Seçim sath-ı mailine girdiğimiz şu günlerde, işi gücü bıraktık, "Liberallerle muhafazakâr demokrat iktidar arasındaki çatırdayan ilişkilerin serencamını" merak eder olduk. Bu bir cilveleşme midir? Yoksa bir daha birleşmemek üzere yollar ayrılmış mıdır?
Merhum Aşık Veysel'in dediği gibi, hepimiz "Uzun ince bir yoldayız / Gidiyoruz gündüz gece."
Beşikten mezara fasılasız sürüyor yolculuğumuz. Yolculuğun bin türlü halleri, garip cilveleri olur; her yol meçhule uzar gider çünkü. O nedenle uzun yola arkadaşsız çıkılmaz.
Madem yol çetindir; arkadaşınız da kavi olmalıdır.
Yol arkadaşlığı, yol kadar önemlidir. Hatta arkadaşınız yoksa, yolun varlığından söz etmek bile mümkün olmaz.
Bazı arkadaşlıklar ömür boyu sürer. Bazı arkadaşlıklarsa ilk yol çatımında biter. Arkadaşlıklar, yolu; yol, arkadaşlıkları belirler.
Yola helalleşerek çıkılmalıdır; çünkü yol kazasına uğramak her zaman için mukadderdir.
Yolların birleşmesi kadar, ayrılması da doğal karşılanmalıdır. Birlikte yürünse de, son kertede zaten herkes kendi serüvenini yaşamakta; kendi yolunu yürümektedir.
O bakımdan liberal demokratlarla, muhafazakâr demokrat iktidar arasındaki ilişkinin nekahet dönemine girmiş olmasında esasen garipsenecek bir durum yoktur. Bundan sonra ne olur; bilinmez; çünkü bu ilişkiye akıl sır ermez ama yine de yol arkadaşlığı bahsinde söylenecek en temel gerçeklik şudur: Yol arkadaşlığı hiçbir şeye benzemez; araya kuşku girmeye görsün, güven kaybolmasın, bir türlü eski tadını vermez. Liberallerle muhafazakârların arasına kara kedi girdi bir kere...
Benim anlamakta zorlandığım, meselenin bu kadar dramatik hale getirilmesidir. Yeri geliyor; insanın hayat arkadaşı ile bile yolları ayrılabiliyor... Arkadaşlıkların bitmesi, yolların ayrılması neden bu kadar yadırganıyor? Sözünden dönmedikten, bir kalleşlik etmedikten sonra... Ne yani liberallerle muhafazakârlar Katolik nikâhı mı kıymıştı!
Meselenin künhüne vakıf olmak için şöyle biraz gerilere gitmek gerekiyor. Cumhuriyet, nedense Müslümanları üvey evlat yerine koydu. Diğer bir söylemle, halkın inancı ile barışık olmadığı için, halkla da barışık olmadı bir türlü.
Müslümanlar özgürlük nedir bilmedi; deyim yerindeyse gün yüzü görmedi. İnancını yaşamak isteyenler, biraz tavizsiz olmayı göze alabilenler, çok ağır bedeller ödedi. Hâlâ esaret zincirlerinin tam olarak kırıldığını söylemek ne mümkün!
Böylesine bir cendere altında, özgürlük vaatlerinin cazip gelememesi mümkün değildi elbette. Kim gülücük dağıttıysa, Müslümanların dostluğunu kazandı; sanki himmet ediyormuş gibi hatta minnet altında bıraktı. Çok iyi hatırlıyorum, bir dönem, Müslümanlarla solcular doğal müttefik sayılırdı. Mesela Mümtaz Soysal bir yazı yazardı, Müslümanlar günlerce onu konuşurdu.
Son dönemde, kabul etmek lazım ki, liberal aydınlarla Müslümanlar daha haşır neşir oldu. Onlar için özgürlük, ekmek kadar aş kadar, hava kadar su kadar önemliydi. Liberallerin 'türbana özgürlük' vaadi bile, Müslümanların gönlünü kazanmaya yetti. Sanki çok büyük bir lütufmuş gibi... Adeta "Biz senin türbanına karışmıyorsak, sen de bizim içkimize karışma!" şeklinde örtülü pazarlıklar yapıldı, anlaşmalara varıldı.
Burada Müslümanlar için gizli bir tehlikeye dikkat çekmek gerekiyor. Özgürlük her insan için önemlidir; hele gün yüzü görmemiş Müslümanlar için... Fakat başka mecralara savrulmamak kaydıyla...
Kim hapis hayatı ister ki! Fakat güneş görmeyen insanın, dışarı çıktığında gözlerinin kamaşması kaçınılmazdır. Özgürlük bazen insanın gözlerini kör eder. İnsanlar özgürlük sarhoşu olurlar. Müslümanları bekleyen tehlike de budur. Bunca abuk sabukluğun, bayağılığın, pespayeliğin sebebi ne zannediyorsunuz? Kaldı ki, Müslümanlar liberallerle yapılan yoldaşlığın icabı olarak, kendileri yapmasalar bile, aslında doğru bulmadıkları, bir yığın aşırılığı, kepazeliği özgürlük adına hoş görmek durumunda kalmaktadırlar. Bu durum, olgu ve olaylara, daha geniş anlamıyla dünyaya bakışta perspektif kaymasını beraberinde getirmiştir; ölçü kaybolmuştur.
Oysa özgürlüğümüz, özümüzden uzaklaşmak anlamına gelmemelidir. Biz özgürlüğü, dinimizden uzaklaşmak için değil... Dinimizi daha iyi yaşamak için istiyoruz.
Ne yazık ki kölelerin hür insanlar olarak sokaklara salınması, her zaman için köleliklerinin bittiği anlamına gelmiyor.
Galiba, ayrılık vuku bulmamış olsaydı bile, Müslümanların liberallerle yol arkadaşlıklarını gözden geçirmelerinin vakti gelmişti.
Liberaller, türbana özgürlük vaat ederken, -bir türlü gelmedi, o da ayrı bir konu ya!- aslında statükocu zorbalar adına adı konmamış kirli bir pazarlığı yürütüyor gibiydiler, siz de bizim yaşam tarzımıza zinhar karışmayacaksınız ha...
Adamlar giderek güçleniyor; böyle giderse ipleri ellerine almaları an meselesidir, ya adaletin gereği sayarak, bu güne kadar yaptıklarımızın hesabını sormaya kalkarlarsa... Korku budur. Aslında misliyle ceza görmeyi hak ettiklerini düşünmektedirler. "Bari yol yakınken; ipler elden çıkmamışken, bazı şeyleri güvence altına alalım" derdindedirler.
Buna da eyvallah! Müslümanlar, yaratılanı sever Yaratandan ötürü; nitekim hayvanlara da kötü muameleyi hoş görmezler. Onların da neslinin tükenmesini istemezler.
Sorun, kaybederken bile oyun peşinde koşmalarıdır. Ölçümüzle oynuyorlar. Temel özgürlüklerin karşısına fuhşiyatı koyuyor ve tutarlı olmak adına, Müslümanlardan buna rıza göstermelerini istiyorlar. İyi de, o zaman bizim Müslümanlığımız nerede kalır!
Onlara uysak, içki, kumar, fuhuş alıp başını gidecek; o kadar ki, rezalet AB standartlarına ulaşacak. Onlara uysak, camide bile Müslümanlık olmayacak. Onlara uysak, dini ve milli değerlerin yerinde yeller esecek.
Kusura bakmayın ama sizin özgürlük ölçüleriniz bize biraz bol geliyor. Biz, bu kadar mezhebi geniş değiliz; layt, lakayt, sorumsuz, cibilliyetsiz, arsız hayâsız olamayız. Büyükler çocuklarına "Aman arkadaşını iyi seç" diye öğütte bulunurlar ya hani... Biz de haddimiz olmayarak uyaralım: Bırakın bunlarla arkadaşlığı! Zira, vallah billâh bu liberaller adamı yoldan çıkaracak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



