanlara uygulanan Bulgarlaştırma hareketlerinin ardından, 1980'li yılların birinci yarısının sonlarına doğru, birinci hedef Türkler oldu. Bir başka ifade ile 1984 yılı Bulgaristan topraklarında yaşayan Müslüman Türkler için sıkıntı dolu bir dönemin başlangıcıydı. Yeniden Doğuş Hareketi (Vızroditelen Proses) olarak bilinen asimilasyon kampanyası ile 'Türk' kelimesi resmi söylemden çıkarılıp yerine 'Müslüman Bulgar vatandaşlar' ya da 'isimleri iade edilmiş Bulgarlar' tanımlamaları kullanılmaya başlandı. Bulgar hükümetinin maksadı, "Bulgaristan'da yaşayan Türklerin, etnik kökeninin Bulgar ulusu olduğunu ve Osmanlı tarafından zorla Müslümanlaştırıldıklarını kabul ettirmekti.

Müslümanlara yönelik baskılar...

Bulgaristan'da yaşayan Müslüman halklar (Türkler, Pomaklar ve Romanlar), çoğunluk tarafından her fırsatta asimile edilerek kimliksizleştirilmek istendi. Bulgaristan'daki Müslüman cemaate yönelik, Türkçe isim seçme, Türkçe eğitim, kamuya alanlarda Türkçe konuşma, dini ibadetler, sünnet ve İslami usullere göre cenaze töreni, geleneksel kılık-kıyafet gibi konularda yasaklar getirilerek, temel insan haklarından olan din, dil ve kültürel ananeleri yaşama/yaşatma hürriyetleri ortadan kaldırılmak istendi. 1972'de Pomaklara, 1980'de Romanlara uygulanan Bulgarlaştırma hareketleri, 1985'de Türklere karşı yoğun bir şekilde uygulandı. 15 Ocak 1985'de Yunanistan sınırı yakınındaki Gorski Izvor Camii, Bulgar yetkililer tarafından, kapatıldı. Minareleri yıkılıp tütün deposuna dönüştürüldü. Bunun dışında yerel camiler kapatıldı ve binaların kapılarına kilit vurularak, 'Bulgar Müslümanları Müzesi'ne dönüştürüldü. Kurban Bayramı ritüelleri de Bulgar makamlarınca önlenmeye çalışıldı. Öyle ki, Kırcaali bölgesinde Kurban Bayramı süresince ev ev dolaşılarak buzdolaplarında kurban eti arandı. Ağustos/Eylül 1986'da, 49 yaşındaki bir adam, buzdolabında kurban eti bulunduğu için bir yıl kadar hapsedildi. Ardino'daki Şalvar ya da öteki geleneksel giysileri giyen kadınlar sokakta taciz edildiler ve para cezasına çarptırıldılar. Türk Mezarlığı 1986 yılı başında ağır iş makinaları ile ezildi. Kırcaali bölgesel Parti Komitesi Birinci Sekreteri Georgi Tanev, 15 Mayıs 1985'de Kırcaali'de yaptığı konuşmada sarf ettiği "Bulgar karşıtı yıkıcı propaganda sırasında gerici Türk güçleri öncelikle İslam dinini temel alıyorlar" sözleri asıl hedefi çok açık işaret etmektedir. Bilhassa 1984-1989 yılları arasında zirveye ulaşan azınlıklara yönelik şiddet ve asimilasyon politikası hem ülke içinde hem de uluslararası alanda büyük tepkilere yol açtı. 13 Haziran 1986'da ABD Dışişleri Bakanlığı, "Bulgarların etnik Türk azınlığa karşı şiddet eylemleri" sebebiyle Bulgaristan Dış Ticaret Bakanı Konstantin Glavanakov ile görüşmeyi reddetti. Birçok İslam ülkesi, Bulgaristan yönetimini kınadı. Ne var ki, tüm tepkilere rağmen, kötü hava koşulları sebebiyle yolların kapandığı gerekçesiyle, yabancı gözlemcilerin veya ziyaretçilerin bölgeye girmelerine izin verilmedi. Bu kısıtlamalar 1989'a kadar güneydeki Kırcaali çevresinde ve doğu Stara Planina'daki Yablanovo'da zorla uygulandı.

Ancak yapılan bütün baskılara rağmen, Bulgaristan Müslüman Türk toplumu milli, dini ve kültürel kimliklerine her zamankinden daha fazla sahip çıktılar. Öyle ki, Mayıs 1989'a kadar artarak devam eden protesto gösterileri çok ciddi boyutlara ulaşınca, Bulgar polisi ve kızıl bereliler olarak adlandırılan özel kuvvetlerinin ortaklaşa müdahalesi sonucu dağıtılabildi. Ateşli silahların kullanıldığı müdahaleler esnasında yüzlerce ölüm ve yaralanma olayı meydana geldi. Bazı kaynaklara göre, tüm asimilasyon kampanyası esnasında, içerisinde çocukların da bulunduğu, 1000-1500 Türk hayatını kaybetmişti. İsim değiştirme kampanyası esnasında kaç etnik Türk'ün tutuklandığını tespit emek çok zordur. Ancak 1985 yılı ortalarında Belene toplama kampına kapatılan bir Bulgar, o sırada iki numaralı Belene Kampı'nda, 450 Türk'ün tutulduğunu belirtti. Diğer raporlar ise, 1985 yılı başlarında tüm Belene Kampı içerisinde 1000 kadar Türk'ün bulunduğu konusunda birleşmektedir.

Dönemin Cumhurbaşkanı Todor Jivkov'un, 29 Mayıs günü devlet televizyonundaki, ulusu sesleniş konuşması esnasında yaptığı; Türkiye'nin Bulgaristan'dan göç etmek isteyen 'Bulgar Müslümanlara' sınırlarını açması yönündeki talep, Turgut Özal hükümeti tarafından, olumlu karşılandı. Bulgarların 'Büyük Seyahat' diye isimlendirdikleri, İkinci Cihan Harbi'nin ardından yaşanan en büyük toplu göç hareketi ile 1989 yılının Mayıs ve Eylül ayları arasında 340 bin civarında kişi Türkiye geldi.

Bulgaristan'daki komünizm rejim 1989 yılına kadar devam etti. Diğer doğu bloğu ülkelerinden farklı olarak Bulgaristan'da, 10 Kasım 1989 tarihinde Dışişleri Bakanı Petar Mladenov liderliğinde komünist parti içi bir darbeyle, Todor Jivkov iktidardan uzaklaştırıldı. Jivkov'u deviren Mladenov ve arkadaşları, 29 Aralık 1989 günü 'Yeniden Doğuş Hareketi' isimli asimilasyon kampanyasını yasadışı ilan ederek, ülkedeki Müslüman azınlıkların haklarının geri verilmesi için çalışmalara başladı. 18 Ocak 1990'da tutuklanan Todor Jivkov, "etnik düşmanlık ve nefret duygularını kışkırtmak" ile suçlandı. Bununla birlikte 5 Mart 1990 tarihinde yapılan yasal düzenleme ile Müslüman Türklere isimleri iade edildi. Yaklaşık 600 bin Türk isimlerini geri aldı. Anayasanın 273'ncü maddesi kaldırıldı. Yine 108'nci ve 109'ncu maddelerden hüküm giyenleri kapsayan bir af çıkarıldı. Serbest kalan elliden fazla Türk arasında, asimilasyon kampanyasına karşı çıkan bir gruba önderlik ettiği gerekçesiyle 12 yıl hapse mahkûm edilen Sofya Felsefe Enstitüsü eski araştırma görevlilerinden, Ahmet Doğan'da vardı.

Müslümanlar ve siyaset

Todor Jivkov'un iktidardan uzaklaştırılmasının ardından, siyasi örgütlenme ve temsil haklarında yapılan düzenlemeler ile Türklerin, Haziran 1990'da yapılan ilk seçimlere katılmasının önü açıldı. Bulgaristan'daki Türkleri temsilen, Ahmet Doğan'ın liderliğini yaptığı Hak ve Özgürlükler Hareketi 22 Aralık 1989 tarihinde kuruldu. Bulgaristan'daki Türklerin asimilasyona karşı dayanışmasını sağlamak için 1986 yılında kurdukları Türk Milli Kurtuluş Hareketi'nin resmi siyasal temsilcisi olan bu parti, Türkler kadar, ülkedeki diğer Müslümanların büyük çoğunluğu tarafından da destekleniyor.

Bulgaristan sosyalist Partisi'nin birinci çıktığı Haziran 1990'daki parlamento seçimlerinde 23 sandalye kazanan HÖH, aldığı 370 bin oy ile ülkenin üçüncü büyük partisi konumuna geldi. Ülkede son seçimler Haziran 2005'de yapıldı. Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi, bu seçimlerde, 32'si Türk olmak üzere, 34 sandalye kazandı. Sosyalist Partisi ve eski Bulgar Kralı'nın kurduğu Milli Hareket Simeon II ile birlikte koalisyon hükümetinin ortağı olan bu partinin kabinede iki bakanı (Afet ve Çevre Bakanları) bulunuyor. 2007 yılında AB'ye giren Bulgaristan'ın, AB parlamentosuna seçtiği 18 mil-letvekilinden üçü, Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi üyesidir.

Bulgaristan önümüzdeki günlerde, 5 Temmuz 2009 tarihinde, yapılacak seçimler neticesinde yeni parlamento temsilcilerini seçmeye hazırlanıyor. Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi, her parlamento ve yerel seçim döneminde olduğu gibi bu seçimlerde de Müslümanların oylarını almak için çalışmalar yapıyor. Ancak Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi, Bulgar siyasetindeki konumunun aksine, seçimlerden sonra seçmenlerinin taleplerini yerine getirme noktasında oldukça yetersiz. Bu sebeple Bulgaristan topraklarında yaşayan diğer halklar gibi, Müslümanlar da siyasetten ve siyasetçilerden memnun değiller.

Ülkedeki dindar Müslümanlar, siyasetten uzak durmayı tercih ediyorlar. Aslına bakılırsa Bulgaristan Müslümanlarını temsil eden bu siyasetçiler de dindar kimseler değiller. Hatta dini konularda oldukça mesafeli oldukları bile söylenebilir. Gariptir ki, buna rağmen, Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi, diğer Bulgar siyasetçiler tarafından İslami bir parti olarak algılan-ıyor. Son yıllarda Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi milletvekillerinin dini konularla ilgilenmeye başlaması, bazı siyasilerin Ramazan ayında iftar vererek ve yeni yapılan camilere maddi katkıda bulunarak Müslümanlarla yakınlaşmak için teşebbüslerde bulunması ise gelecek adına ümitleri muhafaza etmeyi sağlayan gelişmeler.

Smolyan'da olduğu gibi Bulgaristan'daki bazı valiler de Müslüman'dır. Aynı zamanda bütün illerde Müslüman bir vali yardımcısı bulunuyor. Bazı merkezi yerlerin belediye başkanları ve çok sayıda köy muhtarı da Müslüman'dır.

Bulgaristan'ın genel devlet politikası, Müslümanları büyük şehirlerden tehcir etmek, kırsal kesimlerde yaşayanları cahil bırakmaktır. Bu politika sonucunda Müslümanların çoğu köylerde ikamet etmekte ve geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Komünizmin çöküşünden sonra, az sayıda Müslüman, ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Geçen yıllarla birlikte ticaretle uğraşan Müslümanların sayısı artmaktadır. Bugün Bulgaristan içinde ve dışında faaliyet gösteren büyük şirketlere sahip Müslümanlar vardır. Ancak ne yazık ki bu iş adamları da, tıpkı siyasetçiler gibi, kendi halklarına oldukça mesafelidir.

(Devamı yarın)

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 10.06.2009 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: bulgaristan, müslüman, yüzyıl,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Ayhan Demir

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Bitmedi, devam edecek...
    2. Seçim çözüm getirir mi?
    3. Boşnak Nene Hatun: Fata Orlovic
    4. İyi geceler Sırbistan!
    5. Başmüftülük abluka altında
    6. Provokasyonlar
    7. Yıktın perdeyi eyledin viran
    8. At sırtında Balkanlar
    9. Vatan haini, vatanıma gelemez
    10. Aynadaki Balkanlar
    1. Bulgaristan'da neler oluyor?
    2. İlk Bosna şehidimiz: Selami Yurdan
    3. Telafer Bursa’dır, Bağdat İstanbul...
    4. Şecaat arz ederken sirkatin söylemek...
    5. Mücahitlere Amerikan vetosu
    6. Kalemiye’yi kırdılar, belimizi büktüler...
    7. Zambaklar ve şehitler ülkesi Bosna-Hersek
    8. Makedonya’da Müslüman direnişi: Yücel Hareketi
    9. Yitik sevdanın şarkıları
    10. Hafızamızda Balkanların bir yeri olmalı
    1. Makedonya’da Müslüman direnişi: Yücel Hareketi
    2. İlk Bosna şehidimiz: Selami Yurdan
    3. Katil İsrail, yeryüzünden defol!
    4. Arnavutluk'ta neler oluyor?
    5. İsrail artık hesap vermeli
    6. Makedonya seçimleri ve düşündürdükleri...
    7. Selma Fazlic’ten, Kiraz Lekesi
    8. Biri bu Sırpları durdursun
    9. Türk ordusu Gazze’ye
    10. Tek çözüm; İsrail’i ortadan kaldırmak
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Ya Allah!
    2. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    3. Müslüman gençler İstanbul'da buluştu
    4. Yargı sürecini beklememiz lâzım
    5. Kur'an'la hayat bulan bir nesle doğru
    6. Kur'an'a hizmet en büyük şereftir
    7. Şırnak'ta bir üsteğmen şehit düştü
    8. Din kültürü dersleri ilahiyat fakültelerine devredildi
    9. Doktora kılıçla saldıran zanlı gözaltında
    10. Fetih namazı
  • Diğer

    1. Vücutta kene yoksa bile KKKA belirtilerine dikkat
    2. Hac kuraları yarın çekilecek
    3. "Mevsim normalleri" şeftaliye yaradı
    4. Dünya İslam Alimleri Birliği, katliamı kınayan bildiri yayımladı
    5. ABD'li öğretmen Müslümanlığı seçti
    6. "Engelli doğurdu" diye terk edilen kadına, polis sahip çıktı
    7. Türkiye'nin Gül Bahçesi'nde hasat mevsimi
    8. Hula katliamının tanıkları, yaşadıkları dehşeti anlattı
    9. "Kürtaj, bir insanlık suçudur"
    10. Eski elektronik eşyalar geri kazanılacak
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    6. Ya Allah!
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Şok Detay
    9. Yasa geri çekilsin
    10. Fethin erleri hocasıyla buluştu
  • Çok Yorumlanan

    1. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    2. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Mısır seçimleri Filistin'i etkileyecek
    5. Sezaryenle doğanlarda obezite riski daha fazla
    6. Gençlerde çatışma
    7. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    8. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    9. İlk çeyrekte yarım puan büyüdü
    10. 30 bin kişi çıkaracak, 3.5 milyar dolar tasarruf edecek
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek