Türkiye'nin maruz kaldığı askeri müdahalelerin siyasi ve toplumsal hayata etkileri konuşulurken, 1980 darbesinden 8 ay önce alınan 24 Ocak Kararları pek dillendirilmez. Halbuki, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal hayatı şekillendirilirken, ekonomik yapısına etki eden önemli olaylardan birisidir. Dünyadaki hakim ekonomik sisteme uyum anlamında önemli bir yeri vardır ve Türkiye'nin "serbest pazar" adı altında küresel çarka dahil edilmesine vesile olmuştur.
24 Ocak Kararları darbeci idare tarafından da benimsendi ve daha sonra da ANAP'ın iktidar olmasıyla birlikte Türkiye hakim ekonomik sistemin kendisinden istediklerini vermeye başladı. Darbeci idarenin benimsemesi, o döneme ait gün yüzüne çıkan CIA destekli olduğu gerçeğiyle örtüşüyor zaten. ANAP'ın da 24 Ocak kararlarına sarılması, Türkiye'nin istenen istikamete sevk edilmesine zemin hazırladı.
ANAP iktidarı yıllarında ilkokul öğrencisiydim. O döneme ait aklımda kalanlar ille de "zam", "kazık", "orta direk" ve "çağ atlamak" ifadeleridir. Karikatürlerde, eleştiri yazılarında, parodilerde zam olgusu çok sık işlenir, vatandaşın yediği kazık üzerinden espriler yapılırdı. Orta direk kavramı, yine zam ve kazık metaforları üzerinden değerlendirilir ve "orta direk bitti" yargısı vurgulanırdı.
Buna mukabil ise, "İcraatın İçinden" vasıtasıyla verilen yanıtlar vardı. Türkiye'nin geliştiği, ilerlediği anlatılır ve hepsini özünde barındıran bir ifade olarak "çağ atlamak"tan bahsedilirdi. Buna delil olarak da, otoyollar, her evde telefon, renkli televizyon olması, F-16'lar gibi çeşitli görüntüler döndürülürdü. Elbette ki, "çağ atlatan" şeyden kasıt satır aralarında gizliydi ve muhtemelen Türkiye'nin 24 Ocak Kararları'nı kabul etmesine dayandırılıyordu. 24 Ocak Kararları'nı hazırlayan dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal'dı zaten.
O dönemdeki zihniyette "Küçük Amerika" olma amacı vardı muhakkak. Küresel sisteme ayak uydurayım derken 80'li yıllarda iğdiş edilen "orta direk", toplumun zenginler ve zengin olmayanlar şeklinde ayrılmasına sebep oldu. Zenginler devamlı zenginleşiyor, geriye kalanlar ise orta direkten her geçen gün uzaklaşıp "ne orta direk, ne yoksullar" ve "yoksullar" olarak devam ediyorlar hayatlarına.
Bu noktada, devamlı örnek aldığımız Amerika'yı geçtiğimiz için kendimizle gururlanabiliriz. Bugünlerde ABD'nin finans merkezi Wall Street'te yaşanan protestolar tam da bizim "orta direk" tabir ettiğimiz kesimin isyanı gibi çünkü. Biz 25 sene önce bitirmiştik orta direği, onlar 2000'li yıllara kaldılar. ABD'de orta gelir seviyesindeki mesleklerin payı 1980'de yüzde 52 iken, bugün yüzde 42'ye düşmüş durumda, ki "orta direk" eriyor demek mümkün bu şartlarda.
Dünyanın en zengin ulusu olmadığımız halde en pahalı benzinini ve internetini kullanıyor, en pahalı etini yiyor, en çok vergisini ödüyoruz. Vergi oranları öyle bir hale geldi ki, gerçekten de "vergi yükü" demek mümkün. (Literatürde de "vergi yükü" olarak geçer, ancak şimdi gerçekten de yük.) 100 TL'lik bir cep telefonu görüşmesinin 40 TL'si vergi olarak kesiliyor. 1600 cc'ye kadar olan otomobillerde vergi yükü yüzde 61,7, 1600-2000 cc otomobillerde yüzde 112 ve 2000 cc'nin üzerindekilerde ise yüzde 171'i buluyor. Bunlar sadece birer numune tabii. Hangi mal kalemine el atsanız dünya kadar vergi ödüyoruz. Saymaya kalksanız yorulacağınız bir çok vergi vatandaşların kesesinden devletin kasasına akıyor, ancak ne açıklar kapanıyor ne de borçlar ödenebiliyor.
Nasıl bir ekonomik sistemse bu, ücretlinin anında maaşından kesintiler yapılıyor, yetmiyor KDV, ÖTV, vs. vs. bir çok vergi alınıyor. Yüksek gelir grubundaki bir çok kimse, gelirleriyle kesinlikle orantılanamayacak vergiler ödüyorlar (veya ödemiyorlar). Olan sürekli dar gelirliye, sabit gelirliye, ücretliye, işçiye, memura, velhasılı kelam eski tabirle (çünkü çoktan öldü) "orta direğe" oluyor. Geçtiğimiz haftaki "güncelleme" (zammın yeni adı) güya zenginden vergi almak olarak yorumlandı ama gerçekte kurumlar ve gelir vergisi olarak toplayamadıktan sonra dolaylı vergileri arttırmak sadece tüketimin önünü keser. Bu yolla adamakıllı bir vergi hasılatı beklemek çok da doğru değil.
Bu kadar vergi topladığı halde hâlâ cari açıktan, hâlâ borçlardan, borçların faizlerinden, hala kemer sıkmaktan bahseden birilerinin varlığı, ekonomik sistemin çarpıklığına işarettir sadece. Zenginlerin daha da zengin olması üzerine kurulu bir ekonomik sistemden adalet veya hakkaniyet beklemek doğru olmayacaktır. 24 Ocak Kararlarıyla kendimizi adapte etmeye çalıştığımız sistem tam da bunu istiyor zaten. Bu gidişle, 30 sene önceki "kemer sıkma" diyaloglarını yine duyacağız galiba. Uygulamak için yırtındığımız ekonomik sisteme tüm dünyadan itirazlar geldiğini de unutmamak gerek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



