Bir karadenizli vatandaş camiye gitmiş. Vaiz efendi cemaate Yahudilerin İsa peygambere yaptıkları işkencelerden bahsediyormuş. Çarmıha germe girişiminde bulunduklarını anlatıyormuş. Karadenizli vatandaş son derece üzülmüş ve kızmış.
Aksilik bu kadar olur. Zira camiden çıkar çıkmaz, Karadenizli vatandaşımızın karşısına bir yahudi çıkmış. Böylesine kızmış olan vatandaşımız, hemen pıçağını çekmiş, yahudinin yakasına yapışmış:
- Ha pen seni keseceğim demiş. Yahudi:
- Yahu sen beni niye keseceksin ben sana ne yaptım ki diye sorunca:
- Siz İsa peygamberi öldürmeye kaşkışmışsınız, demiş. Yahudi, yahu etme eyleme o olay 2000 sene önceydi bırak benim yakamı diye kendini savununca, Karadenizli:
- Ha ben bu olayı şimdi tuydum, cevabını vermiş.
Sayın başbakanın, Kılıçdaroğlu'nun yakasına sarılarak ondan Dersim katliamının hesabını sormaya kalkışması da buna benziyor.
Ohooo siz böylesine bizi her kızdıran eski bir olayı gündemimizin en başına alarak işe başlarsanız, bizim şu sıralarda milletçe, en acil işimiz ve beklentimiz olan, yeni bir Anayasa yapmak görevimiz güme gider.
Oysaki, bilhassa devlet adamlarımızın, asla hatırlarından çıkaramayacağı ya da çıkarmaması gereken bir vazgeçilmez prensip vardır.
Bu Prensip işlemi önemine göre sırasına koymak mecburiyetidir.
Gözüken odur ki, bu prensip bir yana, bazı yazarlarımız ve bazı siyasilerimiz dahi, "bir milletin geçmişiyle hesaplaşması, elbette gerekir diye, önümüze sayılamayacak kadar, hesaplaşma konusu koymaya başladılar. Korkarız ki bu hesaplaşma karmaşasında, yeni anayasa meselesini ön plana alacak imkan ve fırsatı bulamayacağız.
Zira yeni bir anayasa yapma işi, sakin bir ortamda yapılabilir. Hem uzlaşmak zorunda olduğunuz parti ve gruplarla al takke ve külah yaka, paça olacaksınız ve hemde, hiçbirşey olmamış gibi oturup sakin kafayla barış içerisinde anayasa yapabileceksiniz.
Tahminimizce, sayın başbakan, sayın Cemil Çiçek'i uzlaşmacı kişiliğini, serinkanlılığını göz önünde tutarak TBMM başkanlığına getirmişti. Amma bu kızgınlığa itilmiş ortamda, on tane Çemil Çiçek gelse bu zor işi beceremez diye ümitsizliğe düşmeye başladık.
Ortam yeniden sütliman olacak derecede düzeltilemez mi? Elbette düzeltilebilir:
Mesela, 1965 senesinde, sayın Demirel tek başına iktidara gelmişti. İlk önemli iş olarak kalktı Milli Bakiyyeli Seçim Sistemi'ni değiştirmek için bir kanun tasarısı getirdi. O dönemde Meclis'te 6 parti mevcuttu. Beş muhalefet partisi ittifak ettiler. Milli Bakiyeli sistem, en adil sistemdir, değiştiremezsin diye engelleme yapmaya başladılar.
Engelleme mücadeleleri o kadar şiddetli safhalara erişti ki, tam üçbuçuk ay, tek başına iktidara geldiğiyle övünen Adalet Partisi, kanunun birinci maddesini bile müzakere ettirmeye imkan ve fırsat bulamadı..
Bulamadı çünki, her celse kıran kırana kavgalar oluyordu. Başkan ara veriyor, aradan sonra kavga yeniden aynı şiddetle devam ediyordu.
Meclis kavgalı olma bakımından Güney Kore meclisini geride bırakmıştı. Öyle ki stenoğrafların epeyce ağırlıklı olan koltukları, karşılıklı olarak, voleybol topu gibi uzun süre havadan düşmüyor, birbirlerine teati ediliyordu.
Tabii, bu ortamda ara verilince müteakip oturuma iki taraftanda Gazi milletvekillerinin kimisi sarık sarmış gibi kafası sarılı geliyor, kimilerinin ise kolları sakatlandığı için kolu asılı oluyordu.
Abartmıyorum. İsteyenler o kavgalı celselerin zabıtlarını açıp okuyabilirler.
Hatta bu kavgalardan birinde, oturduğu koltuk en önde ortada olan İnönü'yü genç bir CHP'li milletvekili kucağına alıp kulise kaçırmıştı.
İnönü ne oluyor, ne yapıyorsun deyince:
- Paşam yangından en önce en kıymetli mal kaçırılır. Siz ise ateş hattındasınız, sizi ateş hattından çıkarıyorum deyince:
- Bu henüz ateş hattı değil, ateş hattı daha ileride, cevabını vermişti.
Peki sonra ne oldu diyeceksiniz:
Kimler nasıl araya girdiyse bilmiyorum. İsmet Paşa ile Demirel arasında Bir siyasi bahar havası estirildi.
Rahmetli Bölükbaşı bu havayı anlatırken iki liderin birbirlerine, portakal soyarak ikramda bulunduklarını bile dile getiriyordu.
- Evet, siyasi bahar havası estirildi. Milli Bakiyyeli Sistem tarihe kavuştu. Yorgan gitti kavga bitti.
Oysaki çoğu kimseler, bu kavganında karakolda biteceğinden korkuyorlardı.
Tekrar konumuza gelelim:
Evet siyasi bahar havası, bilhassa yeni anayasa için, olmazsa olmaz denecek derecede, gereklidir. Bu iş beyin ameliyatı kadar önemlidir. Sinirler gergin iken bu kadar önemli bir iş başarılamaz. Çünki Anayasanın her kelime ve her noktası ve virgülünde milli mutabakat hasıl olması gerekir.
Keyfiyeti Milletvekillerimize, yazarlarımıza ve kamuoyumuza ehemmiyetle arz ve havale ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



