Hiç unutmam; Genel Müdür gelecek dendiğinde Yurt'ta adeta bir seferberlik başlamıştı.
Yerler paspaslandı, yataklar askeri usül -üzerine para atsan zıplayacak şekilde- düzenlendi, yemeklerin ne olur ne olmaz diye tadına tuzuna bakıldı.
Dolaplarda elbiseler yine askeri usül düzenlendi.
Duvarlardaki 'Bismillahirrrahmanirrrahim' levhaları başta olmak üzere Fatih Sultan, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman portreleri kaldırıldı, yerlerine yurt müdürlüğü emir levhaları ile Atatürk posterleri asıldı. Atatürk posterleri eskiden de vardı... Ama her ihtimale karşı sayıları daha da artırıldı...
Üzerinde bir hayli çalıştığımız konu ise 'yemek duâsı' idi... Yıllar sonra vatani görevimi yaparken de aynı ritüeli tekrar etmiştik; "Tanrımıza Hamdolsun/ Milletimiz Varolsun/ Afiyet olsun"
Sonunda Genel Müdür geldi...
Genel Müdür emekli bir paşa...
Uzun boylu, üzerinde koyu renkli bir takım elbise...
Hafızam beni yanıltmıyorsa bir de fötr şapkası...
Adı galiba Galip Yiğitgüden idi...
Biri bodrum biri de zemin kat olmak üzere iki katlı mütevazı bir binadan oluşan Vakıflar Yurdu'nun idare kısmından girildiğinde uzun bir koridor sizi karşılıyordu... Yatakhaneler bu koridora açılırdı. Bu koridora açılan bir oda daha vardı; mescid.
Genel Müdür, emekli paşa Galip Yiğitgüden'in yatakhaneleri teftişi sırasında gösterdiği bir tutum belleğimde halen taze, canlı; mescide, Allah'ın evine ayakkabıları ile girmişti... Normal bir hareketmiş gibi... Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı... Emekli asker mescide ayakkabıları ile girmişti ama, 'burayı kapatın' da dememişti... Buraya dikkatlerinizi çekmek istiyorum...
Şimdi filmi başa sararsak; anlattığım mekan Başbakanlığa bağlı olarak faaliyet gösteren Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bir yurdu. Tamı tamına unutulmaz 7 senemin geçtiği Erzincan Vakıflar Talebe Yurdu.
12 Eylül askeri darbesinden sonra askeri yönetimin Vakıflar Genel Müdürü olarak atadığı isimdi emekli paşa Galip Yiğitgüden...
Yurt müdürümüz ise şimdi Bursa Vakıflar Bölge Müdür Yardımcısı olan efsane isim Kadir Akarkaya idi. Efsane isim diyorum zira, 12 eylül askeri yönetimi tarafından gözaltına alınan ve bir süre cezaevinde yatan Kadir Akarkaya göreve iade edildiğinde unutulmaz hizmetler ifa etmiş, Erzincan Vakıflar Talebe Yurdu'nu şehrin parmakla gösterilecek mekanı haline getirmişti. Mesela, askeri yönetimden, sadece bizim yurt öğrencilerinin yararlandığı "belediye otobüslerine ücretsiz biniş kartı"nı nasıl çıkardığını hala anlayabilmiş değilim, Kadir Akarkaya'nın. Bunları en iyi bilen isim ise hiç şüphe yok ki yılarca Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün çeşitli kademelerinde çalışan, bu alanda eserler vermiş, bugüne kadar Vakıflar Genel Müdürü olamadığına hep şaşırdığım, eski Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Nazif Öztürk'tür...
Sadede gelirsek;
Bu yurtlarda kalarak öğrenim gören biri olarak benim Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç'tan mâruzatım şudur;
Bülent bey; sözünü ettiğim talebe yurtları size bağlı olarak faaliyet gösteren Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlıydı, bir zamanlar...
Bir zamanlar diyorum, zira antidemokratik 28 Şubat süreci bu yurtların üzerinden silindir gibi geçti...
Aynen Kur'an kurslarının yasaklandığı gibi...
Aynen onbinlerce memurun mağdur edildiği gibi...
Aynen millletin oyu ile iktidara gelen hükümetin antidemokratik usul ve yöntemlerle alaşağı edildiği gibi...
Ülke çapına yayılan ve sanıyorum sayıları 70 kadar olan Vakıflar Talebe Yurdu'nun kapısına 'irtica' bahane gösterilerek kilit vuruldu. Aynen camilerde olduğu gibi hayırseverler tarafından arsaları bağışlanan ve yaptırılan yurt binaları Milli Eğitim Bakanlığı'na devredildi.
28 Şubat sürecinin uygulayıcısı Mesut Yılmaz Hükümeti yukarıda anlattığım darbeyle gelen askeri yönetimden daha acımasız ve gaddar çıktı...
Maddi durumu yeterli olmayan zeki ve ahlaklı Anadolu çocuklarının barındıkları bu yurtlar tarihe gömüldü...
Kim ki bir vakıf eserine, vakıf malına kem gözle şöyle bir nazar dahi etse onun hayatı mantar olur... Aynen yetim malı yemek gibi... 28 Şubat sürecinin ardından yılların köklü partisi ANAP'ın çil yavrusu gibi dağılmasının arkasında biraz da bu icraat yok mu?
Bülent bey gelin bu öğrenci yurtlarını asıl sahiplerine iade edin...
Size bağlı olarak çalışan Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem iyi niyetle çalışan, kaliteli bir bürokrat...
Abisi Avukat Fahri Ertem'le bu yurtlarda birlikte kaldık... Hal'den anlar...
Emin olun böyle bir icraatın altına imza attığınızda adınız altın harflerle tarihteki yerini alacaktır...
Benden söylemesi...
Sabahat Hanım'ın asıl soyadı neymiş meğer!
CHP milletvekillerinin bir anlamda tükürdüğünü yalaması anlamına gelebilecek milletvekili yemini esnasında bilmediğimiz bazı ayrıntılar da ortaya çıktı.
Mesela Sabahat Akkiraz...
Meğer ünlü türkücünün soyadı Akkiraz değil, Akkiray imiş...
Sabahat Akkiraz Meclis'te yemin ederken oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Sadık Yakut da şaşırmış olacak ki sordu; "Soyadınız Akkiraz mı Akkiray mı?"
Sabahat Akkiraz da , "Akkiray" dedi.
Böylece CHP milletvekili ve ünlü türkücü Sabahat Akkiraz'ın asıl soyadının Akkiray olduğunu öğrendik...
Daha neler öğreneceğiz neler!..
Bu sütunları takibe devam...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



