Sayın Başbakan'ın geçtiğimiz günlerde basına tepkisinin nedeni borsada yaşanan yüzde 6 civarındaki değer kaybıydı. Her zamanki jargonla "felaket tellallığı" gündeme geldi ve iyiyi kötü göstererek borsada yaşanan düşüşe sebep oldukları gerekçesiyle köşe yazarlarına verdi veriştirdi. Her nedense, benzer bir tepkiyi açıklanan rekor işsizlik rakamları için görmemiz mümkün olmadı. Demek ki, borsa günümüz "muhafazakar demokratlarının" kutsalı ve işsizlik, üretimsizlik gibi haller de sıradan şeyler. Serbest rekabete ölümüne inandıklarından olsa gerek, işsiz kalanları veya iş bulamayanları da "beceriksizlikle" suçlamayı da normal karşılıyorlar.
Geçenlerde Büyükşehir Belediyesi'nin bir eleman ilanını gösterdi arkadaşlar. 300 adet "İtfaiye Eri" alınacakmış ve bunların yekûnu verilmiş: 200 tane lise, meslek lisesi veya dengi okul mezunu, 26 tane Şehir ve Bölge Planlama mezunu, 25 tane İnşaat Mühendisliği mezunu, 20 tane Makine Mühendisliği mezunu, 10 tane Elektrik, Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunu, 15 tane Harita Mühendisliği / Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği mezunu ve 4 tane Hukuk Fakültesi mezunu alınması öngörülmüş. Lise, meslek lisesi ve dengi okullar ve ilgili meslek yüksekokulları anlaşılabilir, ancak söz konusu edilen 4 senelik fakülteler, hele ki Hukuk, İnşaat, Makine (ve diğerleri de tabii) gibi bölümlerin mezunlarının "itfaiye eri" olarak istihdam edilmek istenmesi çok tuhaf geldi. Herkesi üniversite mezunu yapma gayesinin varacağı nokta bu herhalde, olur olmaz işlerde istihdam etmek ve "bizim personelimizin bilmem ne kadarı yüksek tahsilli" demek galiba. Geçtiğimiz aylarda, kızlı-erkekli üniversite mezunları yine "itfaiye eri" olabilmek için zorlu parkurlarda fizik-kondüsyon-atlama-zıplama imtihanlarında ter döküyorlardı. Aldıkları eğitimi koşu parkurunda, merdiven tırmanırken ve su sıkarken kullandılar (!). Demek ki, günümüzün gözde mesleklerinden birisi haline gelmiş itfaiye eri olmak. (İtfaiyeciliği taşerona teslim eden zihniyet de cabası, itfaiyeciliğe ve itfaiyecilere değil sözümüz) Hukuk bitirmiş birisi, herhalde yangını söndürürken usul ve esas açısından uygunluğuna falan bakacak, başka bir açıklama bulan varsa beri gelsin.
Yüzde 13-14'e demirlemiş işsizlik rakamlarının üniversite mezunları arasında çok daha yukarılarda (en son bir araştırmada yüzde 25). Türkiye'de, üniversite mezunu işsiz olgusu kanıksandı, garip karşılanmıyor. Kayserililere atfen şaka ile karışık söylenen, "adam olacakların ticarete, olmayacakların okumaya" yönlendirilmesi gibi "okumuşların" işsiz kalması da sıradanlaştı. Belli üniversiteleri ve bölümleri hariç tuttuğunuzda, pek çok insan için "kısa dönem askerlik" vesilesinden öte bir şey değil yüksek tahsil. Toplumsal olaylara, gelişmelere, yozlaşmalara baktığımızda, "okuyup da profesör mü olacaksın?" ifadesindeki sakillik ve hafife alma, tahsil yapmaya galip gelmiş besbelli. Bundan böyle diploma, uğruna duvara çivi çakmayı bile gerektirmeyecek kadar sıradan bir objedir, bir övünç vesilesi değildir.
"Üniversiteye kapağı atmak" şeklinde formüle edilen yüksek tahsil, pek çok gence hayal kırıklığı ve işsiz günler haricinde pek bir şey vaat edemez oldu. Kimi üniversite mezunu (mesela meslek lisesi mezunları), lise mezunu kadrolarına da başvurabilme hakkını istiyorlar çaresizlikten. Kimin aklına gelirdi ki böylesi? Lise mezunu olsalar, lisede öğrenimini gördükleri branştan iş bulabildikleri halde, üniversite mezunu olunca bu haktan mahrum kalmaktan yakınanlar var. Bütün bu girift hesaplar, eldeki diplomanın giderek bir anlam ifade etmemesiyle ilgili elbet. Diplomanın karşılığı iş olmaktan çıkıyor, alengirli hesaplara kalıyor meydan.
Üniversite mezunları, işsizlik konusunda yakınmaya devam ederlerken, kara mizah gibi yeni yeni üniversiteler açılıyor lise sayısı bile sınırlı şehirlere. Tek bir binadan ibaret üniversiteler bunlar. İmkanları yerinde, köklü muadillerinin mezunları dahi işsizlikten yakınırken, bu yeni kurulanların mezunlarının şansı ne olabilir ki? Burada bir terslik var. Tüm lise mezunlarını üniversitelere alırsak da herkes üniversiteli olabilir pekala, şimdiki gibi kasabalara, köylere üniversite kurarak da. Ancak, bunun pratikteki faydasını, bir çözüm olup olmadığını düşünmek gerek. Yüksek tahsil yapanların sayısını arttırmak bu değil ki. Mevcut yüksek tahsil yapmışların kalitesini yükseltip, iş imkanı sunmak mı daha mantıklı olur, yoksa "üniversite mezunu" etiketli ve işsiz mezunlar yığınına yenilerini eklemek mi?
Eğitimdeki çarpıklıkların sayısı çok aslında. Mesela, atanmayı bekleyen öğretmenlerin durumu var. Türkiye'de binlerce açık kadro bulunmasına rağmen bunların pek azına atama yapılıyor, hatta bazılarına hiç atama yapılmıyor. (Almanca ve Fransızca öğretmenlerinin durumuyla ilgili bir haber birkaç hafta önce çıkmıştı gazetede) Bir arkadaşımın anlattığına göre, bitirmiş olduğu Fransızca Öğretmenliği bölümünden bir sınıf arkadaşı, para yatırarak İngilizce Öğretmenliği formasyonu alıyor. Görüntüde 2 aylık bir kursa tabii tutuluyorlar, ama sadece parasını yatırıyor ve kursa hiç devam etmeden sertifikasını alıyor. Daha sonra da, Fransızca mezunu olmasına rağmen İngilizce Öğretmeni olarak atanıyor. (Tabii, bu arada benzer sertifika kurslarına katılıp açıkta kalanlar, parası boşa gidenler de cabası) Bu tek bir örnektir ve başlı başına bir garabettir. 4 sene Fransızca tahsil eden birisini, hiç bilmediği bir dilin öğretmenliğine atayan bir yapı çarpıktır. Yüksek öğrenimin ne kadar değersizleştiğini gösterir bu durum sadece.
Bir tuhaf nokta da, Türkiye'nin binlerce öğretmene ihtiyacı olduğu halde, maliyetleri kısmak adına "vekil öğretmenlik", "sözleşmeli öğretmenlik" gibi ara kadroların varlığıdır. Mesela, bir vekil öğretmen, azami sayıda derse girse alacağı ücret 700 TL civarında bir tutardır. Buna, bir de yaz aylarında ücret alamaması ve sigorta primlerinden muaf olmayı ekleyin. Böylesi bir eğitim sistemi, taşerona ihale edilmiş bir işe benziyor, ki devletin asli görevlerinden birisi olduğunu hatırlatmaya gerek yok.
"İhtiyaç olduğu halde alım yok" şeklinde özetlenebilecek olan atanamayan öğretmen adaylarının durumu, bir sınavdan diğerine umudun sürmesine bağlı bu günlerde. KPSS'den yüksek puan almaya, kadro açılmasına, şansının yaver gitmesine bağlı iş bulup bulamaması. Diplomasına kahretmesi de bundan belki. Öte tarafta da, bir inşaat veya makine mühendisi, hukuk mezunu, itfaiye merdiveninde, su sıkma sınavında, koşu parkurunda başarılı olup bir "kadro" kapabilmeyi düşleyecek. Bahsi geççen itfaiye eri ilanının eğitimli insana hakaretten bir farkı yok. Bir ülke için yetişmiş insanını atıl tutmak veya işsiz gezdirmek ne acı, aynı bu konuların konuşulmaya veya üzerine düşünülmeye bile değer bulunulmaması gibi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




