3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 20. maddesi ve Koruma Hizmetleri Yönetmeliği'nin 7. maddesi gereği "Görevden ayrıldıktan sonra taleplerine bakılmaksızın süreli olarak korunmaya" alınanlardanız.
Burada kanun veya Koruma Hizmetleri Yönetmeliğini tartışacak değiliz. Zira, hüküm net ve açıktır. Buna rağmen şahsımızla alakalı koruma tarzını değiştirmek ve bir başka tarza tebdil etmek, kanun ve yönetmelik tanımamaktır, keyfi uygulamadır. Bunu sessiz geçiştirmek, asla doğru değildir.
Zira, bir hakkın suiistimaline vesile olabilecek kararları kabullenmemiz mümkün değildir. Böyle kararların gerekçeleri taraflara bildirilir hükmüne de riayet edilmemiştir.
Üstelik idari kararlar kanun üstü olamaz. Kanunun vermiş olduğu bir hakkı idari tasarrufla değiştirmek, kanunlara meydana okuma anlamına gelir ki, bunun hesabı bir gün hukuki ölçüler içerisinde sorulur. Hangi sebeple hakkı müktesebimiz olan hakkımız değiştirilmiştir, o da bizce meşkûktur.
Hukukun üstün olduğu bir toplumda bu neviden davranışları kalıba sığdırmak son derece zordur. Çünkü elde edilen bir hakkın, başkalarının kaprisleri ile değiştirilmesi, ancak müstebit idarelerde olabilir.
Şunu herkes bilmelidir ki, iktidarlar ilanihaye değildir. Seçimden seçime, millet iradesi ile değişir. Ama hukuk kuralları değişken değildir. Öyle, ben istedim oldu mantığı geçerli olamaz. Yetkili de, yetkili kurum da her yaptığı işten sorumludur.
Açıkça belirtelim ki, bize uygulanmak istenen karar, tamamen siyasidir, siyaset bağnazlığıdır. Ama, biz her zaman haksızlığa karşı mücadele verdik ve vermeye de devam edeceğiz. Çünkü, "Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır." İkibuçuk seneye yakın bakanlık yapan bir insana reva görülen muamele son derece kabih ve siyaseten de olsa, etik dışıdır.
Üç ay gibi kısa dönemlerde bakanlık yapan meslektaşlara özel koruma yapılırken, araba tahsis edilirken, bizim müracaatımıza rağmen, geçiştirilmesini bugün dahi anlayabilmiş değiliz. Bunun gerekçesi, olsa olsa bugünkü iktidara karşı sürdürdüğümüz amansız mücadeledir.
Basit dünyevi sebeplerden dolayı da, mücadelemizden sarfınazar edecek değiliz. Biz anamızdan korumalarla doğmadık. Bizim koruyucumuz Allah(CC)'tır. Fakat, hakkımız olanı da hiç kimseye çiğnetmeyiz, onu da almasını bilenlerdeniz.
Koruma dönemimiz içinde dahi, uzun günler Koruma Şube Müdürlüğü'nün savsaklamaları yüzünden korumasız kaldık. Yaptığımız şifahi müracaatlarımızda, bu dönemlerde saldırılara uğradığımızı belirtmemize rağmen, cibilli tavırdan vazgeçilmemiştir.
Konuyla ilgili 10.02.2009 tarihli makalemiz üzerine, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce tarafımıza gönderilen 10.02.2009 tarihli yazılı açıklama ise bir başka talihsizliktir. Zira, gösterilen gerekçeler mesnetsizdir. Bu kadarına da pes doğrusu...
Ayrıca, belirtmekte fayda gördüğümüz bir husus vardır ki, o da; çağrı üzerine koruma uygulaması, sadece tehlikede olan vatandaşlarımıza münhasır bir uygulamadır. Bunu dahi ayırt etmeden uzak bir müdürlüğün, emniyete faydası düşünülebilir mi?
Siyaset içinde bulunan bir insanın, her an tehlike içinde olması muhtemeldir. Bu tehlike de, çağrı üzerine koruma ile bertaraf edilemez.
Onun için, açıkça ifade ediyoruz ki, bugünden itibaren, başımıza gelecek herhangi bir olayın sorumluluğu, İstanbul Valiliği ve Emniyetini bu kararı almaya sevk eden anlayıştadır. Zira, bu anlayış sonucu kanuna aykırı bir şekilde, yakın korunmamız kaldırılmıştır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



