İsmet Özel, 26 Ocak tarihli sohbetinde, "Bizi millet haline getiren değerlerin hakkını vermeye yanaşmıyoruz" dedi. Peşinden de şunu ekledi: "Türkiye'de düşünce alanında neyin yürürlükte olduğunu sadece şiirden öğrenebiliriz."
Dolayısıyla, şairden...
Namık Kemal, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel gibi şairlerin büyüklüğü, işte buradan kaynaklanmaktadır.
Bir kere, şu konuda anlaşalım: Şairler mutsuz insanlardır. Mutlu insanlar şiir yazamaz. Yazmaya kalkarlarsa, ortaya Ümit Yaşar falan çıkar.
Müslüman'ım diyen biri, bugün için konuşalım, "mutluyum" diyebilir mi?
Müslüman'ım diyen tüccar, İngilizceden çevirttiği kitapları "mutlu olma sanatı" adı altında yayınlayabilir mi?
İngilizler, en azından Filistin ya da Irak topraklarındaki eserlerine bakıp mutlu olabilir. Müslümanların ise hallerine bakıp ağlamaları lazım!
Atalarımız "serçeyi kuştan mı sayarsın" demiş. Evet, böyle bir atasözü var. Birçoğumuz ise artık şuna razı:
"Bir serçe olayım derim
Salyangoz olacağıma,
Muhakkak olurdum
Olabilseydim eğer."
Bu arada, bu şiirin Ecnebi bir şaire ait olduğunu da hatırlatalım ki, İngiliz örneği tam olsun.
"Gürültü istemeyen, demirci dükkânına girmez" deniliyor. Biz ise hem gürültü istemiyor, hem de demirci dükkânında çalışıyoruz. 2008 boyunca, işte bu "dükkânı" anlatan otuzun üzerinde yazı yazdık. 2009 için de sezonu açmış bulunuyoruz.
Bu telaşımızın ya da uğraşımızın nedeni, oduncunun rüyasında durmadan yangın görmesi gibi bir şey...
Mehmet Akif ve yukarıda adı anılan şairler, bu yangını şiirleriyle söndürmeye çalışmışlardı. Biz de acizane, işte bu yazıları yazmaya gayret ediyoruz.
Herkes içindekini bilir. Buna bizler de dâhiliz.
Oduncudan tek farkımız ise şu: Bizim yanmasından korktuğumuz şey, İslam ümmetinin (ormanının) fidanları, ağaçları...
Yazıyoruz, yazıyoruz ama malum; kabahat samur kürk bile olsa, kimse üstüne almıyor. Demek ki tek suçlu ya da ihmalkâr biziz!
Yazılarımız mı?
"İstanbul olmasaydı, Mehmet dünkü çocuktu" diyoruz ve bu, çoğu zaman mizah olarak okunuyor. Oysa bu cümlede mizah değil, izah var.
İzahı şu: İnsan kalmak ile kariyer yapmak arasındaki fark, sanıldığından daha büyüktür. Fakat iş yapmak ile işgüzarlık yapmak arasındaki fark, ne yazık ki her geçen gün kapanıyor.
Bu farkı kapatanlar, Pazartesi ve Salı günü anlatmaya çalıştıklarımızdır. Bunlar, Oduncu Gömleği giymekle, oduncu olduklarını düşünüyor ya da bizim öyle sandığımıza inanıyor olabilirler. Hiç önemli değil...
Oysa o gömleği çıkaranlar kadar, "şartlar gereği" çıkaramayanlar da ilgi alanımıza giriyor.
Milli Görüş'ün ateşten gömlek olduğunu kabul ediyorum. Özellikle 28 Şubat sürecinden sonra, bu kimliği taşımak ve savunmak daha da meşakkatli bir hale geldi. Ama hakkını vermek ile hakkını almak; "haklı zenginlik" değil, çok daha güzel bir şeydir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




