Fikir ve düşünce hayatı içinde yoğrulan insanlar, takip ettikleri kanallar dolayısıyla belli bir birikime ulaşırlar. Hemen hepimizin gençliğinde takip ettiği, üzerine toz kondurmadığı bir büyüğü olmuştur. Takip eden, takip ettiği şahsiyetle ilintili kafasında bir dünya kurmuş, bunu bir rüyaya dönüştürmüştür. Her şey yolunda giderken, takip edilen büyük en olmadık zamanda öyle sözler söyler ki, takip eden için bu sözler bir şok etkisi yaratır, kulaklarına inanamaz. Bir anda yıllardır sürdürülen rüya bir kâbusa dönüşür. Derin bir hayal kırıklığı yaşanır ve o ana kadar değer verilen, üzerine toz kondurulmayan insan artık yoktur. Sadece geride rüyaları kâbusa çeviren, yıllardır insanın içinde büyüttüğü sevgiyi bir anda sıfırlayan biri vardır.
Fikir ve düşünce hayatı içinde belli bir yere gelmiş ve birçok insanı etkilemiş olan büyüklerimizden önemli bir kısmında, bulundukları konuma çok ters düşecek, sevenlerini üzecek açıklamalara çok şahit olduk, oluyoruz. En can sıkıcı olanı hiç şüphesiz Milli Görüş hareketine ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a yönelik eleştiri sınırlarını aşan sözlerin söylenmiş olmasıdır. İşin tuhaf tarafı, söz konusu şahsiyetler geçmişte eleştirdikleri hareketin kurumlarında yer aldılar, o sayede tanındılar ve belli bir yere geldiler. Sonra da bütün bunlar hiç olmamış gibi davranarak, Erbakan'a ve ortaya koyduğu düşünceye karşı insaf sınırlarını aşan sözler söyleme cüreti gösterdiler. Bu tutarlı bir davranış değil. Hem Erbakan'ın kurumlarında yıllarca bulunacaksınız, imkâna kavuşacaksınız, sonra da en ağır ithamları yapacaksınız. Bu davranış, insaf sınırlarını aşar ve insanı başka noktaya götürür. Bizim anlayışımızda ekmeğe hürmet diye bir anlayış vardır. Bu inceliğe bile riayet edilmemiştir. Yıllardır Batı'nın, Siyonistlerin ve İslam düşmanlarının hedefinde olan Erbakan'a içeriden, zamanında çevresinde bulunmuş insanlar tarafından bir linçe tabi tutulması oldukça manidardır ve anlaşılır bir durum değildir.
Her şeyden önce Erbakan'a Müslüman olarak bir vefa borcumuz var. Bu topraklarda Müslüman olarak bulunmanın neye karşılık geldiğini bize yeniden hatırlatan, her türlü haksızlığa karşı dağ gibi duran, zoru gördüğünde kaçıp gitmeyen, ülkesinde kalarak idealleri için mücadele eden, üzerinde uygulanmak istenen projeleri elinin tersiyle iten bir kişi varsa, o da Erbakan'dır. Erbakan, bugüne kadar kendisi için değil de ümmet için yaşadı. Ne yaptıysa ümmetin selameti için yaptı. Bazıları gibi kapalı kapılar ardında kendisine biçilen rolü oynayarak Müslümanların canına okumadı. Derdinin ne olduğunu açıkça söyledi. "İslam Birliği mutlaka kurulacaktır" sözünün gereği olarak D-8 projesini hayata geçirdi. Böylece fincancı katırlarını ürküttü.
Tabi ki, zaman geçtikçe çevresindeki haleyi dağıtan, gittikçe yalnızlaşan büyüklerimiz için bu anlaşılmaz bir durumdur. Onlar yıllardır biriktirdikleri sermayeyi bir seferde bitirmenin telaşı içindeler. Aslında bu yeni bir şey değil. Bu anlayış Tanzimat'la başladı ve günümüze kadar geldi. Osmanlı'nın son dönemi, özellikle de İkinci Abdülhamit dönemi incelendiğinde bu rahatlıkla görülür. Abdülhamit, Batı dünyasına karşı Osmanlı'nın bütünlüğünü korumanın mücadelesini yaparken, o dönemin önde gelen Müslüman fikir ve düşünce adamları Abdülhamit'i tahttan indirmenin çabası içindeydiler. Hem de aynı amaç için çalışan Batı ve Siyonistlerle aynı çizgide buluştuklarının farkında olmadan bunu yaptılar. Bir tarafta Müslüman camianın önde gelen fikir ve düşünce adamları, diğer tarafta Emenuel Karasu adlı Yahudi dönmesi Abdülhamit'i tahttan indirmek için aynı amaçta birleşmişti. Ne kadar acı, ne kadar can sıkıcı bir durum değil mi? Aslında o dönemde yaşananları günümüze uyarladığımızda ortada şaşılacak bir durum yok. Sonuçta Siyonizmin kurduğu plan kusursuz işliyor.
Fikir ve düşünce hayatına yön veren büyüklerimizden bir kısmının bizi yaralayan bazı sözleri sarf etmeleri anlaşılır bir durum değildir. Bu tür açıklamalar kendilerini yalnızlaştırıyor, bir süre sonra çevrelerinde kimse kalmıyor. Doğrusu artık bu tür büyüklerimizin yanına yaklaşmakta tereddüt gösteriyoruz. Çünkü ne ile karşılaşacağımız, hangi can sıkıcı sözleri duyacağımız meçhul. Bu arada sevgili Yusuf Genç, ne dersin? Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız şoku yaşanmamış kabul edip bu büyüklerimizi her şeye rağmen saymaya devam mı edeceğiz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



