Olup bitenler karşısında bazan durup düşünüyorum: "Bu vatan gerçekten bizim mi?" diye. Baksanıza adamlar ve madamlar bizim her şeyimize karışıyorlar. Okullarda okutulan derslerin müfredatından, camilerde okunan hutbelere;emekli, memur ve işçilere verilecek maaştan, çiftçilerin neyi ekip neyi ekmeyeceklerine; Devlet adamlarının hangi ülkeyi ziyaret edeceklerinden, bu ülke insanının kimi sevip kimi sevmeyeceklerine; Kendilerinden "borç olarak alınan" paranın nereye harcanacağından, hangi tesislerin özelleştirileceğine; hangi kanunların çıkarılıp, hangi kanunlarda değişiklik yapılacağına...Yani aklınıza ne gelirse, her meseleye el atıyorlar, ahkam kesiyorlar, rapor düzenliyorlar, talimat yağdırıyorlar, sık sık gelip "denetleme" yapıyorlar, "Olmamış! Ev ödevinize iyi çalışın!" deyip, fırçalarını atıp gidiyorlar.
Ülkenin en stratejik yerlerinde üsleri var, tesisleri var. Babalarının çiftliği gibi kullanıyorlar. Ellerini kollarını sallayarak gelip gidiyorlar. Uçaklar dolusu malzeme getirip istedikleri yere sevkediyorlar. O üslerden havalanan uçakları dilediği yeri bombalayıp geri dönüyor. "Uçaklarınızın, tanklarınızın modernizasyonunu falanca ülkeye yaptıracaksınız. Böylece o ülkeyi dolaylı yoldan destekleyeceksiniz. Yoksa size randevu yok. Bizimle görüşemezsiniz. Önce o falan ülkeyi memnun edip öyle kapımıza gelin!" diyorlar. Onlar burunlarını her işimize sokuyor, parmaklarını her yere uzatıp kurcalıyor. Karışan, yok görüşen yok. Onlar bu ülkenin beyni, kalbi mesabesindeki arazileri tesisleri, kuruluşları satın alıyor. "Ne oluyor yahu!" diyen yok.
Onlar bu ülkede dilediklerince at oynatıyor. Bırakınız eyaleti, sanki bir sömürgeleriymişçesine mağrûrâne konuşuyor, muâmelede bulunuyor. Onlar böyle yaparken bir de kendi ülkemin insanlarına bakıyorum, her sahada mağdur, mazlum, boynu bükük. Birçokları "kamusal alan" denilerek kendi ülkesindeki mekanlardan kavuluyor, dışlanıyor. Başörtülü diye yağmur yağarken sığındığı binalara alınmıyor, çocuklarının mezuniyet töreninden kovuluyor. Onlar istedi diye kanuna, "misyonerlik yapmak suç değil" maddesi ekleniyor, ama bu ülke insanına kendi çocuklarına dinlerini öğretmelerinin önü tıkanıyor. Meselâ yazın açılan kurslara 12 yaşından aşağı çocuk kabul edenler cezalandırılıyor, kendi evinde kendi çocuklarına ve komşu çocuklarına Kur'an öğretmek iisteyenlere hapishane yolu gösteriliyor.
Benim ülkemde çok tuhaf şeyler oluyor. Bazan derin derin düşüncelere dalıyor, "bu vatan gerçekten bizim mi?" diye. Düşüncenin ardı arkası kesilmiyor: "Biz bu Kurtuluş savaşını niye vermiştik? Savaştan bir galip çıktıysak ve gerçekten bağımsızlığımızı kazandıysak niye bizim dediklerimiz olmuyor?"
Bu işte bir terslik var. Yoksa "Kurtuluş Savaşında" hesap yarım mı kaldı?...Savaş meydanındaki tabloya göre kurtulduk, ama kapalı kapılar ardında ters künde ile yine göbeğimiz yıldız mı gördü?.. Niçin kazanan ve gülen taraf hep onlar oluyor? Niçin bu ülke insanının yüzü gülmüyor ve bizim insanlarımızın duygu, düşünce, arzu, hissiyat ve inançları görmezden geliniyor ve devamlı ezilmek isteniyor?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



