Brezilya daha 10 yıl öncesine kadar dünyanın en çok borcu olan, ekonomisi iflasın eşiğine gelmiş, gelir dağılımı aşırı derecede bozulmuş, halkının büyük bölümü açlık sınırında yaşayan bir ülkeydi...
Bugün Brezilya, küresel bir aktör olma yolunda hızla ilerliyor. Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya'nın ardından uzmanlar tarafından "kutup başı" olabilecek ülkeler arasında gösteriliyor.
Brezilya'nın 10 yıl gibi kısa bir sürede derlenip toparlanması ve yeniden kendi ayakları üzerinde durmaya başlamasının ardında şimdiki Devlet Başkanı Lula da Silva var. Lula da Silva'nın başarısı, "bir kişi çok şeyi değiştirebilir" sözünün de ispatı aynı zamanda.
Brezilya'yı yoksulluk ve borç batağından çekip çıkartan ve küresel devletlerle rekabet edebilir hale getiren Devlet Başkanı Lula da Silva'nın hayat hikayesi de ilginç. Sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak hayata başlıyor. Yoksulluktan dolayı okula çok az gidebiliyor, 12 yaşından itibaren ayakkabı boyacılığı, postacılık, çamaşırhane işçiliği gibi çeşitli işlerde çalışıyor. Daha sonra bir metal fabrikasında çalışmaya başlaması hayatına sendikacılığı sokuyor. Sendika başkanı oluyor, büyük grevleri örgütlüyor, işçi partisini kuruyor, 2002 yılında da rakibi sosyal demokrat adayı geride bırakarak, Brezilya'nın Devlet Başkanlığı koltuğunda oturuyor.
12 yaşında ayakkabı boyayan, çamaşırhane işçiliği yapan, yoksulluktan okula gidemeyen Lula da Silva, Brezilya'yı yönetmeye başlayınca ilk işi ülkesinin gırtlağını sıkan, halkını yoksullaştıran ve kendisine bağımlı hale getiren Dünya Para Fonu IMF ile masaya oturmak oluyor. Lula da Silva IMF macerasını şöyle anlatıyor: "IMF direktörü, 'bizim artık IMF'ye ihtiyacımız yok' dediğimde nasıl şaşırdı. IMF'ye borç vermek istediğimizi söyleyince de kızdı. IMF bugün bize ve size uygulayacağımız politikaların ne olması gerektiğini dikte ediyor. Hükümetler akıllı davranmalı ki, ekonomi tekrar ayağa kalksın..."
Brezilya Devlet Başkanı üretimden, sanayileşmekten ve ticaretten yana bir bakış açısına sahip. Bu nedenle dünya genelinde kağıt üzerinde dönen sanal finansal yapıya ateş püskürüyor: "Dünya üzerindeki finansal sistem düzenlemeye tabii değildi; bir bardak, bir papuç, bir gömlek üretmeden para kazanıyordu. Sırf spekülasyona dayanarak büyük kârlar elde ediyorlardı. Tek bir bonodan bankalar zengin oluyordu. Ama küresel ekonomik krizle birlikte şimdi maskeleri düştü. Artık finansal sistemin sadece sanayi sektörüne yeni gelir üretmesi için kullanılması gerek. Bankacının parası tarıma, imalat sanayine ve ticarete akmalıdır."
Brezilya Devlet Başkanı'nın ülkemizde yaptığı konuşmaya bakınca Türkiye'ye karşı özel bir ilgisinin ve sevgisinin olduğu anlaşılıyor. Türkiye ile daha çok ekonomik ve sosyal işbirliği imkanları aradığını şu ifadelerle hatırlatıyor: "İş adamlarına sesleniyorum, 'cüretkar olma günü geldi' diyorum. Ticari ilişkilerden korkmamak gerektiğine inanıyorum. Saatte 100 kilometre değil belki ama 50 kilometre hızla hareket edebiliriz diye düşünüyorum. Aksi halde 21. yüzyıl sonuna geleceğiz, yine yoksul kalacağız. Bizim yoksulluğumuz bizi on yıllarca yöneten vasat insanların sorunudur..."
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva'nın sahip olduğu vizyonun, uluslararası ilişkilerin hızla değişen yörüngesini kavramadaki üstün becerisinin ve ülkesini kısa sürede diz üstü çökmüş halinden ayakları üstünde duran hale getirme başarısının, takdir edilmesi ve örnek alınması gereken bir başarı olduğuna inanıyorum.
Brezilya'nın kısa sürede sağladığı üstün gelişme ve kalkınmayı Türkiye'nin sağlayamamasına ise üzülüyorum. Kaçırdığımız fırsatları değerlendirmiş olsaydık, büyük ihtimalle şimdi Rusya, Çin ve Hindistan'ın ardından küresel ölçekte kutup başı ülke olarak Türkiye'nin adı zikrediliyor olacaktı.
Bu kadar borcumuz olmayacaktı, halkımız böylesine yoksul kalmayacaktı, geleceğimizden böylesine umutsuz olmayacaktık.
Bizi yönetenlerin Brezilya'nın başarısından alacakları çok dersler var. Onca fırsatın kaçırılmış olmasına rağmen hiçbir şey için geç değil. Türkiye eğer doğru bir strateji ile yola çıkabilir ve toplumsal motivasyonu sağlayabilirse, geriden gelmesine rağmen pekâlâ rakiplerine yetişme imkanı bulabilir.
Ama Brezilya Devlet Başkanı'nın da söylediği gibi, "bizim yoksulluğumuz bizi on yıllarca yöneten vasat insanlardan" kaynaklanıyor.
Demek ki önce "doğru yöneticiyi" seçeceğiz.
"Tek bir kişinin, çok şeyi değiştireceğine" inanacağız.
Gemiyi ehliyetli kaptana emanet edeceğiz ki pusulamızı şaşırmadan okyanuslarda yönümüzü bulabilelim, yanlış limanlara yanaşmayalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




