Yıllar önce bir ilimizde yaptığım bir konuşmadan sonra ayrılırken, biraz da çekingen bir şekilde yanıma yaklaşan birisi "Kazım Bey kusura bakma ama bir şey söyleyeceğim. Dikkat ettim. Konuşurken sol elinizle su içtiniz. Bu bana pek doğru gelmedi. Biraz daha dikkatli olun, sağ elinizle için" diye bir ikazda bulunmuştu.
Kendisine bu hareketimin bilinçli bir hareket olmadığını, konuşmanın seyri esnasında, aslında bunun farkında bile varmadığımı söylemiştim.
Bu ikazı yapan kendince samimi bir davranış içerisindeydi ama ben yine de gereksiz bir hassasiyet olarak değerlendirmiştim. Kanaatimce suyu nasıl içtiğime dikkat ettiği kadar, konuşmanın içeriğine aynı oranda dikkat etmemişti.
Geçenlerde bir sohbet esnasında, Numan Kurtulmuş Bey yaşadığı buna benzer ama daha çarpıcı bir olaydan bahsetti. Önemine binaen ve hoşgörüsüne sığınarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Son seçim kampanyası sırasında bir cemaatin ileri gelenleri ile sohbet ediyorlarmış.
Kendisi Türkiye'nin önemli meseleleri üzerindeki fikir, görüş ve çözüm önerilerini uzun uzun anlatmış. Karşı tarafın değerlendirmelerini dinlemiş.
Fakat karşı taraf pek ikna olma taraflısı olmadığından olsa gerek, kendince her şeye bir fetva üretiyormuş.
Bir ara, birisi demiş ki " sayın başkanım, neden sağ elinizle değil de sol elinizle selam veriyorsunuz? "
Kendisi tartışmanın uzamasının faydası olmayacağı düşüncesiyle, kızgınlığını da belli etmeden sadece "Sağ elimi kalbimin üzerine koyuyorum, sol elim boşta olduğu için de, ancak onu kaldırabiliyorum, sağ elimi kaldırma imkanım yok " deyip konuyu kapatmış.
Ancak bu olayı anlattıktan sonra, bize dedi ki "Eminim, bana bu soruyu soran zat ı muhterem, savunmaya çalıştığı iktidar partisinin çoğu mensuplarının, gayri ahlaki bir takım çıkar ilişkilerini duyduğu, bildiği, gördüğü halde, neden sağ elinle rüşvet alıyorsun diye sorma gereğini duymamıştır" dedi ve ekledi:
"Aslında ona, neden sağ eliyle rüşvet alanlara, kul hakkı, yetim hakkı yiyenlere ses çıkarmıyorsun, soru sormuyorsun demem gerekirdi ama faydası olmazdı. Çünkü onlar da bir şekilde, iktidarın nimetlerinden faydalandıkları için bu soruyu soramazlardı. Onlar da haksız kazançlara alışmışlardı."
İşte, gördüğünüz üzere değerli gönül dostlarım, memleketimizde böylesine yozlaşmış bir muhafazakarlık ya da Türkiye' mizde kullanılan manasıyla dindarlık anlayışı ile karşı karşıyayız.
Sağ el ile selam vermemeyi mahzurlu addeden ve ikaz etme gereği duyan zihniyet, sağ el ile alınan rüşvetler karşısında ağzını bile açmıyor, kılını bile kıpırdatmıyorlar.
Dahası, dindar görüntülü bu hükümetin Amerika, İsrail güdümlü dış politika uygulamalarını, Irak'ta akıttıkları kanı ve buna neden alet olunduğunu sorduğunuzda hemen "Ne yapsınlar koskoca Amerika'ya kafa mı tutsunlar, mecbur iyi geçinecekler, yoksa Amerika bizi perişan eder" diye savunmaya geçip fetva verebiliyorlar.
Ya da bu hükümetin, IMF güdümlü ekonomi politikalarını eleştirdiğinizde, "Başka ne yapsınlar, onlarla anlaşmasalar memurun maaşını bile ödeyemeyiz, mecbur anlaşacaklar" diye yanlışa kılıf uyduruveriyorlar.
Yani Cenab ı Hakk'ın kadir i mutlak ve Rezzak ı Alem sıfatlarını görmezden bilmezden duymazdan geliyorlar.
Ya da "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" ifadesinin muhatabı olmayı kabulleniveriyorlar.
Çünkü tamah ettikleri, esiri oldukları dünyevi menfaatler böyle davranmalarını gerekli kılmaktadır.
Misalleri çoğaltmak mümkün ama gerek yok sanırım, meramımız anlaşılmıştır, herhalde!
İşte bugün ülkemizdeki adına muhafazakar denilen, dindar geçinen kimilerinin hali budur.
İktidar nimetlerinden faydalanmak uğruna asıl ses çıkarmaları gereken konularda sus pus olmuşlar, şekli birtakım hususları konuşarak dindarlık taslamaktadırlar.
Aslında da "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali, kabahatlerini örtmeye çalışmaktadırlar.
İlkeli, dürüst, şahsiyetli siyasetin önündeki en büyük engel de budur! Ancak milletimiz bu engeli de aşacaktır!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




