Televizyon ve şov dünyasının içinde olan tiyatrocu/sunucu Behzat Uygur ile yaptığımız bir röportajımızda bize aynen şunları söylemişti: "Bir misafirliğe gittiğimizde, bir sohbet ortamında orada bulunan televizyonu kapatıyoruz. Çünkü televizyon insanların arasındaki iletişimi yok ediyor. Sohbet ortamı yok oluyor"... Doğruya doğru!...
Televizyon aslında evimizin ortasına koyduğumuz, yüzü sürekli bize dönük olan bir el bombasından farklı değildir. İnsan ilişkilerini yok eden, iletişimi bitiren, sohbet ortamını mahfeden, insanlar arasındaki duygusal bağlara bile hükmeden bir saatli bomba. Hayatı televizyon dizilerindeki, programlarındaki, yarışmalarındaki kahramanlara öykünerek yorumlamaya çalışan bir nesil çıkıyor ortaya. Herşeyi bu kahramanlar üzerinden anlamlandırmaya çalışan, bu kahramanlarla özdeşleşerek kendilerine hayatlar kurmaya çalışan bir nesil çıkıyor önümüze. Aslında televizyonun kendi çekim merkezine dalarak, televizyonun merkezileştirdiği sanılan "ben merkezli" insanlar ortaya çıkıyor. Senaristlerin, programcıların gözünden dünyaya bakan, tuzu kuru ailelerin gayri meşru ilişkilerini ele alan dizilerin dünyasından hayatı yorumlamaya çalışan tek kişilik dünyalar.
Bunun etkilerini özellikle büyükşehirlerde yaşayan insanlar çok yakından hissediyor, duyumsuyor. Geçtiğimiz hafta bayramı idrak ettik... Özellikle büyükşehirlerde yaşayan insanlar, bayramın o kendisine has, güzel, saf mistik havasını doya doya yaşayabildiler mi? Bendeniz uzun zamandır ilk defa Büyükşehir'de bayram idrak ettim. Gerçekten Büyükşehirlerin insanı merkezden uzaklaştırdığı, yalnızlaştırdığı, kalabalıklar içinde yalnızlığa mahkum ettiği o havayı teneffüs etmek zorunda kaldım. Bayram müddetince, televizyon ekranlarından o ruhsuz, bayramı sadece oyun ve eğlence olarak telakki eden zihniyetin soytarılıklarını izlemek zorunda kaldım.
Oysa küçükşehirlerde, kasabalarda, köylerde böyle mi? Kasabalarda, köylerde her insanın, akrabanın, hımsın bir merkezi vardır... "Biz Saffet amcalara gidiyoruz" denildiğinde, Saffet amcanın yerini yurdunu hiç kimse sormaya gerek bile duymaz... Çünkü Saffet Amca'nın o aile içindeki merkezi, çekim merkezi, yeri yurdu bellidir... Saffet Amca'nın büyüklüğü, bilgeliği, hısım ve akrabalar içindeki ağırlığı bellidir.
Büyükşehirler insanların akrabalık bağlarını da yok ediyor.... Bir araya gelindiğinde ise köyden, tarladan, bağdan bahçeden konuşacağımıza, televizyon ekranından zihinlerimize zorla boca edilen, "Münevver cinayetinden... Demokratik açılımdan... Ergenekon soruşturmasından" söz ediyoruz. Kısacası, kendi dışımızda gelişen bir dünyanın argümanları bizim sohbet konularımız. Televizyon da evimizin başköşesinden bizlere bu dünyanın tüm sıkıntılarını, bu dünyanın tüm zehrini aktaran, bu dünyanın tüm ahlaksızlıklarını anlatan çağdaş masalcı dede gibi gözümüzün önünde duruyor.
Anadolu'da sıradan bir ailenin başına gelse, "Tüh bu ne edepsizliktir... Bu ne ahlaksızlıktır..." diye horgöreceğimiz bir çok şeyi, bugün televizyon dizisi mantığıyla izleyip, kötülükleri sıradanlaştırıyor, ahlaksızlıkları içselleştirebiliyoruz. Ne diyordu Üstad Necip Fazıl Kısakürek, "Bu nasıl bir dünya hikayesi zor."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



