Kırk yılı aşkın bir süredir, ülkemiz coğrafyasının Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde kardeş kanı akmakta. "Kardeş kanı" ifadesini bilinçle kullanıyorum. Sonuçta Müslüman bir milletiz. Müslüman bir milletin kardeşlerinin kan akıtmaları haramdır.
Akıtılan bu kanla kimlik mücadelesi yapılmaz.
Akıtılan kanla kardeşlik hukuku sağlanamaz. Aksine düşmanlık büyür, kardeşlik kardeş olmaktan çıkar, birer düşman hâline dönüşür. Gelinen nokta burasıdır. Büyük bir oyun oynanıyor. Bu oyunu taraflar fark edemiyorlar. Fark etseler bu tuzağa düşmezlerdi. Kürtler, geçmişte Türklerin içine düşmüş oldukları kavmiyet tuzağındadırlar. Bunu kimlik arayışı olarak yapıyorlar. Bir millet kendi ruhunu temsil eden bir din kardeşliğinden koparak kimliğini korumuş olamaz. O zaman aradığı bir başka şeydir. Bu, Müslümanlıktan kopup bir başka dinin veya kültürün içinde yer almaya götürür. Yer yüzünde, şu anda ağırlıkta ve gücü olan Hıristiyanlardır. Hıristiyanlık Kürt milletine kimlik yitiminden başka bir şey getirmez. Sonuçta, Türkiye Batı ruhuna kapıldığından beri kendi asli değerlerinden uzaklaştı, kendisiyle uyuşmayan bir ruh halinin bunalımını yaşıyor. Kavmiyet hastalığı on sekizinci yüz yılın sonlarından itibaren başladı. Büyük Osmanlı devletini çökertti, onun yerine Batı'nın emperyalist devletlerini daha güçlü hâle getirdi.
Kavmiyetçilik Semitik ruhludur. Onlar kendilerini kavmiyet ruhu üzerine oluşturmuşlar. Kavimlerinin dünya ve insanlığın efendisi olarak görüyorlar. Bu hastalık ister istemez diğer kavimleri de etkiledi. Özellikle İslâm coğrafyasındaki çok kavimli topluluklar kendilerini diğerlerinden üstün görme hastalığına düştüler. Geçen yüzyılın başında insanların kafa taslarının ölçülerinin alınması, bununla bir kavmin farklılığını ortaya koyma çabası gibi gülünç hâllerin yaşanmasına neden oldu.
Kürtler, kimlik arayışında İslâm'dan uzaklaşmak adına, İslâm dışı düşünceler içinde arayışa kapıldılar. Bu arayış onları, İslâm öncesi pagan kültürlere kadar götürdü. Kimileri kendilerinin Hıristiyan olduğunu söylerken, bir diğer kısmı Zerdüştlükten söz etmeye başladı. Kürt kavmiyetçiliğinin öncüleri bin yıllık bir geçmişi ve birikimi, büyük ve güzel uygarlığı bir kenara bırakma sevdasına düştüler. "Bize Müslümanlık dayatılıyor" diyerek İslâm dışı arayışlarını hızlandırdılar. Kendilerini farklılaştırmak için bu kadar keskin bir arayış büyük yıkımlara neden oluyor.
Şu günlerde hızlanan ölümler insanı ürperten, derin sarsıntılar getiren uçurumlara doğru sürüklüyor. Bu uçurum kapanamayacak bir sürece doğru hızla götürüyor. Bu, sadece Türklere değil Kürtlere de büyük zarar verecek. Taraflar haklılık gerekçelerini de hızlandırıyorlar.
Kan kanla yıkanmaz. İnsanlar büyük İslâm medeniyetinin ruhunu yeniden özümseyerek bu ilkel tuzaktan kendilerini koruyabilirler. İnsanı öldürmek haramdır. Savaş hallerinde bile mümkün olduğunca kan akıtmamak, kansız barış yolları sağlamak en sağlıklı olanı. Gencecik insanlar ve beyinler toprağa gömülüyor. Onların enerjileri, heyecanları, arayışları birden bitiveriyor. Bu mücadele insanlara hiçbir şey de sağlamıyor.
İslâm uygarlığı içerisinde Kürtler kendilerini buldular, kişilik ve kimlik sahibi oldular. Büyük kumandanlar, büyük bilginler, büyük şair ve paşalar, yöneticiler yetiştirdiler. Varlıklarını Müslüman olarak koruyabildiler. Bölgelerinde yaşayan Süryaniler, Müslümanların insanlık anlayışları sayesinde varlıklarını koruyabildiler. Kürtler silâh zoruyla ve baskıyla Müslüman olmuş değiller, kendileri bu tercihte bulunmuşlar. İslâm'ın hizmetkârı oldular büyük zaferlerde pay sahibi oldular. Selahaddin Eyyubi gibi akıllardan adı silinmeyecek kadar eşsiz başarılara sahip kumandanlar, İdrisi Bitlisi gibi filozoflar yetiştirdiler. Kudüs gibi her kültürün merkezi olan büyük bir beldenin fethine nail oldular.
Günümüz Kürtleri diğer kavimler gibi Abede'nin ve empreyalizmin bir kuklası olmaktan öteye bir şey yapamayacaklar. Bu, onlara kimlik kazandırmayacak, kimliksizliğe sürükleyecek. Dünyayı kasıp kavuran ırkçı emperyalizmin bir oyuncağı olmaktan başka bir şey yapamayacaklar.
Şu günlerde ortamı geren ve yeniden kanlı sürece iten de Siyonizm fitne ve fücurundan başkası değildir. Bunun artık kavranması ve anlaşılması gerekir. Türkler de Kürtler de İslâm kardeşliğine sarılarak bu büyük uçurumu kapatır ve kardeşliklerini yeniden başlatabilirler. Başka seçenekleri yoktur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




