"Kim bu mağdur ve mazlum; ve o nispette de mübarek kesim?.. Bunlar, Anayasanın 10. ve 42. maddelerindeki anayasal teminata rağmen "katsayı zulmü"ne maruz bırakılan mazlumlar... İmam-Hatip Liseleri ve tüm Meslek Liseleri..."
27.Mart.2012 Pazar günü, yeni bir "Öğrenci Seçme Sınavı) yapıldı. Yüz binlerce kız-erkek genç, istikballerinin garanti altına alınması gayreti ile belki daha çok da kaybetme endişesiyle terleyecekler.
Keşke mesele sadece bilgi ve yetenek ölçme maksadıyla olsa... Hayır, her fırsatta olduğu gibi bu sefer de sistem-düzen gücünü bir kere daha deneyecek.
Ve zannedersiniz ki, düzen, din-dindara karşı daha da bilenmiştir; özgürlüklere, "eğitimde fırsat eşitliği"ne asla geçit vermeyecektir. Vermediğini bu son üniversite imtihanında acıyla ürpererek ve tiksinti ile bir kere daha gördük. Hem de "muhafazakâr-demokrat (!) bir parti" tek başına iktidarda iken. Hem de bu ve buna benzer mezalime "son verme" vadiyle milletten vekalet alarak iktidar olmuşken... Kendi vatandaşına böylesine husumet duyan bir düzen herhalde ender-i nâdirattandır. Elbet de sorumluların sorumlulukları da "ender-i nâdirattan" olacaktır.
İmtihan dedikleri cendere, imtihan falan değil tam bir zulüm cenderesi ve bu bir "ruhsal travma"dır. Çocukluktan başlatılan, gençliklerle beraber sürdürülen psikolojik baskı ve cenderelerin, " travma"dan başka bir kavramla ifadesi ne yeterince anlaşılabilir, ne de yeterince anlatıcı olabilir.
Bu "travma"nın hedefi ve mağdurları yalnız öğrenciler olmadığı gibi, sadece ana-baba da değildir. Dershâneler, saati paralı muallimler, okullar, hattâ okulların bulunduğu il, ilçe, belde, mahalle ve köyler...
Eğitimin kalitesini yükseltememiş, eşitlik ve özgürlüğü sağlayamamış Devletin, "Üniversiteye Giriş İmtihanı" denilen "Gulyabânî"nin hışmından gençleri ve gençlerle birlikte stres yaşayan çevreyi kurtarıp- koruması muhaldir. "Kalite yükseltme" diye bir derdinin ve hele-hele çabasının olduğunu düşünmek, her şeyden önce "selim akla" aykırıdır. Esasen ezmeye, "hınç etme"ye dayalı ideolojisinin emeli "başarı" değil, "dayatmasını" geçerli kılmaktır. Bundan dolayı da, ideolojik saplantısını geçerli kılsa da, evrensel eğitim düzeyini yakalaması mümkün olmamaktadır. Bunun içindir ki, 516 üniversite içerisinde, "ilk beş yüz"e bile girebilme tesellisini yakalayabilmiş değildir. Ne kadar acı, hatta sorumluları için ne kadar utanç vericidir.
Bu âkıbetten, Devlet'in çarpık eğitim ve imtihan sistemiyle, başarısızların "başarısızlıkları" sorumludur. Bunlar, "Devlet'in Çarpık Sistemi" ne itiraz etmekte haklı iseler de, kendi tembelliklerinin yükü hiç şüphesiz kendi boyunlarındadır.
Asıl, mağdur edilen bir kesim var ki, maruz bırakıldıkları vebâlin altından hiçbir "yetkili-sorumlu" kalkamaz. "Ahiret İnancı" olanlar için, şu, rahatlıkla söylenebilir: Her kim, kin ve adâvete binâen bu kesimdeki gençleri ve bu gençleri Millet ve Vatan'ın emrine âmâde kılabilmek için "saçını süpürge" eden "ana-baba"yı; tüm imkânlarını bu gençler için sefer-ber eden eğitim kurumlarını; maddî ve mânevî desteklerini bu gençlerden esirgemeyen Millet dostlarını üzmüş ise; secdeye kapanıp, ihlal ettiği kul, ümmet ve Millet hakkından kurtulmak için kıyamete kadar göz yaşı dökse, yakasını kurtarması mümkün olmaz, çünkü bu hak "kul hakkı"dır.
Kim bu mağdur ve mazlum; ve o nispette de mübarek kesim?..
Bunlar, Anayasanın 10. ve 42. maddelerindeki anayasal teminata rağmen "kat sayı zulmü"ne maruz bırakılan mazlumlar... İmam-Hatip Liseleri ve tüm Meslek Liseleri...
Anayasa'nın 2, 5, 13, 24 ve özellikle de 42. maddesiyle teminat altına alınmış olan "temel hak ve özgürlük"lerle, "eğitim hakları" ber-taraf edilen kızlarımız...
Bu zulüm ve haksızlıklar "post modern darbe"nin kalıntılarıdır.
"Kesintisiz 8 yıl"ın tartışıldığı TBMM Genel kurulundaki manzarayı, yânî, Mesut Yılmaz'ın emrine âmâde MHP ve moraran yüzleriyle ANAP'lı ve DSP'lileri hatırlıyorum.( 20. Dönem-14.8.1997 tarihli Tutanak)
Bir başka şey daha hatırlıyorum: "Evet, Anavatan Partisi... Sayın Genel Başkanı "partimin ve benim siyasî hayatıma mal olacağını bilsem, bu kesintisiz sekiz yılın çıkmasını gerçekleştireceğim" dedi. Şimdi, O'nu anlıyorum bu tavrından dolayı. Sayın Ecevit'i de anlamaya çalışıyorum; ama siz, değerli dostlarımız... Siz... Siz... ( MHP'liler ) 18 Nisan'dan önce köy köy gezdiniz. Benim köylerimdeki kırık masalarda ellerinizin izleri var, parmak izleriniz var, onu kırarken dediniz ki: "Bu okulları biz açarız, biz; ürkekler açamaz bunu, erkekler açar" dediniz. (FP sıralarından "nerede erkekler" sesleri) Ne diyeceksiniz şimdi, bana söyleyin... Ne diyeceksiniz?.."sözleriyle ben, TBMM'i kürsüsünü yumruklarken, bugünün AKP'lisi ve tek başına iktidarı; o gün ise FP'li olan arkadaşlarımız; "Bu okulları biz açarız, biz; ürkekler açamaz bunu, erkekler açar" dediniz. (FP sıralarından "nerede erkekler" sesleri ve alkışlar...") ortalığı yıkıyorlardı âdetâ...
Benim bu sözlerimi, avuçları patlarcasına alkışlayan arkadaşlarımız tek başlarına iktidardalar, aradan dört sene geçti. Bugün ise aradan on beş sene geçmiş oluyor. Bu son imtihanda da, gene "kat sayı" zulmü ve gene "baş örtüsü" engeli...
İktidara göre bu engelleri "sorun sayanların sayısı% 1,5..."
"Ürkekten" yana saf bağlayan iktidar, milletimiz için hayâtî önemi hâiz bu meseleyi % 1,5'a indirme talihsizliğine bâri düşmeselerdi...
Pırıl-pırıl, tertemiz nâsiyeleriyle kız ve erkek evlâdımız, "Devlet-Millet Kaynaşması"ndan bir kere daha dışlanmış olarak bedbinliğin girdâbına sürüklenecek. Bu, ümitsizlik zerki değil, bir gerçeğin tespitidir: Hem de AKP Gnl.Bşk. yardımcısının dilinden: "Bizim, meslek liselerinin uğradığı haksızlığı gidermek için verilmiş sözümüz var. Bu sözü tutmak için giriştiğimiz gayretler ortada. Başaramazsak, seçmen, 'Ellerinden geleni yaptılar. Bir başka imkânları olsaydı onu da denerlerdi' diye düşünecektir." İşte size gerçek niyet... Her seçimde, bozdur-bozdur harca...
Bir köşe yazarının dediği gibi: "Türbanlılar, bu iktidarın kendilerini nasıl uyuttuğunu, nasıl oyaladığını, türbanlıların sırtından nasıl siyasi oyun oynayıp oy avcılığı yaptığını bari şimdi görsünler. Onlar sizi sömürüyor, lütfen gerçeği artık görün."
Bir imtihan dönemi daha hüsranla geçti. "Serap"tan su bekleyerek yıllarını hebâ edenler, artık akıllarını başlarına devşirmelidir. 12 Haziran. 2012 tarihi gerçekten de tarihi bir fırsattır. Hiç kimsenin bahaneye sığınma hakkı yoktur... Bu yazının içerisinde 2006 yılında yazılmış olan yazımdan alıntılar da var... Buyurun ve insafla düşünün lütfen; altı yıldan bu yana ne değişmiş?.. Hiç!.. Sadece gençlerin umutları daha da kırıldı, travma daha da ezici oldu...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



